Liberal Türkiye Oluşumu tarafından inkılâp tarihi (İT) derslerinin kaldırılması için başlatılan kampanyayla ilgili yazıma çeşitli çevrelerden itirazlar ve eleştiriler geldi. Bunların çoğu lüzumsuz bir öfkeyi ve saldırganlığı yansıtıyor. Pek az bir kısmı üzerinde durmaya değer fikirlerin taşıyıcısı.

İtirazların bir kısmı, bu derse son verilmesinin tarihimizi öğrenme imkânını ortadan kaldıracağı endişesine dayanıyor. Yeni nesillerin tarihimizi öğrenmesi gerektiği açık. Kampanya zaten öğrencilere tarih öğretilmemesini istemiyor. Daha geniş bir zaman dilimini kapsayacak ve ideolojik endoktrinasyona dönüşmeyecek tarih derslerinin konulmasını öneriyor. Dolayısıyla, bu itiraz gereksiz ve geçersiz. Mevcut hâliyle İT dersleri öğrenciyi bilgilendirmeyip şartlandırıyor ve onun muhakeme ve sorgulama yetilerini törpülüyor.

İtirazların bir kısmı daha farklı bir çerçeveye oturuyor. Bunlar diyor ki, eğitim sistemimizin tek problemi İT dersi değil. Meselâ mecburî din eğitimi problemi var ve tutarlı olmak için İT derslerine ilâveten mecburî din derslerinin de kaldırılmasını talep etmek lâzım. Türkiye\’de din eğitiminin çok çeşitli yönleri olan bir problem teşkil ettiği aşikâr. Nitekim, bu yüzden konu on yıllardır tartışılıyor. Ancak, İT dersiyle din dersi birbirine alternatifi değil. Birinin kaldırılmasını istemek öbürünün kaldırılmasını istememeyi gerektirmez. Peşinden koştuğumuz şey tercih hakkı ve özgürlük olduğu için, bunlardan birinde atılacak özgürlükçü, seçenekleri genişleten bir adım diğerinde adım atmayı da kolaylaştırabilir. Ayrıca, süregiden umumî mücadelelerle tek hedefe kitlenen kampanyaları birbirine karıştırmamak lâzım. Kampanyalar, faaliyetin doğası gereği, dar hedefler kapsamak zorunda. Bütün hedefleri kapsayan bir kampanya yürütülemez. Bu yüzden, İT dersine karşı açılan kampanyaya din derslerini kapsamıyor diye itiraz etmek veya bu yüzen onu yetersiz bulmak hem mantıksız hem de son zamanlarda bazı çevrelerde iyice yaygınlaşan toptancı tavrın bir yansıması. Aynı zamanda bu bakış soyut ilkeler etrafında hayatın kolayca tanzim edilebileceğini, tarih, sosyoloji ve psikolojinin hiçbir önemi olmadığını sanan devrimci, maksimalist bir yaklaşım. Hayat böyle ilerlemiyor. En sağlıklı ve kalıcı iyileştirmeler birden değil adım adım ortaya çıkabiliyor. Ülkemizin eğitim sistemini değerlendirecek olursak ilköğretimden üniversiteye eğitimde tercih özgürlüğünün genişlemesinin önündeki en büyük engelin Kemalist içerik olduğu açık.

İT dersleriyle din dersleri arasında bir mühim fark var. İlki bir ideolojik imalât ve yukardan aşağı topluma empoze ediliyor. İkincisi ise aşağıdan yukarı gelen bir talep. Dolayısıyla, biri meşruiyetten yoksunken diğeri meşru. Ancak bu elbette din derslerinin dinî çoğulluk göz ardı edilerek tek dinî öğreti açısından verilmesini savunmak anlamına gelmez. Bu çerçevede, örneğin, Alevî ailelerin çocuklarının Sünnî din eğitimine tâbi tutulması veya ateist ailelerin çocuklarına da okullarda din dersi verilmesi açık bir insan hakları ihlâlidir.

Din eğitiminin tanzimi sanıldığı kadar basit bir mesele değil. Yıllar önce dünyada din eğitimi üzerine kapsamlı bir araştırmada çalışmıştım. Pek çok ülkede din eğitiminin yapılışını incelemiştik. Bu münasebetle ilgili literatürden ve dünyadaki din eğitimi modellerinden haberdarım. Herkesi her bakımdan tatmin edecek bir model yok. Temel mesele din eğitiminin devlet tarafından bir kamu hizmeti olarak görülüp görülmeyeceği. Buna verilecek cevap seçilecek modeli belirleyecektir. Ancak, bu cevap, siyasal toplum yanında, özellikle demokraside, sivil toplumdan gelen taleplere de bağlıdır. Çok kısaca özetleyeyim. Bir model devlet okullarında din eğitiminin tamamen dışlanmasıdır. Sanırım kampanyaya itiraz edenlerin bir kısmı bunu savunuyor. Ancak, bu modeli seçeceksek, ilâve bir noktayı daha belirtmemiz gerekir: Din eğitiminin sivil topluma (yani gruplara, cemaatlere) bırakılması. Buna kim ne kadar hazır emin değilim ve bu yolun toplumda da sanıldığı kadar çok destek görmeyeceğinden korkarım. Ben bir toplantıda Alevî kanaat önderlerinin önemli bir bölümünün bile din özgürlükleriyle ilgili sorunlarını devletten bağımsızlaşarak değil devlete diyanet üzerinden eklemlenerek çözmek istediklerine, bu yolu tercih ettiklerine veya bunu bir mecburiyet olarak gördüklerine şahit oldum.

Din eğitiminin kamu hizmeti olarak düzenlenmesi tercih edilecekse, dikkat edilmesi gereken şey, din eğitiminin tek din (veya mezhep) üzerinden yapılmaması ve bu bakımdan vatandaşların negatif ayrımcılığa maruz bırakılmamasıdır. Bunu söylemek yapmaktan çok daha kolaydır. Mesele bir ilkeyi kabul etmekle çözülmüyor. İlkeler kendi kendilerini uygulamaz, insanlar tarafından uygulanır. Her insanın, insan grubunun tarihi, tecrübesi, tercihleri, sosyolojisi ve psikolojisi vardır ve bunlar bir kenara bırakılarak yaşanamaz, davranılamaz.

Meraklılar için söyleyeyim, şöyle bir kampanyaya itirazım yok: \’Devlet okullarından din eğitimi tamamen kaldırılsın ve din eğitimi topluma bırakılsın\’. Söz veriyorum, birileri açarsa, bu kampanyaya, meselâ, \’Kürtçe eğitimi niye kapsamıyor?\’ diye itiraz etmeyecek ve bunun Kürt meselesinde \’hükümetin elini kuvvetlendirdiği\’ iddiasında bulunmayacağım. Bunun üzerinden kimsenin demokratlığını da sorgulamayacağım. Zira, hem kampanya açmanın ne anlama geldiğini ve bir kampanyanın hangi özellikleri taşıması gerektiğini biliyorum hem de bağcıyı dövmeyi değil üzüm yemeyi seviyorum…

BU yazı Yeni Şafak Gazetesi\’nde yayınlanmıştır.