.: Yusuf Şahin

İngilizce eğitimi yeniden ele alınmalı

What is this? This is a pencil.

Eğitimin zorunlu olması, büyük bir sorun. Bunu daha önce yazdım. Hadi, zorunlu bir eğitim var. Bunu 8 yıldan 12 yıla çıkarmak, bu daha büyük bir sorun. Bunu da yazdım. Geçmişte, işin “zorunlu” olmasının yanı sıra, başka yönlerden de eğitim sistemimizi eleştiriye tuttum. Bunlardan biri de dil eğitimiydi.

Şu kadar yıl İngilizce dersi verdiğimiz öğrenciler, üniversiteye de geldiğinde hâlâ “What is this?”, “This is a pencil” düzeyinde ilerliyor. Tek kelimeyle, yazık, demiştim.

***

Yıllardır, bazı üniversitelerimizde programların bir kısmında %30 yabancı dille eğitim diye bir şey var. Tam bir komedi.

Buna göre, %30 İngilizce eğitim verilen bölümü kazanan öğrenciler, önce bir yıl hazırlık okuyorlar. Sonra, bu öğrencilerin bazı dersleri İngilizce alması bekleniyor.

Peki, hazırlıktan sonra dil bilgimiz İngilizce ders almaya yeterli hale geliyor mu? Hayır. Diyelim ki, öğrenci yeterli; bu öğrencilere ders verecek hocamız var mı? Genellikle, bu nitelikleri haiz hocamız da yok.

Şu halde bu sistem niçin sürdürülmek isteniyor? Bu, ancak psikologların karar verebilecekleri bir durum. İd, ego, süperego gibi bir takım kavramlar devreye sokulmalı, belki. Yani burası, anlayabildiğim ve kavrayabildiğim bir alan değil.

Programlarında %30 İngilizce ders anlatılan bölümler olmasının hiç mi yararı yok? Var. O da, bu bölümlere gelen öğrencilerin giriş puanlarının diğerlerinden birkaç puan daha yüksek olması. Ama o kadar, daha fazlası değil.

***

Bir de tabii ki ODTÜ, Boğaziçi ve Bilkent gibi öteden beri tamamen İngilizce eğitim veren yükseköğretim kurumları var. Bir de, son zamanlarda, bunlara özenenler.

Ben, lisans eğitimim esnasında, ikinci sınıfta –yedi yıllık İngilizce eğitiminden sonra- İngilizceden kalan ve ondan sonra bu dili öğrenmeye karar veren biriyim. Bu dile ne kadar hâkim olduğum, tartışmalı. Yüksek lisansımı ODTÜ’de yaptım. Amacım, dilimi biraz daha ilerletmekti. Türkiye şartlarında fena sayılmayacak nitelikte bir de tez yazdım. Üstelik de İngilizce. 

1998 yılında da İngilizceden çeviri yapmaya başladım. Bugüne kadar tek başıma üç kitap (L. von Mises, Anti Kapitalist Zihniyet, Ankara: Liberte Yayınları, 2004; L. von Mises, Sosyalizm, Ankara: Liberte Yayınları, 2007; L. von Mises, Kadir-i Mutlak Devlet: Totaliter Devlet ve Topyekûn Savaşın Yükselişi, Ankara: LiberteYayınları, 2010), Prof. Dr. Mustafa Erdoğan Hocamla ortaklaşa bir kitap (N. P. Barry, Modern Siyaset Teorisi,Ankara: Liberte Yayınları, 2013) ve otuza yakın da makale çevirdim. (Bu çevirilerde Prof. Dr. Atilla Yayla Hocamın moral desteklerini belirtmem gerekir.)

***

Dil, bir uygarlığın sahip olduğu birikime nüfuz edebilmek için oldukça önemli, bunu burada tartışacak değilim. Bu açıdan, meselâ, çeviri faaliyetleri uygarlıkların sıçramalı olarak ilerlemesi bakımından kayda değer çabalar, bunu biliyorum. Yani, özetle, dilin, dil öğrenmenin önemsiz olmadığını biliyorum. Bunu bugüne kadar yapıp ettiklerimle de ortaya koydum zaten.

Bilemediğim ve anlayamadığım şey, dilin, hemen her aşamada bu toplumun geleceğini inşa edecek kuşaklarının önüne, bir engel olarak koyulması.Bunun geçmişte yapılmasını anlayabiliyorum. Zira İngilizce (veya başka bir dil) Anadolu’dan gelen geniş kitlelerin daha baştan sistemin dışına itilmesi için önemli bir gerekçe oluşturuyordu. Ya bugün?

Mehmet Sağlam, kendisiyle yapılan bir röportajda, yıllar önce, -mealen- şunları diyordu: Eğer yurt dışına gönderilecek öğrencilerde dil şartını arasaydık, Anadolu’dan kimse yurt dışına gidemezdi.

Eskiden yabancı dil duvarını örenler, tek parti döneminin elitleriydi. Şimdilerde ise bunu çevreden merkeze bir şekilde gelebilmeyi başaranlar yapıyor.

İnsan üzülüyor.

***

Devlet, dille ilgili illa bir şey yapmak istiyorsa bence şunu yapması daha hayırlı olur: Üniversitelerin hazırlık programları için ayrılan kaynakları kendini ispat etmiş yayınevlerine teşvik olarak verebilir ve Hasan Âli Yücel’in başlattığı ama yarım kalan tercüme faaliyetlerini devam ettirebilir.

***

Bir de tabii ki üniversitelerde yükselmek için İngilizce yayın şartı var. Evet, artık pek çok akademisyenimizin İngilizcesi var; ortalık da İngilizce yayından geçilmiyor. Ama bir de bu yayınların “niteliği” diye bir sorun var. Zira artık üniversitelerimizde iş –amiyane tabirle- “Yürü, kaç yabancı yayının var, onu görelim”e dönüşmüş durumda.

Bu yayınların kaçı sadra şifa yayınlar? Kimse bunu sorgulamıyor.

Birileri bu İngilizce saplantısına “Dur” desin, lütfen.

RotaHaber, 15.01.2013