.: Cennet Uslu

İlk yazı…

Yeni Yüzyıl Gazetesi’nin tekrar yayın hayatına başlayacağını duyduğumda umutlandım ve heyecanlandım. Beni umutlandıran Gazetenin, mevcut medya dünyasının propagandist, partizan ve kalitesiz ahvalinden sıyrılabilecek bir yayın organı olabileceği düşüncesiydi. Heyecanlandıran ise ilk yayınlandığı dönemde hevesle alıp okuduğum bir gazetede yazar olmamın istenmesiydi.

Malum, ülkede cepheleşmiş iki siyasi kesim, iki ayrı kamuoyu ve bu kamuoylarına hitabeden “iki merkez medya” mevcut. Daha önceden hegemonik tek bir merkez siyaseti ve bu siyasi merkeze göre ve yanında konuşlanmış hegemonik tek bir merkez medya vardı. Diğer bir değişle tek kutuplu bir merkez siyaset ve tek kutuplu bir merkez medya mevcuttu.

2003’ten buyana çevredeki toplum kesimlerini Ak Parti’nin merkeze taşımasıyla birlikte yaşanan değişim medyaya da yansıdı.

Eski merkez medya yerinde kalırken, medyada ikinci bir merkez ortaya çıktı. Bu iki merkez medya Mayıs 2013’ten beri kesifleşen Erdoğan karşıtlığı ve Erdoğan destekçiliği ile tanımlanan bir politika üzerinden kutuplaştı. Böylece artık iki “kutba” yerleşmiş iki “merkez” medyamız olmuş oldu.

“İki kutuplu merkez medya” ifadesinde; merkezden kasıt geniş toplum kesimlerine yaygın şekilde ulaşabiliyor olması, kutuptan kasıt aşırılıkta bağnazlık gösteriliyor olmasıdır.

Eski merkez medya cemaat ve PKK medyasıyla birlikte Erdoğan devirmeciliği birleşik siyasi hareketinin aparatı haline dönüştü. Klasik medya sosyal medyanın arkasından gitmek suretiyle hızla üretilen ve yayılan yalan, uydurma, manipülatif, düşmanlaştırıcı ve hedef gösterici haber ve yorumlara platform oldu.

Erdoğan’ı devirme hırsı o kadar yüksek ve cephe o kadar genişti ki Erdoğan karşıtlığı ile bezenmiş yorum ve haberlerin dozu yetersiz bulunarak gittikçe artırıldı. Süflilik klavyelerden akmaya başladı. Koku her yeri aldı.

Tek bir siyasi gayeye odaklanmış bu yayın politikası yeni merkez medyayı da etkisine aldı ve Erdoğan destekçisi merkez medyayı hızla diğer kutba doğru itti. Rakibinin bu işlerdeki mahareti, kurnazlığı, ustalığı ve sebatına yetişememekle birlikte Erdoğan destekçisi medya da bu süfliliğin içine sürüklendi.

Biri Erdoğan’ı devirmeye diğeri Erdoğan’ı korumaya kilitlenmiş iki merkez medya kendisine iki ayrı kamuoyu inşa etti. Kamuoyları diğer merkez medyanın haberine, analizine, yorumuna veya yazarına itibar etmez oldu. Herkes sadece kendileri için inşa edilmiş gerçeklik algısı içine hapsoldu. Bu “ölüm-kalım” savaşında her şey mubah görüldü.

Olgu, gerçek ve algı arasındaki bağlantı ve ilişki bazı örneklerde neredeyse tümden ortadan kalktı. Aynı olay medyanın elinde siyah ve beyaz kadar başka hale geldi. Bunun sonucu olarak elbette medyanın inandırıcılığı, etkisi ve gücü de iyice yitip gitti. Her iki medya da büyük ölçüde hâlihazırda kendi safların katılmış olanlara servis verebilir hale geldi.

Bu durum daha fazla sürdürülebilir görünmüyor. Bölünmüş kamuoyları için bir kesişim kümesinin yaratılmasına ihtiyaç var. Aksi halde aynı ülkede iki ayrı toplum olma durumu pekişip yerleşecek.

Bu kesişim kümesi istikrarlı ve özgürlükçü bir demokratik sisteminin inşası için şart. Bunun için önceliklerden biri “iki merkez medyanın” yerleştikleri kutuplardan merkeze doğru yaklaşmalarıdır. Güvenilirliklerini inşa etmeye, dil ve üsluplarını düzeltmeye ve minimum ortak ilke ve değerler üzerinde uzlaşmaya çalışmaları gerekir.

Merkeze yaklaşmalarından kasıt üst üste çakışarak tek bir merkez olmaları veya tarafsız olmaları (olabilmeleri mümkün değildir) değil elbette. En arzu edilir durum herhalde farklı ve rakip siyasi görüş ve pozisyonlara sahip çoklu merkez medyaların olması, ancak bunların ortaklaştığı, uyuştuğu ve hitap ettiği bir ortak medya kamuoyunun bulunmasıdır.

Dileğim ve beklentim yayın hayatına Perşembe günü başlayan Yeni Yüzyıl Gazetesi’nin bu ortak zeminin inşasında ve medyaya ahlaki bakımdan bir kalitenin getirilmesinde sürükleyici bir rol oynayabilmesidir. 1 Kasım seçim sonuçlarının da böyle bir dönüşüm için uygun bir siyasi iklimi yarattığı pekâlâ söylenebilir.

Yeni Yüzyıl, 06.11.2015