.: Ünsal Çetin

İktisat Bilimiyle Dalga Geçmek

Zaman kısıtlarım elverse, faiz oranları dışındaki başka konularda da yazabileceğimi düşünüyorum. En azından, amacım yazdığım konuları çeşitlendirmek. Fakat, bir önceki yazımda ifade ettiğim gibi, ülke olarak faiz oranlarına kafayı takmış durumdayız. Ben bu takıntıya dahil değilim, Allah sizi inandırsın. Sadece medyada, akademide, hükümette karşılaştığım bu konudaki bazı ifadelerin yetersizliği ve yanlışlığı karşısında bir şeyler yazmak durumunda hissediyorum kendimi.

Seçim sonrası dönemde Sayın Başbakanımız TCMB’ye faiz oranlarını indirme yönündeki baskısını artırmaya başladı. (Evet, adını koyalım, bu bir politik baskıdır). Bildiğimiz gibi, Başbakan faiz oranlarının yatırımlar önünde bir engel olduğunu, faiz oranlarının enflasryona sebep teşkil ettiğini, gelişmiş ülkeler faiz oranlarını baskı altına aldığı için bizim de bunu yapmamız gerektiğini düşünüyor (I). Ve tabii, görevi Başbakan’ın her dediğini savunmak olanlar bu baskı kervanına hemen dâhil olmaktalar.

Cervantes’in bir sözü vardır; “Sakın keyfî yönetime kalkışma, bu kendisini kurnaz sanan bilgisizlerin işidir.” Hemen hemen herkesin “senin keyfine göre değil, benim keyfime göre para politikası olmalı” diye direttiği bir ortamda, zaten baskı altındaki faiz oranlarının daha da baskı altına alınması gerektiğini “bilen” ne kadar da çok uzmanımız varmış meğerse. Bu uzmanlarımıza göre, MB’nin keyfî para politikasını daha da keyfî hale getirmek daha doğru bir strateji.

Bir de şu merkez bankası bağımsızlığı efsanesi var. Neden efsane dediğimi ayrı bir yazıda daha detaylı olarak izah etmeliyim. Şimdilik sadece kısa bir not düşmüş olayım; Merkez bankası bağımsızlığı, doğru ve başarılı bir para politikasına sahip olma adına asıl meseleyi teşkil etmez. Asıl mesele keyfî politika icrası ile kurallara dayalı bir politika icrası arasındaki derin farklılıktır. Ekonomik gündemimizin bu ayrıma dair bir tartışmadan ne kadar da uzak kaldığının farkında mısınız? Son derece bağımsız olan bir merkez bankası bizi bir para politikası felaketleri dizisi ile baş başa bırakabilir. Hatta bunun olması kuvvetle muhtemeldir. Bunun aksine, anayasal seviyede ya da yasama meclisi görevlendirmesi olarak, kurallara dayalı bir para politikası yürütmek üzere öngörülebilir bir çerçeve ile sınırlanan bir merkez bankası ise makroekonomik istikrarın tesisine yardımcı olabilir.

Faiz oranları fenomeni yatırımların önünde bir engel değildir. Aksine, toplumun tasarruflarını yatırıma yönlendirmeyi sağlayan bir mekanizmadır. Gönül belki isterdi ki, hayat o kadar kolay olsun. Reel faiz oranlarını sıfırlamak keşke gerçekten yatırımların önündeki engeli ortadan kaldırmak anlamına gelseydi. Keşke, faiz oranlarının tepesine bir balyoz indirmenin hiçbir alternatif maliyeti ya da istikrarsızlaştırıcı bir tesiri olmasaydı. Ama içinde yaşadığımız dünya böyle bir hayal âlemi değildir.

Gelişmiş ülkelerin faiz oranlarını baskı altına almış olmaları, bizim de bunu yapmamızın doğru olduğuna işaret etmez. Tıpkı, gelişmiş ülkelerin Mısır’daki askeri darbeye sessiz kalmalarının bizim de sessiz kalmamızı gerektirmemesi gibi. Ve elbette, faiz oranları enflasyonun sebebi değildir. Bu, ancak iktisadî neden-sonuç bağlantısına bir tepe taklak bakışın sayesinde böyle görülebilir. Tam olarak Deniz Gökçe’nin yazdığı gibi (II);

…, faiz enflasyonu artırmaz, enflasyon faizi artırır. Bunun da iyi düşünülmesi ve anlaşılması gerek. Türkiye’nin kamu finansmanı için ödediği faizler son yirmi yılda ne zaman düştü? Enflasyon düştüğü zaman. Enflasyon faizi belirler, faiz enflasyonu arttırmaz. Tersine yüksek faiz kredi kullanımı ve harcama eğilimini azaltarak talebi kısar, fiyatların yükselmesini önler.

İnsanoğlunu ikna etmek ne kadar zor. Sağlam bir teori, özenli bir mantık, empirik bir kanıt, grafiksel bir sunum bile yeterli olmuyor bazen. Yine de, elden geldiğince anlatmaya gayret etmek lazım. Asaf Savaş Hocanın ürettiği aşağıdaki grafik üzerinden belki meramımı daha iyi ifade edebilirim (III). Grafik MB’nin uyguladığı faiz oranlarının (MB Borç ve MB Fon) başkanlık sırasıyla Serdengeçti, Yılmaz, ve Başçı dönemlerindeki reel seyrini gösteriyor. Yılmaz II olarak gösterilen ve faiz oranlarında ciddi bir düşüşün söz konusu olduğu dönem 2008 büyük çöküşü sonrasına tekabül etmekte. Erdem Başçı döneminde negatif faizi bile görüyoruz. Nisan 2014 itibariyle, oranlar bir nebze sıfırın üstüne çıkmış durumda. Başçı döneminin geneline baktığımızda zaten en düşük oranların uygulandığını tespit edebiliyoruz. 2010–11 döneminin sürdürülemez seviyede yüksek büyüme oranlarına, küresel likidite bolluğunun da katkısıyla neden olan şey MB’nin işte bu hızlandırmacılığıydı.

Dahası, 2013’ün Nisan ayında “negatif faizle yaşamaya alışın” diyen kişi Erdem Başçı’nın ta kendisidir (IV). Yerel seçimlerin ardından “Faizde şok düşüş olmaz, adım adım inmesi uygun” diyerek (V), az biraz sabredin ben zaten oranları sizin istediğiniz seviyeye indireceğim demeye getiren de bizzat kendisidir. Hal böyleyken, Sayın MB Başkanı’na neden bu kadar yüklenildiğini anlamak mümkün değil. Anlaşılan onun bu ifadeleri, müdahalecilerin “yarın olmaz şimdi indir balyozu” diye diretmesini engellemiyor. Esasen onu eleştirenler ile kendisi arasında kayda değer bir zihniyet farklılığı da yok. Başçı sadece, içinde bulunduğumuz konjonktürde, faiz oranlarını baskı altına alma hedefini adım adım ve asgarî bir öngörülebilirlikle yapmayı hedefliyor. Bu, Başçı lehine söylenebilecek yegâne argüman; fakat ne yazık ki, çok az önem taşıyan bir farklılıktan başka bir şeye işaret de etmiyor.

Diğer önemli bir husus ise, MB’nin “bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını” dikkate alarak bir değerlendirme yapma konusunda genel olarak gösterilen gönülsüzlük. Bir hafta vadeli repo ihale faiz oranı MB’nin krediler üzerinden iç talep üstünde tesirde bulunan asıl politika faiz oranıdır. MB ekseriyetle bu kanalı kullanarak bankalara finansman sağlamaktadır. MB’nin 22.05.2014 tarihli kararı ile bu oran şu an % 9,5 seviyesinde. Bankalar % 9,5 ile MB’den borçlanma imkânına sahip. Öte yandan, TÜİK’in açıkladığı 31.05.2014 itibariyle yıllık Tüketici Fiyatları Enflasyon oranımız ise % 9,66. Bir hafta vadeli repo ihale faiz oranı 17.05.2013 ile 29.01.2014 tarihleri arasında % 4,5 idi. Yani, son bir yılın büyük kısmında negatif reel faiz söz konusu.

Resme daha uzun vadeli bakmak da önem taşıyor. Önce, 2010’dan bu yana TÜFE’nin yaklaşık olarak % 7-9 bandında hareket ettiğini dikkate alalım. Bu durumda, 20.05.2010–22.05.2014 arasındaki dönemde bariz bir negatif reel faiz politikası güdüldüğü yeterince net görülüyor. Dolayısıyla, 29.01.2014–22.05.2014 arasındaki dört aydan daha az bir süre için bu kadar yaygara kopartılmasına şaşmamak kaçınılmazdır. Sonumuz hayır olsun demek lazım.

Bir konut balonumuz var mı? Ya da ekonomimiz herhangi bir başka varlık balonu riski ile karşı karşıya mı? Ya da ekonomimiz, dış kaynaklı bir şoktan gelecek olumsuz tesirler bir yana, kendi bünyesinde istikrarsızlaştırıcı bir güç biriktiriyor mu? Bu konuda biraz daha detaylı bir yazı planlıyorum. Ama burada en azından şunu ifade edelim; İlelebet faiz oranlarını baskı altına alma politikası eninde sonunda başımıza işler açacak gibi görünüyor. Kuvvetle muhtemeldir ki, toplam kamu borcunun milli hasılaya oranı % 10’a yaklaştıktan sonra, yani ekonomik büyüme için serbest kalan kaynakların oranı nispi olarak azaldıkça, parasal kaynaklı yapay büyüme ekonominin reel büyüme kaynaklarına karşı galebe çalacak ve bünyevi rahatsızlığımız o zaman kendisini açığa serecektir. O vakte kadar, daha doğru bir para politikasına bir yönelim olmasını dilerdim. Fakat, bu konuda pek de iyimser olmamak lazım sanırım. Eğer realist olmayı, temelsiz bir iyimserliğin önüne koymamız gerekiyorsa.

 unsalcetin@liberal.org.tr

————————–

(I) Sabah Gazetesi, Okan Müderrisoğlu’nun Başbakan’la yaptığı “Sen dalga mı geçiyorsun?” başlıklı röportajı, 26.05.2014, http://www.sabah.com.tr/Ekonomi/2014/05/26/sen-dalga-mi-geciyorsun

(II) Akşam Gazetesi, Deniz Gökçe köşe yazısı, “Faiz konusunu anlamak!”, 30.05.2014, http://www.aksam.com.tr/yazarlar/deniz-gokce/faiz-konusunu-anlamak/haber-311933

(III) Vatan Gazetesi, Asaf Savaş Akat köşe yazısı, “Reel faizin kısa tarihçesi”, 20.04.2014, http://haber.gazetevatan.com/Haber/629090/4/Yazarlar

(IV) Radikal Gazetesi, “Negatif reel faizle yaşamayı öğreneceğiz” başlıklı haber, 01.05.2013, http://www.radikal.com.tr/ekonomi/negatif_reel_faizle_yasamayi_ogrenecegiz-1131728 

(V) Dünya Gazetesi, “Faizde şok düşüş olmaz, adım adım inmesi uygun” başlıklı haber, 08.04.2014.

Ayrıca bakınız...

Unsal Cetin 16 Ocak

Enflasyonu Yenmek Zorundayız

2017 üçüncü çeyrek Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (GSYH) büyüme oranımız % 11,1 olarak hesaplandı. Sonrasında, politik ...