.: Atilla Yayla

İki yüzlü Avrupa Birliği

Cumhurbaşkanı Erdoğan bugünlerde sık sık AB’yi eleştiriyor. Kullandığı dilin bu eleştirileri ifade etmek için en iyi dil ve yeterince diplomatik olup olmadığı tartışılabilir. Tartışılamayacak şey ise Erdoğan’ın eleştirilerinin çoğunun haklı, doğru ve yerinde olduğu.

AB meselesi Türkiye’nin siyasî ve entelektüel hayatında tuhaf boyutlar kazandı. Bazı kişi ve çevreler AB’yi uygarlıkla ve onun parçaları olarak özgürlük ve demokrasiyle özdeşleştirmekte. Bu yüzden AB değerleri denen şeyleri, daha somuta indirgersek AB regülasyonlarını hayata bakışta esas almakta ve her şeyin mihenk taşı olarak kullanmaya çalışmakta.

Bu komik bir yanılgı. 20. Yüzyıl’ın ortalarına kadar (ilk formlarıyla ve adlarıyla) AB yoktu. 21. Yüzyılın ortalarında AB’nin olacağının da bir garantisi yok. AB uygarlık değerlerinin ne mucidi ne de sahibi. Ulaşılamayan, uzaktaki şeylerin (nesneler, kişiler vb.) abartılması gerçeği Türkiye’de bazılarının AB’ye bakışında da boy gösteriyor. AB’nin kayıtsız şartsız meftunları AB’de her şeyin muhteşem olduğunu, hiçbir problem bulunmadığını zannediyorlar. AB içindeki AB’ye yönelik eleştirilerden ya haberdar değiller ya da onları farklı bir dünyaya ait sanarak hiç ders almıyorlar. Oysa önyargı esiri olmayan biri, sırf İngiltere’de yaşananlara bakarak bile, AB’de her şeyin mükemmel olmadığını ve AB’ye taraftar olanlar kadar karşı olanların da bulunduğunu görebilir.

AB’nin riyakârlığı, terör örgütlerinin sözcüsü ve propagandisti olma işlevini üstlenen medya organlarına bakışta çifte standart olarak boy gösteriyor. AB PKK ile organik bağları bulunduğu aşikâr, çalışanlarının bazıları açıkça terör eylemlerinde görev üstlenmiş olan yayınların normal medya organı muamelesine tâbi tutulmasını istiyor. Sormak lâzım, AB üyelerinden birinde IŞİD için çalışan ve onu savunan bir yayın organı olmasına izin verilir miydi? Türkiye’de yerleşik bir yayın organı IŞİD için AB’ye yönelik yayın yapsa AB kurmayları nasıl bir tepki gösterirlerdi? Yapılan basın özgürlüğüne girer, basın özgürlüğüne saygı göstermek gerekir der miydiler? Görünen gerçek o ki, şimdilerde AB dindar teröristlere ne kadar çok kızıyorsa seküler teröristlere de aynı ölçüde sempati duyuyor.

AB’nin Türkiye’ye bakışı büyük ölçüde hasta. Açık söylemek gerekirse AB Türkiye’ye karşı iki yüzlü. AB’nin mihver ülkelerinde vuku bulduğunda problem sayılmayan şeyler Türkiye’de ortaya çıktığında sanki sadece bize mahsusmuş gibi ve olduğundan kat kat ağır sorunlar olarak görülüyor, sunuluyor. Bunu en açık şekilde görmek için Türkiye’de vuku bulan kitle olayları ve terör saldırılarıyla Fransa’da vuku bulan benzer olaylara ve terör saldırılarına AB idarecileri ve Avrupa Parlamentosu tarafından gösterilen tepkiler arasındaki farlılıklara bakabiliriz. Demek ki Fransa Türkiye’deki kadar yoğun teröre hedef olsa tüm hak ve özgürlükleri toptan askıya alacak ve AB bunu demokrasiyi koruma çabası olarak alkışlayacak, destekleyecek.

AB kendi içinde bir kısmi toplumsal çeşitliliğe sahip ama bu onun çeşitliliğe gittiği yere kadar müsaade etmeye istekli ve hazır olduğunu göstermiyor. AB aslında bir beyaz Hristiyan kulübü olmak istiyor. AB yetkilileri açıkça dile getiremese de gerçek bu. Türkiye’ye karşı oluşlarının ve Türkiye’yi kaçırmayacak fakat içeri de almayacak şekilde kapıda oyalamalarının ana sebebi de bu. AB kalabalık nüfuslu bir Müslüman ülkeyi içinde görmek istemiyor. Suriye savaşının yansımaları ve IŞİD olayı bu eğilimleri kuvvetlendirmiş görünüyor. Ancak, Suriye iç savaşı ve sonuçları olmasa da bu eğilim AB’de kuvvetli bir damar olarak mevcuttu.

AB üyelerine ve potansiyel üyelere bakışta çifte standartlı. On yıllarca komünist yönetim altında kalan, sivil tolumun tamamen budandığı, hukukun yok edildiği ve demokratik siyaset kültürüne ve geleneğine hiç sahip olmayan orta ve doğu Avrupa ülkeleri hızla AB üyesi yapıldı ama onlardan her bakımdan çok daha ileride olan Türkiye kapıda belirsizlik içinde bekletilmekte.

AB’nin Türkiye’ye yönelik ‘önce standartlarımızı yakala sonra seni üye yapalım’ politikası da ahlâksız bir oyalama yöntemi. Örneğin Bulgaristan ve Romanya hangi bakımdan Türkiye’den daha iyiydi ki AB üyesi yapıldı? Ayrıca, AB üyesi olmuş bir Türkiye mi AB standartları denen şeylere daha kolay ulaşabilir yoksa bilinmezliğe mahkûm edilen bir Türkiye mi? Türkiye AB üyesi olsaydı kendini daha bir güven içinde hissedebilir ve başta Kürt sorunu olma üzere kronik problemlerini daha rahat çözebilirdi. Ancak, öyle sanıyorum ki, AB Türkiye’nin bu problemleri çözmesini değil bu problemlerden dolayı zayıflamasını, önemli bir aktör olmaktan çıkmasını istiyor, bekliyor.

Türkiye’nin yöneticileri AB’nin özellikle AB’nin mihver ülkelerinin idarecileriyle temasta iki yüzlülüğün AB politik davranış standartlarının en önde geleni olduğunu bir an olsun unutmadan davranmalı…

Ayrıca bakınız...

afrinmahmut

Afrin Meselesi: Süngülerin üstüne oturamamak!

Basını izleyebildiğim kadarı ile Afrin operasyonu meselesinde büyük bir mutabakata varmış gözüküyorlar. Medya kararını vermiş ...