İfade özgürlüğü, kişilik hakları ve internet regülasyonu | Hür Fikirler

.: Atilla Yayla

İfade özgürlüğü, kişilik hakları ve internet regülasyonu

İfade özgürlüğü bir temel özgürlük olarak her dönemin şartları içinde yeniden yorumlanmak zorunda. Bu belki de tüm özgürlükler için geçerli. Yazının gelişmesinden önce ifade özgürlüğüyle ilgili temel sorunsal insanların konuşarak tercihlerini ve görüşlerini keyfî bir engelle karşılaşmaksızın dile getirip getiremeyecekleriydi. Yazıya geçilince yazma faaliyeti etrafında ifade özgürlüğü tekrar tartışıldı. Matbaanın yaygın kullanıma girmesi çok daha büyük tartışmalara yol açtı. Aynısı radyonun peşinden de yapıldı. Hele televizyon ifade özgürlüğüne inanılmaz bir boyut kazandırdı, çünkü işitsel malzemenin görsel malzemeyle desteklenmesi yayın organlarının mesajlarını hem müspet hem menfi anlamda çok daha etkili hâle getirmekteydi. Bugünün sıcak konusu ise internet ortamında ifade özgürlüğü.

İnternet ile ifade özgürlüğü arasındaki ilişki henüz diğer iletişim araçlarıyla ifade özgürlüğü arasındaki ilişki kadar net ve oturmuş kurallara bağlı değil. Bunun bir sebebi internetin hayatımızda nispeten yeni olması. Bir diğer sebebi internetin diğer iletişim araçlarından birçok bakımdan farklılık göstermesi. Özetle söylemek gerekirse, internet iletişim araçlarının sahipliğini ve kullanımını adem-i merkezileştirdi ve demokratize etti. Bunun birçok bakımdan önemli faydalar sağladığı açık. Ancak, internet aynı zamanda yeni problemler de ortaya çıkardı. Sahte veya anonim kimlikler kullanan kişi ve grupların başkalarının kişilik haklarına yönelik arsızca ve vicdansızca saldırılar yapmasına imkân hazırladı. Bugün internet âleminde küfür, hakaret, tehdit, mahremiyetin ihlâli, iftira gibi şeylerin neredeyse haddi hesabı yok. Kişilik haklarına insanların hayat hakkını tehdit boyutlarına ulaşan saldırılar yapılabiliyor. Bu yüzden, internet âleminin de ister istemez bir regülasyona tâbi tutulması gerekiyor. Bunun en iyi yolu, toplumun bu işi yapması. Ancak, bunun uzun zaman alabileceğini ve bazı insanlara ağır bedeller yükleyebileceğini gerekçe göstererek, birçok ülkede devletler internetin regüle edilmesine müdahil olmuş durumda. Bununla beraber, devlet müdahalelerinin asıl veya daha önemli sebebinin birey haklarını değil devleti korumak olduğu da rahatlıkla söylenebilir. Demokrasilerle anti-demokratik rejimler arasında bu bakımdan sanıldığından daha az fark var gibi.

İnternet âleminin regülasyonunda göz önünde tutmamız gereken tek değer ifade özgürlüğü değil. Ona ilâveten kişilik haklarının korunması da hesaba katılmak zorunda. Yani iyi bir regülasyon bir taraftan ifade özgürlüğünü azamî ölçüde korumalı diğer taraftan da kişilik haklarına maksimum korumayı sağlamalı. Özgürlükle ilgili bütün bilgim bana her özgürlüğün bir sorumluluk getirdiğini gösteriyor. İnternet âleminde ifade özgürlüğünün bunun dışında kalması elbette düşünülemez.

Hükümet TBMM’den geçirdiği internet regülasyonu etrafında yoğun tartışmalar yapılıyor. Benim görebildiğim kadarıyla bu regülasyon ne siyasî ve toplumsal muhalefetin söylediği kadar kötü ne de hükümet çevrelerinin iddia ettiği kadar iyi. İyi tarafları da var kötü tarafları da.

İyi taraflarından başlayalım. Regülasyonun kişi hakları konusunda hassasiyet göstermesi, kişilik haklarının potansiyel ihlâli vakalarında gecikmenin verebileceği zararları önlemek için hızlı hareket etmeyi amaçlaması iyi. Aynı şekilde, muhtemel yasaklama ve engellemelerin idarî otoritenin kendi inisiyatifiyle değil bireysel ve kurumsal şikâyetle doğabilecek olması, bütün bir web sitesinin değil sadece ilgili linkin engellenmesi, idarî kararın son nokta olmayıp nihai sözü yargının söyleyecek olması da iyi.

Kötü taraflarına gelince. Regülasyonun sıradan insanlarla kamuya mal olmuş, özellikle siyasî ve bürokratik kamusal otorite kullanan bireyler arasında özel alanın genişliği açısından farklılık olması gerektiğini dikkate almaması hata. Bu çerçevede, özel kuruluşlara değil ama kamu kurumlarına başvuru hakkının verilmesi de şeffaf yönetim ilkesine aykırı olabilir. Hızlı hareket etme arzusunun, yargıyı bir şekilde devreye sokmak yerine idarî otorite üzerinden gerçekleştirilmek istenmesi ilgili bürokrata olmaması gerektiği kadar geniş bir takdir yetkisi verebilir. Yetki artması ister istemez keyfilik ihtimâlini artırır. Ayrıca, bürokratik takdir yetkisi kamusal figürlerin ve kamu otoritesi kullanan kişi ve kurumların eleştirilmesini zorlaştıracak, bazı durumlarda imkânsızlaştıracak şekilde kullanılabilir.

Bu konuyu tartışırken temas edilmesi gereken bir diğer husus internet regülasyonu karşısında takınılan tavırların tutarlılığı. İfade özgürlüğünü eskiden beridir kategorik olarak savunanların yeni regülasyonu eleştirme ve düzeltilmesini talep etme hakkı var. Ancak, aynı hakka yeni regülasyonu topa tutanlardan bazılarının sahip olduğu şüpheli. En azından bunların tavırlarının samimiyetten uzak olduğu açık. Türkiye AİHM’de ifade özgürlüğünden en çok hüküm giyen ülkelerden biri. Bu mahkûmiyetlerin çoğu 5816 sayılı Atatürk’ü koruma kanunundan alınıyor. Bu kanuna karşı çıkmayan herkesin, internette veya başka bir mecrada ifade özgürlüğü savunusu yapmadan önce bir samimiyet testinden geçmesi gerekir. Biliyoruz ki, bu çevrelerin söz konusu kanuna bir itirazları yok. İtiraz ne demek, onun sivil vatandaşlara karşı şiddetle işletilmesi için tahrik, teşvik ve linç kampanyası açma gibi yollara başvurdukları örneklerle sabit.

Sonuç olarak, ifade özgürlüğünü korumayla kişilik haklarını korumayı daha iyi bağdaştıran bir regülasyon yapılması mümkündü.

Bu yazı Yeni Şafak Gazetesi’nde yayınlanmıştır.