.: Levent Korkut

İddianame başarı oranı

Hak ve özgürlüklere dayalı bir ceza adaleti hukuk devletinin olmazsa olmaz bir koşuludur. Devletin temel işlevlerinden biri adaletin yerine getirilmesidir. Ama çağlar boyu devletlerin ana faaliyet alanlarından olan adalet işlevi ancak hukuk devletinin genel ilkeleri ortaya çıktıktan sonra bireylerin hak ve özgürlüklerine güvence getiren bir hukuksal zemine kavuşabildi.

Ceza adaleti genel adaletin içinde özel öneme sahip bir yer işgal ediyor. Çünkü ceza adaleti ile hem kamu düzeni hem de kişilere karşı girişilen tecavüzler önleyebilecek en önemli araç. Ceza adaletinin zaafa uğradığı bir hukuk sisteminde toplumsal yaşamın derin sekteye uğrayacağını, kişilerin güvenli bir yaşam sürdüremeyecekleri bir ortamın da oluşması kaçınılmazdır.

Bununla birlikte bu aracın kullanılması son derece teknik ve gelişmiş bir ceza yargılaması sistemi ile mümkün olabilir. Bu nedenle günümüzde ceza yargılama sistemlerinin performans göstergeleri önem kazanıyor.

Ceza yargılaması sisteminin en önemli özelliklerinden biri kişiler hakkındaki suçlamaların araştırmaya ve delillere dayanmasıdır. Hukuk devletinin öngördüğü kişiyi itiraf ettirmeye değil, araştırmaya ve delilden hareketle suça ulaşmaya dayanan bir yargılama sistemidir. Bu sistem tam anlamıyla uygulandığında işkence ve kötü muamele gibi araçların önemi azalacaktır. Artık, suçlunun eylemini kabul etmesi değil, yargılama makamlarının delillere dayanan ortak faaliyeti hukuka aykırı fiili ortaya çıkaracaktır.

Özellikle de 12 Eylül askeri darbesinden sonra yaygın şekilde kullanılan işkence yöntemleri, hukuk devleti ve insan haklarına aykırı ciddi ihlallerin oluşması neden olmuştu. Özellikle 2000’li yıllardan sonra bu alanda alınan önlemler, işkence ile elde edilen bulguların delil olamayacağı ilkesinin uygulanmasını güçlendirdi.

Ancak bir ceza yargılaması sisteminin tek sorunu işkence değil.  Bir dizi başka uygulamanın da ceza adaleti sistemini olumsuz etkilediğini görmekteyiz.

Bir ceza yargılaması sisteminin doğru çalışabilmesi temel işlevi suçlarla ilgili araştırma yapmak olan savcılık kurumunun iyi çalışmasına bağlıdır. Savcının açacağı davalar için iyi bir hazırlık yapması, tüm detayları araştırması, eylemlerin ihlal ettiği yasal düzenlemeleri tam olarak tespit etmesi yargılamanın sağlıklı ve kısa sürede sonuçlanmasının temel koşullarıdır.

Davaların özensiz araştırmaya dayalı iddianamelere dayanılarak açılması durumunda hem yargılama uzun sürmekte, hem kişiler yersiz yere özgürlüklerinden mahrum bırakılmakta hem de tüm toplumun ihtiyaç duyduğu suçla mücadele gereği gibi yerine getirilememektedir.

İddianamelerin uzunluğu, binlerce sayfa olması değil, düzgün bir hukuki nitelendirme ile hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde delilleri ortaya çıkarması önemlidir. Böyle bir durumda yargılama aşamaları kolay ilerleyebilir, kişiler lüzumsuz yere özgürlüklerinden mahrum kalmayabilir, davalar sağlıklı bir şekilde sonuçlanarak gerçeğe erişilebilir.

İddianame başarı oranı, düzenlenen iddianamelerin hangi oranda mahkûmiyetle sonuçlandığı esas alınarak bulunur. Japonya’da savcılar tarafından açılan her yüz davadan doksan dokuzu mahkûmiyetle sonuçlanmaktadır. Yani iddianame başarı oranı yüzde 99 seviyesindedir. Bu oranın Türkiye’de yüzde 30-40 civarında olduğu düşünülecek olursa, hazırlanan iddianamelerin başarı oranlarının oldukça düşük olduğu sonucuna ulaşabiliriz.

Türkiye’de yargının çok sayıda sorunu var, ama iddianame başarı oranlarının düşüklüğü hızla üzerine gidilmesi gereken bir konu ve yargı reformunun da öncelikli bir alanı olması gerekir.

Yeni Yüzyıl, 08.04.2016

http://www.gazeteyeniyuzyil.com/makale/iddianame-basari-orani-1927

Ayrıca bakınız...

Kartepe Zirvesi ve FETÖ’yü çözmek

Kartepe Zirvesi ve FETÖ’yü çözmek

Türkiye 15 Temmuz 2016’da sarsıntıları hâlâ devam eden müthiş bir olay yaşadı. Yargı tarafından FETÖ ...