.: Burak Ertaştan

İçindeki Şakirti Öldürmek

Cemaatler, sivil toplum kuruluşları mıdır?

15 Temmuz ihanetinin ana faillerinin cemaat kisvesi altında örgütlenmesi, dine ve her türlü dinî değer, teşekkül ve tatbikata baştan beri mesafeli (hatta karşı) duran bir kesimin ekmeğine yağ sürmüş ve kimi kafaları karıştırmış olsa da, şahsî kanaatim değişmedi:

Çıkış serbestisi var iken/ise, mensupları dışında kimsenin hayat tarzına ilişmeme ve yaşam alanını daraltmama (ve elbette suça bulaşmama) şartıyla cemaatler sivil toplum müessesesidirler. Kamu otoritesine düşen, cemaatleri teşvik etmek yahut desteklemek değil, bu kıstasları taşıdıkları müddetçe kendi hâline bırakmaktır; laissez faire!

Ömer Çaha’nın İçindeki Şakirti Öldürmek: Bir Rüyanın Sonu isimli son romanı, bu kıstasları muhtemelen başından beri taşımayan, lâkin şer yüzü sonradan kamunun mâlumu olan cemaat görünümlü bir suç şebekesinin zamanla bir terör örgütüne nasıl dönüştüğünü anlatıyor.

Gülen’in kurduğu ve yönettiği bu şer şebekesinin işleyişini en iyi anlatan makalelerden birini Liberal Düşünce Dergisi’nin 83. sayısı için Cemaatten Terör Örgütüne: Gülen Hareketinin Anatomisi başlığı ile yine Ömer Hoca yazmıştı. Bu defa akademinin resmî ve köşeli dili yerine edebiyatın geniş ve estetik imkânlarını kullanarak, zengin tasvirleri ve akıcı diyaloglarıyla güzel bir roman çıkarmış, ortaya.

Untitled-1

Bir okul açmak için gittiği Japonya’da Mikie ile evlenen Yusuf, karısı ikinci çocuklarına hamile iken ortadan kaybolmuş ve kendisinden bir daha haber alınamamıştır. Ta ki yıllar sonra gönderdiği günlüğü ile gerçek kimliğini Mikie’ye tanıtana kadar:

Gerçek adı Cevdet’tir. Üniversite yıllarından itibaren Gülen’e bağlı hizmet hareketi için çalışmıştır. Mikie ile, Japonya’daki işlerini daha rahat yürütebilmek için evlenmiştir. Her bakımdan çok pişmandır. Özür dilemekte ve Türkiye’ye gelecek olursa yardımına başvurabileceği kişinin adını vermektedir: Bekir.

Mikie’nin İstanbul’a gelişiyle başlayan roman kâh günlüğün sayfalarında ilerleyerek, kâh Cevdet ve Ayşen’in farklı yollardan ilerleyen fakat bir noktada kesişen hikâyelerini anlatarak devam ediyor. Hikâyenin eksik kalan parçalarını tamamlamak ise Bekir’e düşüyor.

Cevdet, dar gelirli ve mütedeyyin bir ailenin oğlu. Denizli’nin Çivril ilçesinden İstanbul’a okumak için geliyor. Üniversiteye yazıldığı gün yakasını FETÖ’ye kaptırıyor. Şakirtlikten ışık evi abiliğine, oradan okul imamlığına derken örgüt basamaklarını hızla çıkarak ülke imamlığına kadar yükseliyor. Üstlendiği görevler ve sorgusuz-sualsiz yaptığı hizmetler mukabilinde Gülen ile tanışma şerefine(!) bile nail oluyor.

Ayşen, Bursalı ve zengin bir aileden geliyor. Hür tabiatlı, serbest tavırlı ve çekici bir kız. Örgüt onu kazanmak için farklı yollar deniyor, kazandıktan sonra ise hem parasından hem güzelliğinden fazlasıyla istifade ediyor. O hür tabiatlı kızdan örtün deyince örtünen, açıl deyince açılan, yat deyince yatan, evlen deyince evlenen bir robot kalıyor geriye.

Cevdet’in ve Ayşen’in başından neler geçti? Yolları nasıl kesişti? Cevdet neden yıllar sonra Mikie’den özür dileme gereği duydu? Ayşen’in hikâyesi Mikie’yi neden bu kadar ilgilendiriyor? Okuma keyfinizi azaltmamak için tafsilata girmeyeceğim.

Romana getirebileceğim tek eleştiri, Cevdet’in ailesiyle tanışmak için Çivril’e giden Mikie’nin lisan (anlaşma) sorununu nasıl çözdüğünün atlanmış olması. İstanbul’da kendisine rehberlik ve yarenlik eden taksi şoförü Orhan’dan bu hususta yardım istemiş olsa, Mikie ile aralarında başlayan duygusallık Çivril yolunda aşka dönüşebilirdi sanki. Romanda mutlu olan kimse yok. Fakat sinemaya uyarlanacak olursa -ki hararetle tavsiye ederim- bu ‘mutlu son’ düşünülebilir.

Akademisyen kimliği yanında nezaketi, olgunluğu ve insaniyetiyle Ömer Hoca’ya duyduğum özel sempati ve saygıyı ifadede çoğu zaman yetersiz kaldım. Benim nazarımda bu roman, sırf bu fırsatı verdiği için bile kıymetli. Yüreğinize, kaleminize sağlık hocam.