.: Atilla Yayla

İbadethane Dediğin Neresidir?

İzmir’de Belediye Meclisi Cem evlerinin imar planına ibadethane olarak işlenmesine karar verdi. Benim yerinde bulduğum bu karar bir kadim tartışma konumuzu tekrar canlandırdı. Cem evleri ne olarak görülmelidir? Cem evleri ibadethane midir yoksa inanç ve kültür merkezi mi?

Cem evlerinin statüsü meselesinin iki ayağı var.

İlki teolojik. Bunun da iki ayağı mevcut. Birinci olarak konuya hem genel olarak dinler hem de özel olarak İslam dini ve Müslümanlar açısından bakılabilir. Din nedir? Dinlerin din olması için kamu otoritesinin öyle olduğuna karar vermesi mi gerekir? Nerenin ibadet yeri olarak kabul edileceği bir resmî karara bağlanmalı mıdır? Bağlanacaksa, bu kararı almaya kim hak ve yetki sahibidir? İkinci olarak İslam dini üzerinden ve Müslümanlar arasında bir tartışma yapılabilir. Müslümanlıkta ibadethane yeri neresidir? Tek ibadethane biçimi mi vardır? Tüm ibadethaneler aynı mıdır veya öyle mi olmalıdır? Tarihî olarak tek biçim ibadethane bulunması yeni ibadethane formlarının geliştirilmesine izin vermemeyi gerektirir ve meşrulaştırır mı? Sanırım bu ikinci tartışma, kolay kolay herkesi ikna ve mutlu edecek bir sonuca bağlanamaz.

Bazıları meseleye sadece kendi İslam anlayışları içinde bakıyor ve Cem evlerinin ibadethane sayılamayacağını söylüyor. Böyle düşünenlerin yapması gereken veya yapmaya hak sahibi oldukları tek şey bu mekânlara ibadet için uğramamak, ibadetini buralarda yapmamaktır. Bunun yerine ülkedeki Müslümanlara ait ibadethanelerin kendi ibadethane anlayışlarına uygun olarak tanımlanmasını ve sınırlanmasını isterlerse, kendi anlayışlarını başkalarına dayatma yoluna girmiş olurlar. Bu insan haklarına aykırıdır. Bu yüzden hiç kimse kendi görüşleri tek görüşmüş ve de herkesi bağlarmış gibi konuşmamalı ve davranmamalı.

Ben hem uzmanlık alanım hem de ilgim yüzünden teolojik tartışmalara girmek durumunda değilim. Bu tür tartışmaları izlerim ama taraf olmam. Bana göre meselenin özü siyasî ve hukukî. Teolojik görüşleri ve duruşları ne olursa olsun, demokratik bir ülkede insanlar din özgürlüğüne sahiptir. Din özgürlüğü inanılacak tanrıyı, ona nasıl inanılacağını, ne şekilde ibadet edileceğini ve nerede ibadet edileceğini seçme hakkını da kapsar. Kamu otoritesi bu konularda vatandaşa talimat veremez, ‘doğruları’ dikte edemez.

Cem evlerinin ibadethane olarak tanınmasının Müslümanlığı ve Müslümanları böleceği iddiası pek anlamlı görünmüyor. Birincisi, sosyolojik bir vakıa olduğu için böyle bir talep ortaya çıkıyor; toplumsal alt yapısı olmasa böyle bir talep doğmazdı. İkincisi, Cem evlerinin ibadethane olmasının camilerin bir ölçüde tasfiyesi sonucunu vereceği korkusu da yersiz ve temelsiz. Bu tür meselelerde ne olacağını hayat ve de uzun vade belirler. Üçüncüsü, Alevilerin büyük bölümü kendini İslam içinde, yani Müslüman olarak görüyor. Onları Cem evleri yüzünden dışlamak ve negatif ayrımcılığa tabi tutmak İslam’dan soğumalarına ve İslam dışına çıkma arayışlarına girmelerine teşvik teşkil edebilir. Bu durumda Müslümanların bütünlüğünü korumak için yapılanlar eliyle korkulan gerçekleştirilmiş, yani Müslümanlar bölünmüş olur.

İzmir Belediyesi’nin CHP yönetiminden habersiz ve izinsiz olarak Cem evlerine ilişkin bu adımı atmış olması düşünülemez. Bence CHP bu konuda doğru olanı yapmıştır ve bu yüzden takdiri hak etmektedir. İktidar da aynı yolda ilerlemelidir.