.: Yorum Analiz

Hukuk Sistemimizi Güçlendirmek Adına Atılması Gereken Bazı Adımlar – Haldun Barış

Yaşanabilir bir ülke için liberal demokrasi ve gerçek bir liberal demokrasi için ise bağımsız ve tarafsız bir hukuk sistemi gereklidir. Kanımızca ülkemizin en önemli sorunlarından birisi (belki de en önemlisi) ise hukuk sistemimiz ve adalet teşkilatımızdır. Cumhuriyetimizin kuruluşundan bu yana hukuk sistemimizin ve uygulamalarının pek çok eksiğinin olduğu, tarafsızlık ve bağımsızlığı ile ilgili şüphe uyandırıcı kararların bulunduğu ne yazık ki açıktır. Ancak gelinen noktada öyle kararlar vardır ki tarafsızlık ve bağımsızlıktan öte hukuk eğitimi ve meslek standartları ile ilgili şüphelere de yol açmaktadır. Ne yazık ki en temel hukuki ilkelerin çiğnendiği ve evrensel değerlerden uzaklaşıldığı, ceza davalarında kanunilik ilkesinin yok sayıldığı, keyfî tutuklamaların yaşandığı kararlara rastladığımız bu dönemde sosyal medyanın tepkisine göre hareket eden hakim-savcılarımız ile alenen avukatlık mesleği ile bağdaşmayan hareketleri (örneğin reklam yasağı, mesleği tacirliğe dönüştürme vb.) yapan avukatların varlığını gözlemlemekteyiz. Öte yandan oldukça yaygınlaşan ve neredeyse bir standardı olmayan hukuk fakülteleri ise bu sorunlara adeta katkı sağlamaktadır. Bu tip olayların ve kararların adalet sistemimizde yol açacağı travmalar ise uzun yıllar etkisi hissedilecek ve giderilemeyecek türdendir. Bütün bu durum yani hukuk sistemimizdeki aksaklıklar, ülkemizin her alanda gelişmesinin önündeki en büyük engeldir. Bunlarla beraber ülkemizde hukuk sorunu giderilirse ve ülkemiz gerçek bir hukuk devleti olursa, ülkemizin her anlamda güçlenmesi oldukça ivmelenir; bölgemizde ve küresel çapta oldukça etkin bir güç haline gelmesi hiç de zor olmaz. Türkiye gibi potansiyeli olan bir ülkenin önündeki en önemli engel ve problemlerinin başlıca sebebi hukuk sorunudur.

Baktığımız zaman hukuk sorunu; güven ve istikrar ortamıyla, ekonomik problemlerle, devletin sınırlarıyla, iktidarın manevra alanıyla, devlete olan güven ve millî şuurla, halkın huzuruyla dolayısıyla da bireylerin gelişimleri ile doğrudan ilgilidir. Siyasî ve toplumsal boyutu olan davaları bir kenara koyacak olursak; her gün cinayetlerin işlendiği, sürekli bir şekilde kadınların katledildiği, cinsel tacizin fazlasıyla arttığı, basit yaralamaların sıradanlaştığı ve infaz rejiminden dolayı cezaların caydırıcılığını kaybettiği, yargılamaların yıllar sürdüğü bir ülkede ilerlemenin ve gelişmenin olması beklenemez. Korku, kaygı ve kaos hâkim olur. Yargının önünde herkes eşit değilse, insanlar adalet sistemine güvenmiyorsa, hukukî öngörülebilirlik azaldıysa, siyasî davalar ve kararlar söz konusuysa durum daha da vahimdir. Ne yazık ki bugün ülkemizin en temel problemi tam olarak budur. Çeşitli anketlerde en az güvenilen kurumun adalet makamları ve hukuk aktörleri olması ise bu durumun ispatıdır.

Bu sorunlara yol açan temel sebeplerin kaynağına baktığımızda çoğunlukla kanunlarımızdan değil, uygulayıcılardan, hukuk aktörlerinden ve adalet teşkilatımızdan kaynaklı olarak ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Kanunlarımız çoğunlukla evrensel standartlarla oluşturulmuş ve yenilenmiştir. Elbette çeşitli aksaklıklar vardır ancak bunlar diğer sorunlar düzeltildiğinde hızlıca düzenlenebilir. Hukuk sistemimizin en temel sorunları bana göre meslek mensuplarının standartları, ağır iş yükünün doğurduğu sonuçlar ve sisteme siyasal organların müdahaleleridir. Öte yandan hukuk eğitiminin son dönemine gelmiş bir öğrenci olarak işaret etmem gereken bir diğer sorun ise yargıçlarımızın gerekçelerindeki temel felsefî yaklaşımlar ve tercihlerdir. Mesela Wikipedia kararında Anayasa Mahkemesinde 10 oya karşı 6 oy verilmesi tartışılmalıdır. Elbette ki yargıçlar farklı düşünüp farklı gerekçelere sahip olabilirler. Ancak bu gerekçelendirmelerin temellendirmesi evrensel değerlerden, özgürlüklerden ve diğer temel liberal demokratik değerlerden uzaklaşmamalıdır. Ülkemizdeki yargıçlar geçmişten bu yana verdikleri pek çok kararda kanunları uygularken adeta evrensel değerler ile güvenlikçi yaklaşımlar arasında kalmışlardır. Oysa özgürlüklerin teminatı anayasadır ve evrensel değerlerden daha üstün bir değer olmamalıdır. Yargıçların bunu benimsemesi ise oldukça elzemdir. Bu aslında meslekî eğitim ile ilgilidir. Bu noktayla alâkalı olarak gördüğüm bir hususta, ülkemizde liberal değerlerin yerleşmesi açısından oldukça önemli çalışmalarda bulunan ve bir avukat olan Kâzım Berzeg şu ifadeleri kullanmıştır:

“Türkiye’de gelişmiş Batılı demokrasilerle en ziyade müşterek olan devlet fonksiyonunu ifa eden meslek mensupları hâkimlerdir. Bu gerçeğe karşılık meslekî eğitimleriyle en az ilgilenilen ve dış dünya ile en az teması olan meslek grubu da hâkimlerimizdir.”

Kâzım Berzeg’in parmak bastığı bu husus aslında çok önemli bir husustur ve mutlaka çözüm geliştirilmelidir. Adalet sistemimizde görev alan kişilerin yurtdışı eğitimleri ve görev sırasındaki eğitimleri arttırılmalıdır. Kaymakam adaylarına yapılan yurtdışındaki tezsiz yüksek lisans eğitimi hâkim-savcı ve bir kısım avukat stajyerleri için de getirilebilir. Bu şekilde hukukçular gelişmiş ülkelerde gözlemler yapabilecek, demokratik devletlerin reflekslerini gözlemleyebileceklerdir.

İkinci olarak ise yüksek lisans ve doktoralı meslek mensuplarına teşvikler arttırılmalıdır. Ayrıca sosyoloji, felsefe, siyaset bilimi, edebiyat, tarih gibi bölümlerde ikinci üniversite okunması veya yüksek lisans yapılması veya hukuk fakülteleriyle bu bölümlerin ortak ders sayısının arttırılması gibi yapılabilecek bazı düzenlemeler de hukukçuların perspektifleri açısından önemli olacaktır. (Bu noktada bazı ülkelerde hukuk fakültesinin ikinci üniversite olarak okunabilmesi şartı akıllara getirilmelidir.)

Üçüncü olarak ise hukuk öğrencilerinin veya hukuk aktörlerinin dil eğitimi -en başta Türkçe olmak üzere- mutlaka ele alınmalıdır. Sembolik olarak konulan Türk dili derslerinin bir anlamı ve yararı yoktur. Bir hukukçunun ciddi manada diline hâkim olması için gerçek eğitimlerin, kursların, seminerlerin verilmesi atölye (workshop) çalışmalarının yapılması gerekir. Örneğin deneme okumaları; Ahmet Haşim, Cemil Meriç, Ahmet Hamdi ve daha pek çok Türkçe’yi incelikle kullanan yazarlarımızın okutulması, incelenmesi, tahlil edilmesi ve hukuk fakültesi öğrencilerinin yazı yazabilmesi gibi konuların ele alınabilmesi üniversitelerde yaygınlaştırılmalıdır.

Öte yandan, ivedilikle, ülkemizde hukuk sisteminin düzelmesi için meslek mensuplarının standartlarının yükselmesi adına hukuk fakülteleri azaltılmalı, hukuk fakültelerinde ise dersliklerin öğrenci sayısı ayarlanmalıdır. 300 kişilik sınıflarda hukuk öğretimi verimli olamaz. Öğrenciler hocalarla temas kuramaz, sunum yapamaz, makale yazamaz, bilimsel araştırma yöntemlerine vakıf olamaz. Zaten bugün hukuk fakültelerinde işaret ettiğim bu hususlar oldukça eksiktir. Yine hukuk fakültelerinde mantık derslerinin olmaması, felsefe derslerinin azlığı, entellektüel birikime yönelik derslerin fazla olmaması da başlıca problemlerdendir. Ayrıca pek çok hukuk fakültesinde görülen yıllık ders sistemi ise öğrencilerin vizeler veya finaller yaklaşınca derslerle ilgilenmesine sebep olmakta, sınıf mevcudu sebebiyle alınamayan yoklamalar ise öğrencilerin derslere devam etmemesine neden olmaktadır. Bu durumların düzeltilmesi gerekir.

Meslek standardı sorununun çözümüne yönelik olarak yalnızca hukuk eğitimindeki değişiklikler veya meslek mensupları için yaşam boyu eğitim felsefesi çözüm olmayabilir. Bununla ilgili olarak mesleğe kabul sınavı düzenlemesi veya merkezî mezuniyet sınavı tartışılmaktadır. Son dönemde oldukça önemli bir adım olan yargı reformu ile zaten var olan hâkim savcılık sınavının yanında avukatlık için de sınav yapılması kararı alınmıştır. Bu doğru bir karardır ancak hâkim savcılık sınavından farklı bir sınav değil aynı sınavın mesleğe kabul sınavı olarak planlanıp belirlenen baraj puanını almak suretiyle stajlara başlanması (hâkim savcılık için ekstradan mülakat da yapılabilir) daha makuldür.  Bu noktada mutlaka değinmemiz gereken bir diğer konu ise hâkim savcı stajyerlerinin maaş alırken avukat stajyerlerinin ücret almasının yasak olmasıdır. Avukatların yanında ve adliyede staja başlayan stajyer avukatlar meslek büyüklerinden ‘harçlık’ almakta ve ağır iş koşullarında çalışmaktadırlar. Bu kabul edilebilir bir durum olmadığı gibi avukatlık mesleğinin saygınlığına da yakışmamaktadır. Bu konuyla ilgili ücret alınmasının yasallaşması veya çeşitli vakıflarla burs şeklinde destekler sağlanması (Adalet Teşkilatı Güçlendirme Vakfı vb.) şeklinde çözümler düşünülebilir.

Hukuk sistemimizin güçlenmesi ile ilgili olarak muhakkak atılması gereken bazı kanunî adımlar da vardır. Örneğin bu konuda; ceza kanunumuzda eksik bazı suçların varlığı, infaz rejimi ile ilgili düzenlemelerin eksikliği ve yetersizliği, cezaevleri standartları ve cezaevlerinin rehabilitasyon yönünün eksikliği, süresiz nafaka, terör kanunu, ifade hürriyeti gibi bazı sorunlardan bahsedilebilir. Savcıların yetkilerinin azaltılması ise “silahların eşitliği” ilkesinin sağlanması için gereklidir. Yine ilk atılacak adımlardan sayılabilecek bir diğer husus da HSK’nın bağımsızlığı ve tarafsızlığının gerçek manada sağlanabilmesi için gereken düzenlemelerdir. Sanıyorum yargı reformu paketlerinde de bu meselelerin bazıları ele alınacak ve bunlara ek olarak gözaltı-tutukluluk süreleri düzenlenecek, hâkimlere coğrafî teminat getirilecek, mahkemelerde ihtisaslaşma arttırılacak, daha adil yargılanmaya ilişkin düzenlemeler yapılacak, ifade hürriyeti ile ilgili bazı değişikliklere gidilecek ve bunlara benzer bazı önemli adımlar atılacaktır. Bu adımların devam etmesi ve ülkemizde hukuk sisteminin düzeltilip dünyanın en iyi örnekleri arasında anılması için çabalarımız sürecektir.

Hiç şüphesiz hukuk bir devletin en önemli unsurudur. Liberal demokrasilerin en önemli özelliklerinden birisi hukukun bağımsızlığı ve tarafsızlığıdır. Türkiye’nin güçlenmesi ve bölgesinde etkin bir güç olabilmesi için atması gereken en önemli adım hukuk sistemini güçlendirmesi ve bu yolla demokrasisini sağlamlaştırmasıdır. Bunun yolu ise burada bahsettiğim en temel sorunlara (meslek standardının düşüklüğü, hukuk eğitimi kalitesi, mahkemelerin tarafsızlık ve bağımsızlığı, bazı kanunî eksiklikler vd.) acilen çözümler bulunmasından ve evrensel temellendirmelere sahip normlar ile birikimli hukuk aktörleri yetiştirebilmekten geçmektedir.