.: İktibas Yazılar

Hibrit savaş ile sınanan Türkiye güvenlik mimarisi – Yusuf Alabarda

Hibrit Savaş; konvansiyonel, gayri nizami ve siber harbe ait parametrelerin harmanlanmasından kaynaklanan ve günümüzde askeri stratejiyi şekillendiren fakat hakikatte yeni olmayan bir husustur. Zira; insanlık tarihi boyunca tüm çatışmalarda taraflar birbirinin zayıf noktalarından faydalanmak maksatlı nizami / gayri nizami, simetrik / asimetrik geliştirebildikleri tüm taktikleri hasımlarına karşı kullanmışlardır. Siber savaş da dahil tüm konvansiyonel olmayan harp teknikleri hakikatte harbin doğasını, yani düşmana kendi irademizi kabul ettirme anlayışını değiştirmemiş lakin harbin icrasına günümüz dünyasına ait yeni boyutlar getirmiştir.

‘Hibrit Savaş’ taktiklerinin 2006 yılındaki İsrail-Lübnan Savaşı’nda Hizbullah tarafından kullanılmasına atfen savunma ve güvenlik alanındaki terminolojiye dahil olduğuna dair yaygın bir kanaat varsa da, aslında harbin doğasında tarih öncesi çağlardan beri konseptleştirilmeden kullanıldığını görmekteyiz. Çünkü pratikte harbin sadece bir boyutuna ya da formuna sığdırılmayan tüm tehditler hibrit olarak nitelendirilebilinir.

KÜRESELLEŞMENİN DERİN ETKİSİ

Hibrit Savaş teorisinin mimarlarından biri olan Frank G. Hoffman da bu konuda paralel bir düşünce ile hibrit savaşı şöyle tanımlamaktadır : ”Hibrit Savaş politik hedefleri elde edebilmek amacıyla savaşın hüküm sürdüğü boyutlarda konvansiyonel silahların, gayri nizami harp taktiklerinin, terörizmin ve kriminal unsurların hasım tarafından eş zamanlı kullanılmasıdır.”

O zaman Hibrit Savaş tanımlamasına konu olan yeni olgu nedir? Aslında yeni olan hibrit olmanın konusunu oluşturan -gayri nizami harp unsurları, siber saldırılar, nizami unsurlar, terör saldırıları, psikolojik savaş, ekonomik saldırılar – gibi unsurların küreselleşmenin bu kadar yoğunlaşmasının da etkisiyle yeni formlarda ve birbiri ile daha güçlü ilişkiler içinde ortaya çıkmasıdır.

Şubat 2013 tarihinde Rusya Genelkurmay Başkanı General Valery Gerasimov’un yayınladığı ‘Hibrit Harpler’ isimli makale, geleceğin çatışmalarının kavramsal sınırlarını yansıtmakla kalmamış, hibrit harp kavramının da yoğun bir şekilde tartışılmasının yolunu açmıştır. Özellikle Ukrayna’da Rusya’nın ekonomik, sosyal ve askeri vasıtaların tamamının bütüncül bir yaklaşım ile geleneksel harp anlayışına alternatif tarzda kullanması, hibrit bir savaş nitelendirmesini elzem hale getirmiştir.

NATO’da müşterek kabul gören bir Hibrit Harp tanımı bulunmasa da, ABD’nin öngördüğü ‘Hibrit Tehditler’ olan; küresel terör, asimetrik çatışmalar, siber saldırılar gibi hususların NATO’nun bu konudaki kabulü olduğunu söylemek çok da abartı sayılmaz.

Bugün Hibrit Savaş terimi; modern askeri stratejinin ve gelecekteki öngörülen muharebe şeklinin bir parçası olarak savunma ve güvenlik doktrinlerine ve profesyonel askeri eğitim müfredatlarına dahil olmakta ve geleceğin savunma doktrinlerini belli bir noktaya kadar şekillendirmektedir.

GEZİ KALKIŞMASI VE DİĞER HİBRİT SALDIRILAR

Yukarıdaki tanım ve gelişmelerden yola çıktığımızda hibrit savaş kavramının ülkemizde son zamanlarda sadece Fırat Kalkanı harekatı kapsamında El Bab’da karşılaştığımız güçlükler için ya da kısmen PKK terör örgütü ile verdiğimiz mücadele için yoğun bir şekilde kullanılıyor olması, aslında analitik bir eksiklik durumundan ibarettir. Zira Gezi kalkışmasından bu yana bir seri şeklinde ve kesintisiz devam eden Türkiye’ye yönelik saldırılar hibrit savaş kavramında akademyanın ortaya koyduğu tüm parametreleri ihtiva etmektedir. Bu hibrit saldırılar kısaca :

Gezi kalkışması ve bu kalkışmada uygulanan teknik ve taktikler (OTPOR organizasyonları, duran adam sembolojisi, vandalizm, güvenlik güçlerine yönelik şiddet, Taksim meydanının işgali, sosyal medyanın manipülatif kullanımı vb.),

Gezi olaylarının hemen akabinde çözüm sürecinin akamete uğratılmasına yönelik yazılı ve görsel medyada çıkan haberler,

6-7-8 Ekim olaylarının tezgahlanarak ülkenin güneydoğusunda Gezi benzeri bir kalkışmanın ortaya konulma çabaları,

Çözüm sürecinin PKK terör örgütü tarafından bozulması sonrasında başlayan ve günümüze kadar gelen terör saldırıları,

Suriye ve Irak’taki iç savaş sonrası sınırladan içeri gelen büyük göç dalgası ve bu göç dalgasının yarattığı güvenlik ve ekonomik sorunlar,

DAEŞ terör örgütü ile Türkiye’nin ortak petrol ticareti yaptığına yönelik merkezi aklın psikolojik harekatı ve bu psikolojik harekat ile eş zamanlı olarak ülke içerisindeki MİT TIR’larının durdurularak aleni casusluk faaliyeti yapılması,

Ülke siyasi liderliğinin otoriterleştiği ve ülkedeki özgürlükleri kısıtladığı yönündeki tezvirat,

Ülkeyi bir iç savaşa sürükleyecek 15 Temmuz darbe girişimi ve sonrasında Batı’nın olaya yaklaşım tarzı,

AB sürecine yönelik yapılan süreci durdurma hamleleri ile AB liderlerinin ülkelerindeki her türden seçim malzemesine Türkiye’nin konu edilmesi,

Döviz kurunun ekonomik bir silah olarak kullanılması,

Rusya Federasyonu Büyükelçisi’nin öldürülerek iki ülkenin karşı karşıya bırakılmak istenmesi,

DEAŞ’in El Bab’da TSK’ya karşı direncini arttırmaya yönelik Rakka ve Musul’da devam etmesi öngörülen operasyonların ertelenmesi ya da yavaşlatılması, Suriye’nin kuzeyindeki terör örgütü PYD’ye yönelik her türden lojistik ve istihbarat desteği ile halihazırda DEAŞ ile mücadele eden tek ülkenin Türkiye olduğu bilinmesine rağmen PYD’nin DEAŞ ile en etkin mücadele eden güç olduğu mitinin oluşturulmasıdır.

NE GİBİ TEDBİRLER ALINMALI?

Türkiye yaşanan bu çok yönlü hibrit saldırılar karşısında kendi hassasiyetlerini görmekte ve bunları giderici tedbirleri almaktadır. Alınabilecek ilave tedbirler ise;

Suriye’de kendi güvenliğine ve bekasına yönelik kurgulanan hamlelere yönelik bölge ülkeleri ile kazan–kazan anlayışına dayalı diplomasiye ağırlık verilmeliye devam edilmelidir,

Bu diplomasinin bir değer taşıyabilmesi için Fırat Kalkanı harekatında ortaya konulan askeri ve siyasi hedefler mutlaka elde edilmeli, sahada başarı ile sert gücün kullanımı aleni ortaya koyulmalıdır,

Yeni güvenlik konsepti kapsamında terör ile mücadelede önleyici her türden müdahelenin azim, sabır ve kararlılıkla uygulanmasına devam edilmelidir,

Terör ile mücadelenin ülke içerisindeki boyutu devam ederken, teröre yönelik bağlantısı tesbit edilen her türden ülke dışındaki oluşuma, diplomasinin bütün unsurları ile (silahlı güç dahil) müdahelede bulunmaya artan bir ivme ile devam edilmelidir,

PKK terörünün kendisine yaşam enerjisi bulacak kök sebeplerinin ortadan kaldırılması konusunda başarıyla uygulanan halkın kazanılması ve demokratik siyasetin geliştirilmesine, örgüt ve uzantıları aradan çıkarılarak bölge halkı ile devam edilmelidir,

DEAŞ’in örgüte eleman kazandırmakta kullandığı ve örgüt mensuplarında var olan sorunlu din tasavvurunun önüne geçilmesine yönelik olarak, orta ve uzun vadeli önleyici dini eğitim/öğretim süreçlerinin başlatılması ve yaygınlaştırılması elzemdir,

FETÖ ile mücadele her türden manipülasyona ve bayağılaşmaya yol açmadan kararlı bir şekilde sürdürülmelidir,

15 Temmuz sonrasında başlatılan ve tüm güvenlik sektörünü (istihbarat ve emniyet dahil) kapsayan reform hamlelerine tavsatılmadan devam edilmelidir,

TSK’nın konvansiyonel muharebe yeteneği muhafaza edilirken, asimetrik tehditlere karşı daha etkin mücadele edebilmesi için yeniden teşkilatlanması, teçhizatlandırılması ve bu teşkilat yapısına uygun eğitim süreçlerinin belirlenerek hayata geçirilmesine ağırlık verilmelidir,

Savunma ve güvenlik alanında devam eden yoğun teknoloji kullanımın arttırılarak devam ettirilmesi önemlidir,

Her türden provokosyonda adeta bir silah olarak kullanılan manipülatif sosyal medya hesapları ile daha etkin bir mücadele stratejisi ivedilkle oluşturularak devreye sokulmalıdır,

Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı’nın, kamu düzeni ve güvenliği konularında etkinliğini ve verimliliğini arttıracak sorgulamalar yapılarak, eksik görülen hususlar ve bunlara yönelik tedbirler ivedilikle hayata geçirilmelidir,

Ülkenin hali hazırda yumuşak karnını oluşturan hava savunma sisteminin NATO dahil hiçbir ülkenin tekelinde olmayacak bir şekilde ivedilikle ihdas edilmesi zaruridir,

Kamu diplomasisinin ulusal ve uluslararası arenada daha fazla rol alarak, ülke aleyhine devam eden bilgi harekatına en etkin bir şekilde karşılık verebilecek kapasite ve etkinliğe kavuşturulması şarttır,

İç barışa ve huzura katkı sağlamayacak, kutuplaşmanın değirmenine su taşıyacak her türden söylem, yöntem ve hamasetten uzak durularak iç huzur sürekli konsolide edilmelidir,

Özellikle 15 Temmuz kalkışması sonrasında her türden güvenlik siyasetinin belirlenmesinde belirleyici rol üstlenen siyasetin güvenlik bürokrasisi ile arasındaki bilgi asimetrisini ivedilik ile kaldıracak tedbirleri alması şarttır.

Türkiye’ye karşı uygulanan hibrit savaşa karşı içeride ve dışarıda kararlılıkla mücadele verilirken, yeni güvenlik yaklaşımının da gereği olarak bu savaşı Türkiye’ye yönelik yürüten taraflara önleyici güvenliğin bir gereği olarak her türden meşru müdafaa hamleleri kesintisiz olarak ve kararlılıkla sürdürülmelidir.

Yusuf Alabarda, Savunma ve Güvenlik Uzmanı

Yenişafak, 01.01.2017

Ayrıca bakınız...

100. yılı münasebetiyle Ekim Devrimi niçin ele alınmalı

100. yılı münasebetiyle: Ekim Devrimi niçin ele alınmalı?

Bu sene, 1917’de vuku bulan Ekim Devrimi’nin (ED) yüzüncü yılı. Bu münasebetle dünyanın birçok yerinde ...