.: Murat Yılmaz

‘Her şey değişirken TSK da değişecek’

TSK gündemden düşmüyor. Darbe planlarının basında neşredilmesiyle kamuoyunda itiraz, TSK’da savunma sesleri yükseliyor.  

Dünyadaki büyük dönüşüme intibak etmekte geç kalan Türkiye’nin, artık demokratik olgunlaşma olarak adlandırılan eşiği aşacak ölçüde değişmesiyle beraber, bu değişime direnen kurum ve kesimler daha fazla görünür hale geldiler. TSK da değişimini tamamlayamamış bu kurumlar içinde. TSK, bürokratik bir kurum ve bürokratik bütün kurumlar gibi değişim karşısında zorlanıyor. Böyle olunca da, gözler TSK’ya çevriliyor ve değişimin nasıl gerçekleşeceği tartışılıyor.

Türkiye’nin 2002’den 2006’ya kadar süren büyük değişim sıçraması sırasında TSK’nın reaksiyonerlere teslim olmamasını temin eden Hilmi Özkök, bu tartışmalarda dikkatle takip edilen bir isim olarak öne çıkıyor. İlginçtir, birtakım çevreler cuntacıları suçlamak yerine, cuntacıları engelleyen Hilmi Özkök’ü “o zaman komutan değil miydin, gereğini neden yapmadın” şeklinde eleştiriyorlar. Genelkurmay başkanı olduğu dönemde cuntacılarla işbirliği yapan gazeteciler tarafından psikolojik harp harekâtlarıyla yıldırılmaya çalışılan Özkök hakkında, hâlâ bu tür yayınların yapılabilmesi, Hilmi Özkök’ün orduya vurduğu mührün gücünü gösteriyor. Geçtiğimiz günlerde SETA’da asker-sivil ilişkilerinin tartışıldığı bir toplantıda TSK’ya yakın bir gazeteci olarak bilinen Mehmet Ali Kışlalı, Özkök’ün, üslubu farklı olsa da TSK’nın hassasiyetlerini paylaştığını ancak demokrat olarak bilinmesinin kendisinin imajına zarar verdiğini söyledi.

Hilmi Özkök’ün kendisine yönelik meşru hükümete karşı mücadele etmediği eleştirilerine karşı söylediği “Demokrat olmak suç mu?” sözü, bu zeminde anlam kazanıyor. Özkök sadece Genelkurmay başkanı olduğu dönemde değil, görev sonrasında da yaptığı açıklamalarla asker-sivil ilişkilerinin şeffaflaşması, meşru zeminde yürütülmesi ve ordunun siyasetten uzaklaşması istikametinde müspet bir rol üstlendi. Özkök’ün, TSK’nın Latin Amerika ülkelerinin ve Baasçı Ortadoğu ülkelerinin düştüğü hatalara düşmesini önlemekten öte, mesleklerini profesyonelce ve demokratik hukuk devleti sınırlarında yapmak isteyen asker sınıfına verdiği motivasyonla TSK üzerinde kalıcı etkiler bıraktığı görülüyor. Bugün ordu içinde yaşanan mücadele ve TSK’nın meşru sınırlarına çekilme sürecinde Özkök’ün rolü artık her çevrede takdir ediliyor.

Darbeler dönemi bitti

Her cemiyet ceza ve mükâfat, eleştiri ve takdir müesseselerini adil bir şekilde kullandığı nisbette medenileşir. Kurum, kural, usul ve üslubun yerleşmesinin ölçüsü, bu istikamette gösterilen isabettir. Türkiye, yakın dönemde kendisine benzeyen ülkelerle mukayese edilirse, bu açıdan bir değerlendirme mümkün olabilir. Demokrasiye geçiş sürecinde Türkiye ile benzer problemler yaşayan İspanya, Portekiz ve Yunanistan, bu problemleri aşabilirken, Türkiye neden aşamamaktadır? Geçmişte bu ülkelerde askerî müdahaleler yaşanmışken, bugün böyle bir ihtimalden bahsedilmiyor. Türkiye ise son zamanların en parlak iktisadi ve siyasi gelişmesini yaşarken, iki darbe tehlikesi atlatmış. Acaba neden?

Arjantin, Şili ve hatta Bolivya dahi darbecilerin yargılanması ve asker-sivil ilişkilerinin demokratikleştirilmesinde ciddi mesafe almışken, Türkiye neden yol alamıyor? Bu saydığımız ülkelerde darbeciler yargılanır ve hapsedilirken, Türkiye’de darbecileri yargılamak isteyen savcıların mesleklerinden men edilmesi, ceza ve mükâfat, eleştiri ve takdir müesseselerinin işlemediğini çok net bir şekilde ortaya koyuyor.

Türkiye’nin 3 Kasım 2002 seçimleri sonrası siyasi ve iktisadi reform sürecine girmesi ve bu meyanda rejimin sivilleşmesinde kilit rol oynayan dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün performansının yeterince takdir edilmeyişi de, bu bakımdan kayda değerdir. Özkök, 28 Şubat süreciyle adeta zıvanadan çıkan sivil-asker ilişkilerini kendi ifadesiyle Türkiye’yi “birinci sınıf devlet” yapma perspektifiyle, demokratik bir paradigma ve medeni bir üsluba oturtmaya çalışmıştır. Son dönemde ortaya çıkan darbe planları Özkök’ün tarihî rolünü yeniden hatırlatmaktadır.

Hilmi Özkök’ün çizgisi, orduyu içinden çıkılmaz bir bataklığa sürükleyen cuntacılıktan çıkarmaya matuftu. Bu çizginin sadece AK Parti’nin veya demokratların şansı olduğunu zannedenler yanılıyorlar. Özkök, esas itibarıyla ordu için büyük bir şanstı ve hâlâ da kendisinden istifade edilebilirse ordu için bir şanstır… Nitekim bu husus, bugün daha açıkça görülüyor. 28 Şubat sonrası ordunun politize oluşu, orduyu bütün siyasi ve toplumsal aktörlerle kavgalı hale getirmişti… Ayrıca ordu hiyerarşisi ciddi zarar görmüş, terfi sistemine tesir edecek hizipleşmeler meydana gelmişti. Özkök, sabır ve sağduyu ile orduyu görev sahasına çekmeye çalışmıştır. Bu hususta önemli mesafe alınmasına rağmen hâlâ alınması gereken ciddi bir yol olduğu anlaşılıyor.

Özkök, son darbe iddiaları ve yaşanan gerginlik üzerine kritik dönemlerde fevkalade ehemmiyetli açıklamalarda bulunuyor. Sorumluluk mevkiinde bulunan herkesi sorumluluk içinde konuşmaya çağıran Özkök, emekli olduktan sonra da ordunun ve demokrasinin şansı olmayı devam ettiriyor. Özkök, demokrasi çerçevesindeki asker-sivil bürokrasinin riayet etmesi gereken çerçeveyi sunuyor. Son olarak Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay’ın ‘darbe günlükleri’nin yayınlanması üzerine, gazeteci Enis Berberoğlu’nun “Darbe geleneği sona erdi mi?” sorusuna verdiği cevap, darbe ve demokratikleşme konusunda tartışılabilecek çok ciddi bir analiz çerçevesi sunuyor:

Özkök, ordu için hâlâ büyük şans

“Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin ulaştığı entelektüel seviye, haberleşme teknolojisindeki evrim, demokraside ulaşılmış olan aşama, politik, ekonomik ve diğer milli güç unsurlarındaki gelişmeler, TC’nin gittikçe artan uluslararası kurum ve kuruluşlara katılımı, sivil toplum kuruluşları ve diğer sivil güç unsurlarındaki artış ve gelişim, önceki olaylardan alınan dersleri oluşturma tekniklerindeki gelişmeler, darbeler devrini kapatmıştır. Yakın gelecekte Türkiye, her işin, onu yapması gerekenlerce yapılacağı bir ülke olacaktır. Bence halk, rüştünü ispatlamıştır. Halk; hak ve hukukunu sadece vekiller eliyle arama alışkanlığından yavaş yavaş sıyrılarak doğrudan ve itidalli bir şekilde arama seçeneklerini de kullanmaya başlamıştır. Onu anlaması gerekenler de yavaş yavaş ezberlerini bozarak onu anlamaya, iktidarın kaynağının sadece oy olmadığına akıl erdirmeye başlamışlardır. ‘Yeni tür politikacı’ örnekleri boy göstermeye başlamıştır. Bu, ümit verici bir durumdur.”

Hilmi Özkök’ün çizdiği bu çerçeve, Balbay’ın darbe günlüklerinde veya Ergenekon davası münasebetiyle okuduğumuz darbeci generallerden ne kadar farklılık arz ediyor. Özkök’ün konuşmaları, ordunun darbeci generallerle özdeşleştirilmesini önlüyor ve ordunun itibarını kurtarıyor. Balbay’ın günlükleri, darbecilerin sadece Hilmi Özkök’e değil, ondan önceki Hüseyin Kıvrıkoğlu ve İsmail Hakkı Karadayı ile ondan sonraki Yaşar Büyükanıt ve İlker Başbuğ’a askerî disiplin ve asgari terbiyeyle bağdaşmayacak şekilde baktıklarını açıkça gösteriyor. Dolayısıyla buradaki meselenin, şahsi bir mesele olmadığı anlaşılıyor. Mesele, eğitimden mevzuata kadar yayılan bir zihniyet meselesidir. Özkök’ün Balyoz darbe planları etrafında gelişen tartışmalar sırasında sarf ettiği şu sözler TSK’nın çıkış yolunu gösteriyor:

“Her şey değişirken TSK da değişecek. Bu yönde çalışmalar zaten yapılır. Değişmezseniz, gelişmelerin dışında kalırsınız. Bunun karşısında duramazsınız. Bu işlerden korkmamak lâzım… Dünya sahnesinde yer almak istediğiniz noktaya ulaşmalısınız. Neyi özlüyorsak, kendimizi nereye lâyık görüyorsak, oraya ulaşmaya çalışmalıyız.”

Türkiye’nin demokratikleşmesi, medeniyet ve hukuk kriterleri bakımından birinci sınıf bir ülke olabilmesi için reform sürecinin devam etmesi gerekiyor. Reform süreci, sadece belli alanlarla sınırlı kalamaz. Savunma, güvenlik ve istihbarat sektörlerinin de hızla reform sürecine ayak uydurması gerekiyor. Bu kurucu dönemde, Hilmi Özkök gibi entelektüel ve cesur liderlere şiddetle ihtiyaç vardır. NATO, Soğuk Savaş sonrasında “değişim komutanlığı” kurmak şeklinde bir yeniliğe gitmişti. Böyle bir yeniliğe, TSK’nın da şiddetle ihtiyacı olduğu anlaşılıyor. Siyaset ve hukuk dünyası, bu tür liderlerin önünü açarken, bu liderleri engelleyen, kurumların hiyerarşisini bozan ve hukuk dışına çıkan personelin idari ve hukuki süreçlerle yargılanmasına ve cezalandırılmasına kararlılıkla devam etmelidir. Özkök’ün orduya ve demokrasiye büyük hizmeti ve misyonu, zaman geçtikçe daha iyi anlaşılmaktadır. Son dönemdeki darbe tartışmaları ve soruşturmaları, Hilmi Özkök’ün şahsında işlerini siyasete bulaşmadan profesyonelce yapmak isteyen subayların kıymetini bir kez daha göstermiş olmalı.

Zaman, 25.02.2010