.: Vahap Coşkun

Hendeklerin ardından (3)

PKK’nin şehir savaşlarında başarıya ulaşabilmesi başlıca iki şarta bağlıydı: Birincisi, halkın bu hendek, barikat ve silahlı özyönetim stratejisine destek vermesiydi. İkincisi de, devletin zaaf göstermesiydi. Fakat her iki mevzuda da işler PKK’nin istediği gibi gitmedi.

İlk olarak halk, PKK’nin ummadığı bir kararlılıkla, çatışmaların kent merkezine taşınmasına tepki gösterdi. Hendeklerin ve barikatların arkasında durmadı, silahlı özyönetim ilanlarına iltifat göstermedi. Halk silahlar patladığı andan itibaren halk evini barkını terk etti ve yollara düştü. Göç etmek mecburiyetinde kalanların iki önemli özelliği vardı:

– Biri, kahir ekseriyetinin HDP seçmeni olmasıydı. Yoğun çatışmaların yaşandığı ilçelerde HDP’nin oy oranı % 80 seviyelerinde seyrediyordu.
– Diğeri ise, ekonomik piramidin en alt basamağındaki kesimini oluşturmasıydı. Çoğu, 1990’larda devletin uyguladığı zorunlu göç politikasının kurbanlarıydı. Geçmişte de, bugün de yaşamlarını çok güç koşullar altında sürdürüyorlardı.

PKK belki biraz da bu sosyolojiye güvenerek, çatışmaları başlattı. Ancak halk çatışmalara katılmayı reddetti. Halkın ret kararı, dört sebebe bağlanabilir:

a. PKK’nin hedefi ile uyguladığı metot arasındaki uyumsuzluk devasaydı. Zira PKK bağımsız bir devleti reddediyor, dahası bağımsız bir Kürt devletini gericilik olarak nitelendiriyordu. Bazen özerklik, bazen de “özyönetim” diyor, ama nihayetinde Türkiye ile birlikte yaşamayı öngörüyordu. Bir özerklik için şehirleri harabeye çevirmenin ve binlerce insanı ölüme göndermenin ise halk nezdinde bir izahı yoktu.

b. Çözüm süreci, bu meselenin çözümünde başka bir yolun mümkün olduğunu göstermişti. İnsanlar barışın tadını almıştı. Siyasete güvenildiğinde ve demokratik mekanizmalara ağrılık verildiğinde, dün “olmaz” denilen birçok şeyin bugün “olduğunu” tecrübe etmişti. Kaldı ki ortada siyaseti güçlü kılacak birçok kaynak (parlamento, belediyeler, medya ağı, sivil toplum kuruluşları, vb.) mevcuttu. PKK ve HDP’den istenen ve beklenen, eldeki bu imkânların siyasete teksif etmeliydi. PKK’nin bunu yapmak yerine silaha davrandı, halk da bunu tasvip etmediğini açığa vurdu.

“Hendek kazmak bir delilik”

c. Sosyoloji yerinde durmuyor değişiyordu. Kürt illerinde gözle görülür bir orta sınıflaşma vardı. Kentler yeniden inşa ediliyor, yeni ve modern semtler doğuyor, alım gücü yükseliyor, mobilizasyon artıyordu. Ekonomik açıdan ortanın altında yer alanlar da, yaşam standardını yükseltmeyi ümit ediyordu. Orta sınıflaşmanın tesiri iki yönlüydü: Bir taraftan kimlik taleplerini (anadil, yönetime katılma, vb.) keskinleştirdi. Diğer taraftan da kitlelerin militanlaşmasının önüne set çekti. Kürtler taleplerinin arkasında duruyordu. Ama bunun için şiddeti değil, siyaseti tercih ediyorlardı.

d. Hepsinden mühimi halk kırk yıldır mağduru olduğu çatışmanın kazandırdığı deneyimden süzdüğü bilgi ile bu yolun bir yere varmayacağını biliyordu. Yine en büyük zararı kendilerinin ve çocuklarının göreceğini, kendi hayatlarının bir felakete dönüşeceğini hissediyordu.

Çatışmaların yaşandığı dönemde New York Times muhabiri Robert F. Worth, bölgeye gelip PKK’lilerin arasına karıştı ve hendeklerin gerisindeki hayatı 19 sayfalık bir haberle gazetesine taşıdı. Worth haberinde, bazı PKK’lilerin yapılanların yanlış olduğunu kendisine itiraf ettiğini söylüyordu:

“Hendeklerin arkasında geçirdiğim sürede PKK içinden sessiz de olsa çatlak seslere şahit oldum. Bunlardan biri 24 yaşındaki bir kadın keskin nişancıydı: “Kobani’de savaşırken sonuç alacağımızı biliyorduk. Burada bir sonuç alamazsınız. Ben sonuç getirmeyen bir şey için ölmek istemem. İnsanlar soruyor: Bu hendekleri kazmak doğru muydu?”

Worth’a göre, dokuz aylık çatışmaların ardından Kürt vatandaşlarının çoğu ve özellikle orta sınıf Kürtler “PKK’nin hendek kurup devlete karşı isyan etme stratejisinin bir delilik olduğunu” düşünüyordu. “Cizre’deki esnaflardan biri yıkılan evini göstererek, ‘Gençler hendek kazmaya başlayınca onları ikaz ettik yapmayın dedik, bize sizi koruyacağız dediler. İşte sonuçlar ortada” diye konuştu.”

Devletin cevabı

İkinci olarak, PKK’nin çatışma tercihi, zafiyet bir yana, devlet tarafından şevkle ve heyecanla karşılandı. Zira devlet, çözüm süreci boyunca sahayı PKK’ye fazla kaptırdığını düşünüyordu. PKK’nin kamu güvenliğini ihlal etmesinden ve hâkimiyet alanını genişletmesinden de rahatsızdı. PKK’nin paralel bir devlet erki gibi faaliyet göstermesini devlet –varlığına ve vasfına yönelik- bir tehdit olarak kodladı. PKK silaha davranmasını fırsat bilerek bu tehdidi bertaraf etmek için tüm güçlerini sahaya sürdü. Ülke içinde ve dışında PKK’ye karşı çok yoğun operasyonlar yaptı. Şehirlerde hendek ve barikatları kaldırdıktan sonra, kırsala döndü.

Şehir savaşları esnasında Irak ve Suriye analojileri yapılıyor ve bilhassa PKK’nin Suriye’deki kazanımlarına atıfla Türkiye’deki stratejisine bir haklılık çerçevesi oluşturulmaya çalışılıyordu. Oysa Irak ve Suriye ile Türkiye’nin karşılaştırabilmesinin olanağı yoktu. Her iki ülkede Kürtlerin güce dayalı araçlarla kendi bölgelerinde teritoryal bir egemenlik kurmalarını sağlayan üç dinamik vardı:

– Merkezi devlet, varoluşsal bir krize düşmüştü.
– Kürtlerden ziyade ülke genelinde bir siyasi istikrarsızlık ve ayaklanma vardı.
– Uluslararası güçlerin doğrudan bir müdahalesi söz konusuydu.

Her üç dinamik açısından da Türkiye farklı bir noktada. Güçlü bir merkezi devlet var. Hükümete karşı genel bir başkaldırı bahis konusu değil. Devlet, uluslararası arenada güçlü bağlar sahip. Türkiye, NATO üyesi ve dünyanın en büyük 17. ekonomisi. Dolayısıyla Irak ve Suriye’de iş gören yöntemlerin Türkiye’de iş görmeyeceği belliydi.

Başarının ölçütü

Nitekim görmedi. PKK; başarılı olamadı. Burada “başarı” derken bir hususun altını çizmek gerekir. Sanrım PKK yöneticilerinin başarıdan kastı, orduyu tamamen yenmek değildi. Herhalde onlar da, devleti bütünüyle bölgeden çıkaracaklarını, bir ya da birkaç yerde yönetimi bütün boyutlarıyla ele geçireceklerini, devlet güçlerinin giremediği ve kelimenin gerçek manasında kurtarılmış bölgeler oluşturabileceklerini düşünmemişlerdir. Bunun imkânsız olduğunu bilebilecek tecrübeye sahiptirler.

Kanımca PKK’nin amacı, bir ayaklanma tablosu ortaya çıkarmaktı. Sivillerin kitleler halinde devlete isyan ettiğini gösteren bir manzara yaratılabilse, PKK gayesine ermiş olacaktı. Bu Türkiye’yi hem içerde, hem de dışarda çok zorlayacak, köşeye sıkıştıracak ve PKK’nin elini güçlendirecekti. Ancak bu da olmadı, PKK bu hedefine de varamadı.

Devam edeceğim…

[1] http://www.serbestiyet.com/Gundem/hendek-kazmak-hataydi-690472

[2] (Bu konuda daha ayrıntılı bir okuma için: Cuma Çiçek-Vahap Coşkun; Dolmabahçe’den Günümüze Çözüm Süreci: Başarısızlığı Anlamak ve Yeni Bir Yol Bulmak, Barış Vakfı Yayını, Nisan 2016, https://tr.boell.org/sites/default/files/nisan_raporu_turkce.pdf)