.: Nihat Kaya

Hendek Savaşları ve Yarattığı Travmalar

Ülkemizin Güneydoğusundan gelen resimler Suriye’yi andırıyor. Parçalanmış camlar, çerçeveler, kevgire dönmüş duvarlar, yıkılmış duvarlar, ortalığa saçılmış taşlar, eşyalar, harap olmuş ibadet mekânları; çaresizlikle sağa sola koşturan insanlar. Eline, sırtına aldığı eşyalarla yaşadığı vatanında “mülteci” konumuna düşen binlerce insan…
Eğitim durmuş. Öğretmenlere “idarî izin” verilmiş. Diyaliz hastaları bile ölüme terk edilmiş, doğumlar kötü koşullarda evlerde yapılır olmuş… En hayatî ihtiyaçlar giderilemez halde. Çoğu yerde elektrikler kesik, sular akmıyor, gıda sıkıntısı baş göstermiş. Salgın hastalıklar kapıda. Acil hastalar bile, “beyaz bayrakları çubukların ucuna takıp” öyle hizmet almaya çalışıyorlar. Kurşun, top, tüfek, bomba sesleri bütün her yeri kaplamış… Bombalar, roketler, mermiler hastahaneler, ibadet yeri dinlemeden her yerde. Bebekler, çocuklar, kadınlar ve onlarca sivil vatandaş da bu çatışmanın içerisinde hayatını kaybetti… Gidecek bir yeri olmayan veya orada kalmayı tercih edenlerin çoğunun psikolojisi bozulmuş durumda. Nereden ne zaman bir kurşun bomba geleceğinin endişesini taşıyorlar. Diğer yandan, bölgede görevlendirilen polis ve askerler de, hangi evden, hangi köşeden kendilerine kurşun ya da roket atılacağının kaygı ve korkusunu yaşıyorlardır. Çatışma içerisinde olan ve o atmosferi yaşayan herkeste; gerilim, kaygı, korku, panik havasının olması kaçınılmazdır. Özellikle, karşılıklı çatışan silâhlı güçler, öldürülme korkusuyla daha acımasız ve hedef gözetmeksizin her tarafa “saldırganca” davranabiliyorlar. Karşılıklı kin, nefret, düşmanî ve intikam duyguları “savaşçıları” daha da acımasız ve pervasız yapabiliyor. Bu nedenle sivil kayıplar ve sivil vatandaşların ciddi sosyal ekonomik, psikolojik zararları oluyor.
Savaş ortamlarında insanların en temel ihtiyaçları olan, korunma barınma, beslenme ve en önemlisi kendisini GÜVENDE HİSSETME DUYGUSU ortadan kalkar. Bu belirsizlik, korku ve endişeyi artırır. Rasyonel düşünme ve davranma yeteneği çoğunlukla kaybolur…
Devletin bölgedeki öğretmenleri ülkenin “güvenli” bölgelerine çekmesi, öğrencileri “güvenliksiz bölgede” bırakması ayrı bir travma ve “ayırımcılık” duygusu oluşturdu. Diğer yandan, kendi öğretmenini, öğrencisini, sivil vatandaşını korumada “zafiyet” görüntüleri oluştu. Kendi ülkende, bir bölgeye; tanklar, toplar, zırhlı araçlar ve on bin kişilik bir orduyla komandolar ve özel harekat polisleriyle girebiliyorsan; orda kurulan “FİZİKî HENDEKLER” değil, “DUYGUSAL HENDEKLER” oluşmuş demektir. Bizleri derin derin düşündürmesi gereken bu DUYGUSAL KOPUŞTUR.
Diğer yandan, bölgede güvenlik görevlisi olarak, çatışmanın içinde olan, hayatını kaybedenlerin yakınları da her an kaygı ve korku içerisinde. Gelen her ölüm haberi ve “şehit cenazesi” bu insanlarda büyük bir nefret ve intikam duygusunu körüklemektedir. Ülkede “duygudaşlık” yok olmakta ve ayrışma artmaktadır.
Hendek ve özyönetim çerçevesinde gelişen son savaş durumu; gerek PKK gerekse devleti yöneten mevcut aktörlerin ve de uluslararası birçok ülke ve çıkar gruplarının mücadele ve hâkim olma alanı haline gelmiştir. Ne PKK artık tek başına PKK’dir, ne de TC tek başına TC’dir. Denklem gittikçe karmaşık hale geliyor. Bu durumu, çok önceden sezen ve gören Öcalan, yıllardır hep “millî çözüm” üzerinden çözümler üretilmesini teşvik ediyordu. Ama derin PKK, derin Devlet ve dış güçler buna imkân tanımıyor.
Sorulması ve sorgulanması gereken hususlar var.
1- Devlet “çözüm süreci” boyunca neden PKK’nin şehir yapılanmalarına ses çıkarmadı? Neden şehirlere silah ve cephane yığılmasını görmezlikten geldi?
2- 7 Haziranda AK Parti tek başına iktidar olsaydı, bu savaş yine çıkacak mıydı?
3- PKK neden her şeyin konuşulabildiği, tartışıldığı ve olumlu adımların atıldığı bir süreçte, tekrar silaha sarıldı?
4- Öcalan’ın “Türkiyelileşme” projesi olan HDP 7 Haziran’da ciddi bir halk desteği almış ve sivil siyaset, demokratik çözümler destek bulmuşken, PKK neden şehirlerde, “devrimci halk savaşı” başlatma gereği duydu?
5- PKK neden “Beyaz Kürtlerin” olduğu mahallelerde değil de “yoksul, gariban Kürtlerin ” olduğu mahallelerde hendek savaşları veriyor?
6- Devlet, neden hendekler kazılana kadar bu gelişmeleri görmedi ya da göremedi?
7- Devlet, neden Kürt sorununda 90lar’ın “güvenlikçi” yöntemlerine geri döndü?
Bu güne kadar öldürülen insanların sayısı 40 bini geçtiği halde, militanlara katılım oranı her geçen gün artıyor. Bunun en önemli nedeninin, güvenlikçi politikalar olduğu görülmüyor mu?
8- HDP yönetimi 7 Haziran’dan itibaren, neden PKK’yı ikna edemedi ya da etmek istemedi? “Yeter arkadaşlar! Bugüne kadar hep silahlı mücadele verdiniz. Hakkınızı da teslim ediyoruz. Ama hareketin önderi Öcalan, yıllardır hep silahın devrinin geçtiğini, demokratik sivil yollarla sorunu çözmek gerektiğini savunuyor, gelin artık bize katılın. PKK, demokratik siyaseti önceleyen bir anlayışla HDP ye inisiyatifi bıraksın. Artık kimse ölmesin. Bölünme dahil her şey konuşuluyor bu ülkede” şeklinde neden ikna edemedi PKK’yi? İkna edemediği gibi,maalesef PKK’nin Hendek savaşlarının arkasında durdu. Bu çok ciddi bir hayal kırıklığı yarattı.
9- PKK yıllardır ara ara “devrimci halk savaşı” adı altında stratejiler güdüyor. Fakat halk buna destek olmuyor. 200 bini aşkın insan “savaş” ortamını, eline ne geçirdiyse terk etti. Eğer Kürt halkı “demokratik özerklik ya da “öz yönetim” istiyorsa niye bu savaşın arkasında durmuyor? Halk, artık HDP’nin demokratik yolla çözüm aracı olmasını arzu ediyor. Bu taleplerini sivil ve demokratik kanallarla savunmasını bekliyor. 7 Haziran’da verilen yüzde 13 oyun anlamı buydu. Kandildeki, yaşı 60’ı geçmiş kadrolar, oradan ne kadar bu gerçeği okuyorlar? Ya da okumak mı istemiyorlar!
10- Devlet, “Çözüm süreci”nin önemli mimarı Sayın Erdoğan,”Kürt sorunu vardır”dan, neden” Kürt sorunu yoktur” söylemine evrildi?
Neticede, bugünkü fotoğraf çok acı, travmatik, belleklerde derin izler bırakan bir fotoğraftır. Bölgede yaşı 40 ve 40 altı olanlar; hep silah, bomba, çatışma, işkence, gözaltında kayıplar, faili meçhul cinayetler, göç ettirmeler, köy yakmaları, toplu hakaret, aşağılanmalar, şiddet, terör ve savaş ortamının TRAVMATİK İNSANLARIDIR. 20 yaş altı gençleri travma öyküleriyle büyüyorlar. Ve son Hendek savaşlarıyla da olanları bizzat yaşıyorlar. Daha radikalleşip bileniyorlar. Ülkemizin geleceğini tehdit edecek potansiyel “mağdur, öfkeli, intikamcı” gençler ” yetiştiriyoruz”. Kendi ellerimizle…
Çatışan tarafların karşılıklı olarak şiddeti durdurması elzemdir. Bütün insansever, barışsever, yurtsever güçlerin gerek PKK gerekse devlete baskı yapması gerekiyor. Bir an önce , “barış masasına” oturulması gerekiyor. Ölen ve perişan olanlar yoksul, fakir aile çocukları ve ateş düşen yerler de onların ocakları. Bu şiddet ortamını çözüm olarak görenler, kendi çocuklarını, yakınlarını gönderebiliyorlar mı o ortama? Gidip orada yaşayabilirler mi? Her koşulda barışı öncelemek, tek bir canın dahi ölmesine müsaade etmemek gerek…