.: Vahap Coşkun

HDP’nin tavrı ve 2015 seçimi

HDP yetkilileri bir süredir ısrarla seçime parti olarak gireceklerini beyan ediyorlar. Önce Eşgenel Başkan Demirtaş, parti içinde gerekli tartışmaların yapıldığını ve seçime bağımsız olarak değil de HDP kimliği altında gireceklerini açıkladı. Ardından birçok yetkili ve parlamenterden bu minvalde açıklamalar geldi. Demirtaş, bu kararı almalarını HDP’nin Türkiye siyasetini değiştirme misyonuna bağlıyor. Ona göre mevzu, “Parlamentoya girmek, arka kapıdan dolanarak vekilleri oraya göndermek” değil. Mevzu, HDP’nin Türkiye’nin siyasi hayatına güçlü bir şekilde girmesi. Bağımsız aday ise bu hedef için zararlı. Dolayısıyla HDP’nin siyasete düşündüğü oranda müdahale edebilmesi için seçim yarışına parti olarak katılması zorunlu. Demirtaş’ın ifadesiyle: “Türkiye siyasetini değiştirmek istiyoruz. Yolsuzluk, yandaşlık, elitizmi, rüşvet, parlamentarizm; bütün bunları değiştirip halkçı siyaseti, siyasi ana hat olarak kurmak istiyoruz. Bağımsızlarla girersek bu iddialarımızdan, projelerimizden vazgeçmiş oluruz. ‘Beni vekil seç’ diye halkın karşısına çıkıyorsunuz. Evet, savunduğunuz ilkeler var ama bu bireysel kalıyor. O yüzden HDP gibi güçlü bir projeyi, Ortadoğu’da güçlü bir alternatif oluşturan çizgiyi, yolsuzluklar ve hırsızlıklar karşısında yüzde 10’a taşıyamamak bizim büyük eksikliğimiz olur.” Cumhurbaşkanlığı seçiminin etkisi HDP’nin bu yola girmesinde iki faktörün payı olabilir. Birincisi, HDP’nin Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yüzde 10’un eşiğine gelinmiş olmasıdır. HDP yönetimi, biraz daha zorladıklarında bu eşiği aşabileceklerine kanaat getirmiş olabilirler. Kamuoyuna yapılan açıklamalarda, bu özgüvenin izleri var. Mesela A’dan Z’ye bütün planlarını seçime parti olarak girmek üzere yaptıklarını belirten Sırrı Süreyya Önder, güvendikleri araştırmalarda HDP’nin yüzde 11.8 çıktığını söylüyor. Hasip Kaplan, 81 ilde örgütlendiklerini, HDP’nin oy potansiyelinin yüzde 15 olduğunu ve bir baraj sıkıntılarının olmayacağı ifade ediyor. Demirtaş ise, parti olarak seçime girdikleri 2002’den bu yana çok mesafe kat ettiklerini, şartların kendilerini güçlendirecek şekilde geliştiğini ve hem iç hem de dış konjonktürün uygun olduğunu belirtiyor. Demirtaş’a göre, HDP’yi barajın çok üzerinde bir oyla parlamentoya sokabilecekleri bir tablo var önlerinde: “DEHAP’la seçime girdik, yüzde 7 oy aldık. En yüksek oyumuzdu. Parti olarak girmenin avantajını gördük aslında. 12 yıl geçti ve çok daha ciddi, büyük siyasi hamleler yaptık. DEHAP kısıtlı imkânlara rağmen, parlamentoda grubu olmamasına rağmen, ciddi ittifaklar gerçekleştirememiş olmasına ve savaş koşullarından yeni çıkmış olmasına rağmen büyük oy aldı. Biz belediye sayımızı 100’e, parlamentodaki vekil sayımızı 36’ya çıkardık. Cumhurbaşkanlığı seçiminde yüzde 9.8 oy aldık ve HDP gibi, Türkiye’de ilk defa bütün ezilenlerin temsiliyeti ve ittifakından oluşan stratejik birlik partisi kurduk. Koşular tümüyle lehimize gelişti. Ortadoğu’da IŞİD gibi barbarlığı durduran; diz çöktüren hareket olarak dünyada meşruiyetimiz güçlendi. AKP ise çok yıprandı; Kürt, Ermeni, Alevi sorunları hakkında projelerini hayata geçiremedi. Yolsuzluğa bulaştı. CHP’nin alternatif olmadığı açığa çıktı. Kendi öz gücümüzü, özgüvenimizi bir kenara iterek bağımsız adaylarla seçime girmek bu siyasi projeye haksızlık olurdu. Projemizin halk tarafından onaylandığını göstermek istiyoruz.” Yüzde 10 cepte mi? HDP’nin yaptığı bu okuma, bence isabetli değil. Her şeyden önce, Cumhurbaşkanlığı seçiminde alınan oy sağlam bir dayanak noktası teşkil etmiyor. Çünkü bu seçimde seçmen davranışı belirleyen etkenler farklıydı. Devletin en üst makamına bir Kürt, kendi kimliğiyle aday oluyordu. Bir baraj engeli yoktu. Kürt seçmen nerede olursa olsun vereceği oyun heba olmayacağını, Demirtaş’ın hanesine yazılacağını biliyordu. Bir Çözüm Süreci vardı; Demirtaş seçimi kazanmasa bile onun alacağı yüksek oy, Kürtlerin siyasetteki ağırlığının artmasına ve taleplerinin daha fazla göz önünde bulundurulmasına katkı sunabilirdi. Bu ve benzeri bir motivasyonla bilhassa büyük şehirlerde önceki seçimlerde AKP’ye oy veren Kürtlerin bir bölümü tercihini Demirtaş’tan yana kullandı. Fakat Cumhurbaşkanlığı’nda Demirtaş’tan yana tavır alan bu seçmenin, genel seçimde de HDP’ye oy vereceğinin bir garantisi yok. Aksine bu oyların tekrar AKP’ye dönmesi daha büyük bir ihtimal. Zira seçmen genelde rasyonel davranır; seçilmesi imkânsız bir HDP’ye adayına oy vermek yerine seçilme potansiyeli taşıyan ve kendine yakın gördüğü bir adaya yönelir. Bu da HDP’nin oy oranını aşağıya çeker. Bu itibarla HDP, Cumhurbaşkanlığı seçimini baz almamalı, oradaki sonuçlar abartarak barajı aşacağı sonucuna varmamalı. Böyle yaparsa büyük bir hataya düşer. “Nasıl olsa yüzde 10 cepte” düşüncesiyle seçime girerse, bu seçimden büyük bir hayal kırıklığıyla çıkar. Demirtaş’ın dillendirdiği “dünyadaki meşruiyet algısının güçlenmesi”, “AKP’nin yıpranması” ve “CHP’nin alternatif oluşturamaması” gibi etkenlere de fazla bel bağlanmamalı. Batı âleminde oluşan sempati ve meşruiyet oya tahvil etmez. Keza HDP’ye, AKP’nin yıpranmasından ve CHP’nin iktidar namzedi olamamasından kaynaklı oy akışının olduğunu/olacağını gösteren bir emare de yok. Ayrıca eğer yıpranmadan bahsedilecekse, HDP’yi de yıpratan ve seçmen gözünde ona itibar kaybettiren hadiseler de (misal, 6-8 Ekim) hatırda tutulmalı. Tüm bu hususlara birlikte baktığımda, HDP’nin “Barajları yıkacağız” iddiasının gerçekçi olmadığını görüyorum. Sistemi zorlamak İkincisi, HDP bu kararıyla sistemi baskı altına alma ve onu değişikliğe zorlamayı tasarlamasıdır. Buna göre, HDP’nin Meclis dışında kalması bütün bir siyasi yaşama menfi bir tesirde bulunur, Meclis’in meşruluğu tartışma konusu olur. Çözüm Süreci zehirlenir; HDP’nin denklemden çıkması siyaseti zayıflatır, şiddeti öne çıkarır, öngörülemez bir sürece kapı aralar. Böylesine bir felaketi yaşamamak için iki kesime önemli sorumluluklar düşer. Bir tarafta HDP’nin Meclis’te olmasını önemseyenlerdir. Onların vazifesi, gerek barajın düşmesi ve gerek HDP’nin barajı aşması adına var güçleriyle HDP’ye çalışmalarıdır. Demirtaş, bunu şöyle izah eder: “Bizim parlamentoda olmamamızın doğuracağı ciddi siyasi sorunlar var. Herkes bunu hesap etmeli ki biz yüzde 10 barajını geçelim. Parlamentoda olmamızı Türkiye siyaseti açısından önemli görenler barajın düşmesine destek vermeli.” Diğer tarafta ise iktidar bulunur. İktidar harekete geçmeli, diğer talepler yanında seçim barajı konusunda da elini tez tutmalı, barajı ya kaldırmalı ya da aşağı çekmelidir. Aksi takdirde işin nereye varacağını kimse kestiremez, herkes planlarını bunu göz önünde bulundurarak yapmalı. Nitekim ANF’ye verdiği röportajda Demirtaş’ın, “Ya baraj aşılamazsa ne olur?” sorusuna verdiği cevap devlete/hükümete bir gözdağı niteliğinde: “İlk eksikliği kendimizde arayacağız. Çünkü barışı, adaleti, kardeşliği, özgürlüğü savunan partinin ilkeleri sorgulanamaz. Kendimizi sorgulayacağız. İkinci sonucu; devlet barajı düşürmeyerek bu siyasi çizginin, birlikte yaşam çizgisinin hayatta kalmasını istemiyorsa; HDP’yi oluşturan bileşenler de kendi siyasi hesaplarını ona göre yapacak. Sonucu nereye gider, bilemem.” Daralma HDP’nin baraj altında kalması, bu siyasi hareketin yerele sıkışması sonucunu doğurur. Bu, temsiliyet sorununu büyütür, siyasi alanı daraltır, siyasetle ilerleme düşüncesini zayıflatır. Ancak bu olumsuzlukların hesabı, HDP’lilerin öngördükleri gibi, sadece iktidara kesilmez. HDP de aldığı karardan ve sonuçlarından sorumlu tutulur. Şöyle ki: Bağımsız aday çözümü, iki seçimdir uygulanıyor, bunun işlediği görülüyor ve bundan başarı elde ediliyor. Eğer HDP bundan vazgeçer ve baraja takılırsa, o zaman seçmen faturayı HDP’ye çıkarır. Denenmiş ve başarı elde edilmiş bir yolu niçin terk ettiklerini, bu kez parti olarak girme ısrarının sebeplerini öğrenmek ister. Birkaç vekil daha fazla çıkarabilmek 35-40 vekilin niçin riske edildiğine dair izahat talep eder. Siyaset, nihayetinde sonuçlarla şekillenir ve seçmen de sonuçlara bakar. İki dönemdir parlamentoda olan bir parti, yanlış bir politik tercihle parlamento dışında kalırsa bu bir başarısızlık olarak görülür. Böylesine bir başarısızlıkta kimse topu iktidara atarak sorumluluktan kurtulamaz, seçmen muhakkak ki başarısızlığın mimarlarından bunun hesabını sorar. HDP’nin mevcut şartlarda barajı geçmesinin mümkün olmadığı kanısındayım. Sanırım HDP içinde de bunu görenler var. Her ne kadar seçimlere parti olarak girileceğine dair bir karar alındığı söylense de, zaman içinde bu değişebilir. Tahminim o ki, seçimler yaklaştığında partide daha gerçekçi değerlendirmeler yapılacak ve HDP seçimlere yine bağımsız adaylarla girme kararı alacak. Doğrusu da bu olur. Tersi karar, ağır bir maliyet doğurur ve başta bu kararı alanlar olmak üzere çok kişi bu yükün altında kalır.

Serbestiyet, 25.12.2014