.: Mahmut Özdemirkol

HDP’de Kongre Yaklaşırken: Bilgen’in Açıklamaları

11 Şubat 2018’de HDP kongresi var. HDP mahallesinde gecikmiş, gecikmiş olmasına rağmen tutarsız, güçsüz ama yine de anlamlı ilginç tartışmalar, açıklamalar var. Kongreler önemlidir elbette. Genel başkanlığın, MYK’nın, PM’nin daha heyecanlı geçmesine en önemli sebeplerden biri yerel ya da genel seçimlerde partinin başarılı olabilme potansiyeli olsa gerek. Bu heyecan kongre dışında ve öncesinde başlar kesin sonuçlar açıklanana kadar devam eder. Kongreler izlenen politikalar ile yüzleşme, yeni yüzlere fırsat verme ve aynı zamanda yapılacak politikaların tespiti açısından önemlidir. Yapılan konuşmalar söylemler de aynı zamanda partinin tutum ve politikalarını anlamada da yardımcı olur, analizcilere ya da takipçilere. HDP kongresi Demirtaş’ın aday olmama isteği üzerine partisinin veya arkadaşlarının yaptığı “teknik olarak zor” şeklindeki ilginç açıklamalar ile Hasip Kaplan’ın attığı “sakın ha” diye başlayan twitleri önemli bir tartışma yaratmış olsa da HDP’de liderin veya herhangi bir pozisyondaki yetkilinin belirleyici bir önemi olmadığı kanaatindeyim; ancak bu yazının mevzusu bunlar değil. HDP’nin önemli yüzlerinden ve açıkçası Kürtler arasında hatırı sayılır bir saygınlığı da olan parti sözcüsü Ayhan Bilgen ile birçok görevde bulunmuş Ahmet Türk’ün yaptığı açıklamalar esasen kimin genel başkan ya da MYK’da yer alacağından daha önemli olsa gerek.

Gazeteduvar haber sitesinin parti sözcüsüne dayandırdığı habere göre HDP birçok konferans yapmış ve kongrede partinin mevcut durumu ve eksikler ele alınarak, öz eleştiri yapılmış, yeni döneme dair politikalar önerilmiş ve hafta sonu Ankara’da yapılan merkezi kongrede de yerellerden gelen değerlendirmeler ele alınarak Kongre’ye taşınacak başlıklar belirlenmiş… Bütün bunları yapabilmişse özelde Kürt siyaseti açısından genelde ise Türkiye demokrasisi açsından önemli bir iş yapmış olacaklar; ancak bunu yapabildiklerini ya da eksiklerin, yapıldı denilen öz eleştirilerin kongreye taşınabileceğini, kongrede ifade edilen hatalar ile yüzleşip eksiklerin farkında olduğu inancını yaratacak ve bu eksikleri giderebilecek bir politik söylem ya da hat oluşturabileceklerini sanacak kadar acemi ya da saf olmamak gerekir. Zira yapamadıkları yapamayacaklarının teminatı olsa gerek.  Birçok örnekten bir tanesi Demirtaş ilk cezaevine girdiğinde büyük bir barış planı üzerinde çalıştığı, bunu yapılacak olan 20 Mayıs Olağanüstü kongresinde açıklanacağı ifade edilmişti. Ancak bu planın akıbeti bunu ifade edenler tarafından da takip edilmedi. Bu olağan kongrede de zaten bu plandan bahs edilmiyor artık.

Ayhan Bilgen’in önemli gördüğüm ve aynı zamanda kongreye taşıyamayacağını iddia ettiğim tespitlerine gelince; haklı bir şekilde demektedir ki “Siyasetçinin sorumluluğu, sorunları en az bedel ödenerek çözebilme konseptini geliştirmektir. Yaşamı, demokratik çözümü, karar alma süreçlerinin temel ekseni haline getirmek, HDP’nin varlık sebebi ve en temel iddiasıdır.” Bu ifadelere yönelik bir eleştirim yok; ancak “HDP ve yetkilileri bu sorumluluğu, bu kuruluş amacı olarak iddia edilen amaçlarını hedeflerini neden yerine getiremedi?” diye sormak bu ve benzeri eleştiri ya da soruları çoğaltıp sormak gerekiyor. Ve muhtemelen kendisi de bu eleştirinin farkında olacak ki aynı cümlesinin devamında “Bu konuda HDP’den kaynaklanmayan HDP’yi aşan nedenler ve HDP açısından haklı mazeretler… (var)”. Bu kendilerini aşan sorunların, mazeretlerin ne olduğuna değinmiyor; yukarıda da dediğim gibi kongrede de değinebileceklerini beklemiyorum nitekim kendisi de henüz kongreye taşıyıp ve tartışmadan peşinen “bizim mazeretlerimiz var” diyor. Peki, kendilerini aşan nasıl bir sorun vardı? Nasıl bir mazeretleri vardı? Sorumluluklarını yerine getiremeyecek kadar önemli ne yaşandı? O dönemi hatırlamanın bu ve benzeri soruların cevabını bulmakta faydası var. Öncelikle Türkiye siyasî tarihi boyunca hayal edemeyecekleri kadar imkân ve fırsatları vardı.  O dönemde bir devlet olarak Türkiye yetkililerine verilmeyen uluslararası platformdaki randevular Demirtaş ve HDP’ye verilmekteydi. HDP meclisin üçüncü büyük partisiydi, 100’den fazla belediyede yönetimdeydi ve ciddi bir halk desteği vardı. Türkiye’de geniş bir şekilde basında yer alabiliyor ve şu anda haklı haksız karşılaştıkları herhangi bir müdahaleye de uğramamaktaydılar. Yani koşullar onların kendilerini ifade edebilmesine, dertlerini anlatabilmesine Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hiçbir dönem olmadığı kadar vardı. Bunların hepsi imkân ve fırsatlardı. Bu imkân ve fırsatlara rağmen parti sözcüsü olarak ifade ettiği sorumluluklarını yerine getirme ve çözüm üretme önünde nasıl bir engel vardı? Bu muazzam imkân ve fırsatlara rağmen tam olarak neydi kendi sorumluluklarını yerine getiremeyecek mazeretler?

Onlar, esasen, ifade ettikleri bu sorumluluk ve çözüm üretebilme kabiliyetini bilerek isteyerek feda ettiler. Çözümün değil; sorunun bir tarafı olmayı tercih ettiler. Nitekim bu hendekler kazılmaya başladığında onlar bu imkân ve fırsatları ifade ettikleri sorumluluklarını yerine getirme, çözüm üretme, diyalog geliştirme, siyasetin terörize edilmesine engel olma… gibi amaçlar için kullanmadılar. İlk olarak Diyarbakır’da yaptıkları acil ve geniş katılımlı bir toplantıda hendeklere destek verilmesi gerektiğini ifade ettiler, daha sonra aynı yöntemle toplanıp “yeteri kadar destek veremedik” diye özür dilediler. Ellerindeki lobi faaliyetlerini imkân ve fırsatlarını PKK’nın kazdığı hendeklerin, sokaklara ve evlere el koymalarının ne kadar haklı olduğunu anlatmak için kullandılar. O dönem ürettikleri ve HDP tarafından çokça dile getirilen en meşhur söylem ”bu bir savunmadır, savunma” olmuştu. Yaptıkları çağrılar ve lobiler ile uluslararası kamuoyundan hükümete müdahale edilmesini istediler. İnsan aklını ve duygularını teslim almak için resim siyaseti dahil başvurmadıkları yol kalmamıştı… Uzatmak istemiyorum, bu kısa özet bile HDP’nin o dönemi kast edip “bizi aşan sorunlar vardı” söylemini ya da açıklamasının yerinde olmadığını göstermek için yeterli, galiba. Haklarını yememek gerekiyor sadece HDP ve yetkilileri de değil; aynı zamanda bütün bileşenleri ve kendilerine yakın olan bütün sivil toplum kuruluşları ile bu imkân ve fırsatlarını PKK hendeklerini desteklemek, onu meşrulaştırmak, hükümetin operasyonlarını itibarsızlaştırmak için kullandılar. Örneğin DTK’nın yetkilisi “Tayyip yargılanacaksın, suçunu fazla artırma” diyordu.

Bugün ise, çıkıp hendek sürecinde yapmadıkları ya da yaptıklarından dolayı getirilen eleştirilere dönemin ruhuna ve gerçekliğine uymayan gerekçeler üretmek yerine onunla yüzleşmek, kendi hataları ve tercihleri sonucunda kendi hareket alanlarını daraltan, Kürt siyasetini tıkayan Türkiye demokrasisine de katkısı olmayan anlayış ve yaklaşımlarını mahkûm etmek, Türkiye’nin önemli yol aldığı Kürt meselesinde yanlışlar ile yüzleşilmesine ve bu meselenin insan hak ve hürriyetleri temelinde çözülmesine katkı sağlayacak bir politik yol ve hat üretmek için, kongre bir fırsattır, aslında. Özeleştiriler yapıldı, yanlışlar eksikler iki gündemimizden biri olacak demek önemli ve anlamlı; ancak bunları günü kurtarmak için ifade etmek yerine özeleştirilerin genel kurula taşınması gerekiyor.

Kongre öncesi parti sözcüsü Bilgen’in ifade ettiği ve kongreye taşınacağını ifade ettiği yukarıdaki açıklamalarının değindiğim sebepler ile tutarsız ve gerçek dışı olmasının yanında Bilgen’in eksiklerin, yanlışların farkında olunması ve kongreye taşıyacaklarını söylemesi de önemlidir. Bunun yanında Bilgen’in açıklamaları kadar önemli ve aslında yine geç kalınmış bir açıklama da deneyimli siyasetçi Ahmet Türk’ten geldi. Onun eleştiri ve çelişkilerine başka bir yazıda yer ayırmak gerekiyor.