.: Ferhat Çakır

HDP ile Nereye?

Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim. Sol gelenekten gelen, üstüne bir de milliyetçilik ile aşılanan bir yapının; 46’dan bu güne seçmen davranışları analiz edildiğinde oyunu arttırması bir hayli güç. Görünen o ki Kürt siyasi hareketinin Türkiye’de iktidar ortağı olabilecek seviyeye gelebilmesi için birkaç nesillik seçmen değişikliğine ihtiyaç var.

Geçmiş seçim sonuçlarına göre barajlardan, köprülerden, ağır sanayi hamlelerinden, IMF’e borçlardan, milli gelir artışından, ihracattan, üretimden kısacası işten aştan bahsedenler kabaca %60-70 gibi geniş bir seçmen kitlesine hitap ederken; tiyatrolardan, bale salonlarından, ideolojiden, milletin değerleriyle mücadeleden bahsedenlerin %30 bariyerini bir türlü yıkamadığını görüyoruz. Vatandaşın doğrudan cebine yansıyacak, gerçekçi bir vaadi olmayan sol partilerin 65 senedir büyük bir atılım  yapması zor. Zor olduğu gibi, bu iktidardan epey uzak kitlenin de altı oktan vazgeçmeleri bir hayli güç.

Son dönemde Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgede geciken ortasınıflaşmanın hızlanmasıyla ideolojiden çok icraata yönelen beklentiler artmıştır. Üçü büyükşehir olmak üzere onlarca kentin yönetimini elde tutan HDP’nin hendekler, belediye araçlarıyla yollara döşenen bombalar, belediye başkanlarını yargılayan KCK üyesi işçileriyle, öz yönetim ilanlarıyla anılan imajının  bu beklentileri ne kadar karşılayabileceği bir muamma.

Halbuki Milli Görüş geleneğinden gelen Refah Partisi’nin tam da aynı bölgede Urfa ve Van’da başlattığı başarılı belediyecilik o yıllarda tahmin dahi edilemeyecek sonuçlar meydana getirdi. Yerel yönetimlerdeki başarıları tıpkı Kürt Hareketi gibi resmi ideolojiyle sorunlu bu hareketin reyini %4’lerden adım adım arttırarak 2 kişiden birinin oyunu alabilecek bir başarı hikayesinin başlangıcı oldu.

“AYİNESİ İŞTİR KİŞİNİN LAFA BAKILMAZ” 

Kürt siyasal hareketinin simgesi haline gelmiş Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin internet sitesine bir göz atalım… Başlangıçta açılan 4 dilli menü dışında klasik bir Halk Partili belediyeden pek bir farkı yok. Her gün biri öz yönetimden bahseden belediye başkanlarının hiçbirinin kentlerinin belediyecilik sorunlarıyla ilgili kaygıları dahi yok. Bunu yüksek sesle dillendirmekten çekinceleri de yok.

Binlerce kişinin ölümünden sorumlu terör örgütü lideri Abdullah ÖCALAN’ın dahi silahları gömmekten, silahlı mücadelenin son bulduğundan bahsettiği günümüz ikliminde belediyecilik icraatından dem vurup şehirleşmesi geç kalmış doğu kentlerini “gerçek sahipleri” olarak imar etmeleri gerekirken kürekleri ellerine, hendek kazmak ya da bomba gömmek dışında pek almıyorlar.

Muhatapların, Ankara’dan destek gelmiyor türünden bahanelerini duyuyor gibiyim. Ama belediyeleri yönettiği ilk günlerden beri devletin iç düşman sınıflamasına giren, yönettiği kentlerin ortasından tankların geçtiği İstanbul’a, Ankara’ya, Konya’ya, Kayseri’ye merkezden diğerlerinden farklı ne geldi de milli görüşçüler muhafazakârların başarı hikayesini yazdı diye sorarlar adama.

Milli görüş belediyeleri geniş yollarıyla, temiz kentleriyle, kronik problemleri çözmeleriyle anılırken çöp dağları önünde saatlerce toplu taşıma aracı bekleyen bir orta sınıf KÜRT’ün bu rezalete gelecek otobüsün üzerinde Kürtçe belediye yazıyor diyerek uzun süre katlanması olası değil. Uzun yıllar sonrasında dahi ülke genelinde oylarını yükseltecek bir başarı hikayesi yazmak istiyorlarsa hendeklerle değil kaldırımlarla anılmaları, iş makinelerini yolun altına bomba döşemek için değil, altyapı problemini çözmek için kullanmaları gerekiyor. Ötekileştirildiklerini iddia edenlerin, mesela kendilerine düşman bildikleri HÜDAPAR çevresine hoşgörü ile muamele ederek onların çocuklarını öldürerek değil, onların da oylarını alarak ilerlemeleri gerekiyor. Hatta ve hatta hayal gibi ama bir başka ayrılıkçı grup ETA’nın, Eta ve Eta Militer diyerek ikiye bölünmesi gibi  “size kurşun sıktırmayacağız, hendek kazdırmayacağız, öğretmeni doktoru öldürtmeyeceğiz” cümleleriyle örgütle aralarına mesafe koymaları gerekiyor.

HDP içinden çıktığı mahalleye rüştünü ispat etmeden Türkiye’ye ve uluslar arası topluma rüştünü  ispat etmeye çalışması fazlaca komik kalıyor. Bu yüzden öncelikle PKK’nın kendini yöneten bir erk olduğu kanaatini yıkarak işe başlaması gerekiyor. Gücünü silahtan alan bir örgüt silahın boyunduruğundan çıkamaz. Kısacası Türkiyelileşmek kalıbının içini doldurmadan bu iş olacak gibi değil. Bu ülkenin Kürt yurttaşlarını hangi gerekçeyle yaşına cinsiyetine bakmadan diğer yurttaşlarla savaştırılmak için dağa götürüldüklerini sorgulamadan Türkiyelileşmek mümkün değil. Sadece beyaz Türklerin değil muhafazakâr Kürtlerin de oylarının emanet olduğunu her an için doğal %5-7lik oy tabanına dönüşün pek te zor olmadığını, oyu almanın değil korumanın zor olduğunu görmek gerek.

Daha 90’ların sonunda muktedirlerce şeriat getireceğinden korkulan Milli Görüş uzantısı AK Parti ülkeyi AB kriterlerini çıta yaparak kalkındıran reformist bir partiye dönüşmüşken; liberallerin, sosyal demokratların,  gayrimüslimlerin hatta LGBT’lerin dahi oyunu kendi benliğini inkâr etmeden almayı becerebiliyorsa daha geniş bir tabana hitap eden HDP yahut türevleri neden beceremesin?

Ama bu hayallerin gerçeğe dönüşmesi için önce kavram kargaşasına son vermek gerek. BARIŞ, teröristlerin hunharca saldırılarına karşı devletin eli kolu bağlı şekilde askerine, öğretmenine,  doktoruna, vatandaşına ölüm yağdırılmasını bekleme hali değildir. DEMOKRASİ, totaliter bir diktatörlük kurması için bölgenin PKK’ya teslim edilmesi değildir.  Bu kavramların içini Stalin’in arkaik söylemleriyle, Kaddafi’nin deli saçmalarıyla doldurmaktan vazgeçerek yola çıkmak, iyi bir başlangıç olur.