.: Yasemin Abayhan

Hayatın bir gecede değişmesi

Yaklaşık 10 aydır Hürfikirler’de yazıyorum. Bu yazıyı yazmaya karar verdiğimde dönüp eski yazılarımın başlıklarına baktım. İmleci aşağı doğru kaydırırken o yazıları yazarken ne hissettiğimi, hangi olayın akabine, hangi güdü ile yazmaya karar verdiğimi düşündüm. Hiçbiri, şimdiki kadar zor değildi.

Hürfikirler’de yazdığım tüm yazılarda kendi mecramda olmadığım ve birlikte sütunları paylaştığım tüm hocalara ve arkadaşlarıma olan saygımdan haddimi aşmamaya çalıştım. Pek çok siyasetbilimci ile aynı web sayfasında yazıyor iseniz, siyasetbilimci tanıdığınız var ise bu söylediğimi çok rahat anlayacaksınız, onların bilmediği çok az meselede söylediklerimi alanım olan sosyal psikoloji ile bağdaştırmayı hep düstur edindim. Yazdıklarımı olur da öğrencilerim okur diye, kötü örnek olmamak; olur da babam ile halam bakar diye onları utandırmamak için güvendiğim alanı hiç terk etmedim. Ama bugün bunu yapamayacağım. Son 11 gündür bunu yapmak için çok çabalamış da olsam, ı-ıh, başaramadım. 15 Temmuz akşamı yaşadıklarımızı, karşımızdaki güruhun grup dinamiklerini yazmak için ne kadar çabalasam da belli ki daha zamanı gelmemiş. Üzgünüm. Bunun yerine o gece yaşadığım dehşeti unutmamak ve aynı dehşeti yaşadığını bildiğim kişilerin kendilerini yalnız hissetmemeleri için yazmayı yeğliyorum.

Gündelik hayatın karmaşasını bir anda bıçak gibi kesen jet sesi. İlki sadece bu meseleye hassas kulakları seyirtmişti. İkincide oturmakta olduğumuz bahçedeki pek çok kişi kafasını kaldırdı. Üçüncüde tadımız kaçtığı için eve gitmeye karar vermiştik, o sırada Kızılay’ı askerin kapatmakta olduğuna dair telefon. Sosyal medyada herkesin birbirine soru soruyor olması iyice tedirgin ettiği için eve giden adımlarımız artık daha hızlı. Bu kadar kocaman bir ekrana sahip olduğum için lanet ettiğim o görüntü. Asker (o zamanki adıyla) Boğaziçi Köprüsü’nü kapatıyor. Benden yaşça küçük olan ev arkadaşım Ceren korkmasın diye korkmamaya çalıştıkça daha da dehşete kapılıyorum. “Darbe oluyor”. Cümleyi söylerken ağladığımı idrak ediyorum. Arda gelip sarılıyor. “Hayır, saçmalama. Darbe olsa köprünün iki tarafını da kapatmazlar mıydı?” İnsan çaresiz olduğu anda en minik bilgi kırıntısına tutunuyor resmen. “Evet ya, darbe olsa niye sadece bir tarafı kapatılsın.” Serdar ile Harun’un gelmesi. Sonraki yarım saati çok net hatırladığımı söyleyemem. Bir dahaki hatırladığım sahne çantaya dolaptan su şişesi koyarken bir arkadaşıma yanımdaki kişilerin bilgisini ve tutuklanırsak Raşit Ağabey’i araması gerektiğini mesaj attığım. O yarım saatte sadece darbe kabusu değil, sokağa çıkma yasağı da gerçek olmuştu çünkü. Evin anahtarını gizleyip sabaha gelmezsem köpeğim Semizotu’nu almasını tembihledim ona. Benim bir çocuğum yok, evlat sahibi olmak nasıl bir şey bilmiyorum ama bana muhtaç bir varlığın bakımsızlıktan ölme ihtimalinin ne kadar can yakıcı olduğunu bunu okuyan annelere bırakıyorum.

Evden çıkış. Sokaktaki insan sayısının azlığına şaşırış. Sokakta iken Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın yaptığı konuşmayı bir telefondan izledik hep beraber. Sonrası daha hızlı aktı, devam etti. Meydana varmak için inilen takside Cinnah’ın başında birazdan arabaları ve insanları ezecek olan tank ile karşılaşma. Tankın namlusunu bize çevirip, “neyse ya bu salaklara mühimmat heba etmeyeyim” diyerek namluyu tabelalara çevirip ateş etmesi. Meclise doğru koşma. Sürekli geçen uçak sesi. “Uçak insanların üzerine bomba atabiliyor olabilir mi ya?” Duvarlara sürüne sürüne. Binalara sığına sığına ilerlemeye çalışma. Yere kapanma. Birbirinin üzerine kapanma. Meclisin bombalanması. “Keşke babam uzakta olmasaydı.” Zar zor Bestekar’a varınca 15-16 yaşında çocukların dehşetle koşarak Kızılay’dan kaçtığını görme. “Asker kendi evladını vuruyor abla” dedi biri. O sırada anlamadığım bu cümlenin dehşetini şimdi fark ediyorum. Uçak geçerken ateş ediyor diye Liv Hospital’ın altına sığınma. Oraya getirilen ve gerçekten askerin vurduğu yaralıları görme. Hastanenin kapısının nedense hemen açılamaması. Karşıdaki otele sığınma. Televizyon kanallarının, kamu kurumlarının sanki bir dünya işgalini tema almış savaş oyunundaymış gibi sürekli el değiştirmesini izleme. Uçaklar geçtikçe masanın altına saklanma. Saat 5’e çeyrek var. 6’da eve dönme. Hiç uyumadan geçen 3 saat içinde herkesin birbirini “uyudum” diye kandırması. Meclis’ yakın olduğu için “güvenlidir abla” diye emlakçının bana kiraladığı evin o anda Türkiye’deki en güvensiz evlerden biri olması. “Bitti mi dersiniz?” 9’a kadar Meclis’in bombalanması. Sabah 9’a kadar Meclis’in 9 kere bombalanması. Uyanınca ülkenin dört bir yanında insanların verdiği inanılmaz mücadelenin videoları. “Asker için Fetih Suresi oku kadın!” sesleri. En sevdiğin gazetecinin sabaha kadar köprüde haklarını aramış olmasının gururu.

Hayatımın en korku dolu gecelerinden biri idi 15 Temmuz. Şimdiye kadar yaşadığım en kötü gecelerden biri idi. Dünyanın da insanın da tabiatı. Karanlık güne dönüyor. İnsan, yaşadıklarını yazdığı bir kitaba son söz yazıp onu rafa koymadan hayatına devam edebilen bir varlık değil. Biz de öyle yapacağız. Ancak lütfen o 15 Temmuz gecesinden sonra kitabının pek çok sayfası annesi, babası, abisi, ablası ile yaşanacak ama elinden alınan hikayelere ayrılmış o çocukları unutmayalım. Çünkü onların hayatları o bir gecede değişti.