.: Mehmet Ali İlkaya

Hayallerin Cumhuriyeti ve Cumhuriyetçiliğin Gerçekleri

Cumhuriyetin 98. İlan yılını geçtiğimiz günlerde bir kez daha kutladık. Böyle günlerde cumhuriyetin ne olup olmadığı gibi tartışma panel ve konferanslar yapılmıyor bunun yerine ezber basmakalıp sloganlara boğuluyoruz, gün boyu… Esasen cumhuriyetçiliğin felsefesi, temel dinamikleri ve misyonu bilinmiyor. Hayallerdeki cumhuriyetin kutsanması ile böyle günler geçiştiriliyor.

Psikolojide ‘ideal benlik ile reel benlik’ çatışması/karmaşası vardır. Bizim cumhuriyete bakışımız da böyle tezahür etmektedir. Vaktiyle Cemil Koçak; 26 Ekim 2013 tarihli Star Gazetesindeki köşesinde: “Cumhuriyet başka bir şeydir; Demokrasi ise bambaşka bir şey” başlıklı yazısında (http://www.star.com.tr/yazar/cumhuriyet-baska-bir-seydir-3b-demokrasi-ise-bambaska-bir-sey-yazi-800537/ Erişim: 7 Kasım 2020) Türkiye Cumhuriyetinin demokrasi açığını gözler önüne sermişti. Yazı o günlerde dikkat çekmişti, bu minvalde başka yazılar da zaman zaman basında yer alıyor. Bu tür değerlendirmelerin iki önemli sonucu olmaktadır: 1. Demokrasi ve özgürlükçü çevrelerce dillendirilen cumhuriyetin demokrasi açığı görünür olmuştur. 2. Sonuç ise; “cumhuriyet kusursuz bir ideolojidir, Türkiye’de birkaç eksiği giderilirse mükemmel olur” anlayışı hâkim olmuştur. Bundan sonra cumhuriyet eleştirilmez oldu, “kusursuz yönetime bir tık uzakta olma” hali şeklinde tasvir edebileceğimiz bir entelektüel uykuya daldık. Oysa gerçekler bambaşka… Cumhuriyetimiz, cumhuriyetçilik felsefesinden, zihin dünyasından ve yapılarından ayrı filan değildir. Cumhuriyetimiz cumhuriyetçilik ile uyuşum içindedir. Yani, cumhuriyet tam manasıyla olgun, kâmil cumhuriyetçilik rejiminin tasarladığı biçimde kurulmuş ve sistem eksiksiz çalışmaktadır.

Cumhuriyetçilik

Kökleri Antik Yunan kent devletlerine dayanan, Roma medeniyeti ile form değiştiren cumhuriyetçilik geleneği, daha yeni sayılabilecek liberal geleneğe göre daha kadim bir devlet ve özgürlük anlayışıdır. Cumhuriyetçilik geleneğinin daha eski dönemlerden itibaren yaşıyor olması onu, bir dizi farklı dönemler temelinde değerlendirmeyi zorunlu kılmaktadır. Siyaset bilimciler cumhuriyetçi geleneği, (klasik cumhuriyetçilik, Roma cumhuriyeti, neo-klasik cumhuriyetçilik) gibi kategorilere ayırmaktadırlar. Günümüzde kıta Avrupa’da neo-klasik cumhuriyetleri görmek mümkündür. Fransa, Almanya ve İtalya gibi.

Cumhuriyetçiliğin merkezinde müdahalecilik yatar. Cumhuriyetçi yönetim modelinde devletin görev alanı sosyoekonomik iyileştirmeleri aşarak genel kamusal müdahaleye dönüşmektedir. Ahu Tunçel, cumhuriyetçilerin müdahaleci fonksiyonunu şöyle yorumlamaktadır: “Böylece cumhuriyetçiler, devletin bağımsızlığını koruma yolunda, liberal açıdan özgürlük kaybı olarak değerlendirilebilecek olan yükümlülükleri üstlenmekten ve siyasal katılımda bulunmaktan kaçınmazlar. Dahası bir cumhuriyetçi için katılım, ödevden çok hak olarak tanımlana gelir” (Tunçel, 2010: 47).

Cumhuriyetçi model, tahakkümsüzlük olarak özgürlük idealine odaklanmıştır. Kamusallık, eşitlik, özgürlük ve devlete yükledikleri fonksiyonlarla liberal gelenekten ayrılmaktadır. “Sonuç olarak ister klasik ister çağdaş olsun tüm versiyonlarında cumhuriyetçi düşünce, ahlâkî açıdan biçimlendirici, ekonomik açıdan ise yeniden dağıtımcı bir idealdir” (Tunçel, 2010: 53). Cumhuriyetçiler, erdemli yurttaş, yasanın egemenliği, devletin dağıtımcı misyonu ile bir yönetim perspektifi sunmaktadırlar.

Cumhuriyetçilik, kamusal yurttaşlık, eğitime yüklediği kutsallık, radikal demokrasi anlayışı ve sosyal devlet misyonu ile malûl bir yönetim biçimi ve anlayışıdır. Liberal demokratik sistemle aralarında ciddi farklılıklar yatmaktadır. Cumhuriyette yurttaş, cumhuriyetin gövdesindeki hücredir, yurttaş cumhuriyette, cumhuriyet yurttaştadır. İkisi birinden ayrılmaz. Kamusal görevler, yine cumhuriyetin ayırt edici yönlerinden biridir. Hak-görev şartı belirgin biçimde gündemde yerini alır. Demokrasi bir yaşam biçimi olarak tarif edilir. Devlet yeniden dağıtım aracıdır. Cumhuriyetçilik anlayışı ile kurucu elitlerin yapı taşlarını döşediği cumhuriyetin ortaya çıkardığı problemlere bakalım:

  1. İnsan hakkı ihlâlleri,
  2. Din özgürlüğü sorunu
  3. İfade hakkı sorunu,
  4. Mülkiyet hakkı sorunu,
  5. Demokrasi sorunu,
  6. Vesayet sorunu,
  7. Ekonomik geri kalmışlık,
  8. Siyasal katılım problemleri,
  9. Azınlık grupların sorunları (Fransa’daki Korsikalıların sorunları gibi).
  10. Aile hakkı problemi,
  11. Devlet aygıtının devasa büyüklüğü,
  12. Kamusal alan sorunu,
  13. Yurttaş-devlet ilişkisi sorunu,
  14. Toplum mühendisliği sorunu

Türkiye cumhuriyeti tam anlamıyla cumhuriyetçilik anlayışı ile kurulmuş, örgütlenmiş ve kurumsallaştırılmıştır. Buradan liberal demokratik bir sistem aramanın bir anlamı yoktur, gerçekçi de değildir. Cumhuriyetçiliği tam anlamıyla tanımadan, bilmeden kutsayıp durmak ilerlemeye değil gerilemeye tekabül eder. Cumhuriyet yönetim biçiminin “kusursuz” olduğu anlayışı terk edilmeli, Cumhuriyetçiliğin araştırılması, sistemin anti demokratik, insan haklarını yok sayan, devletleri ekonomik olarak bitiren problemli sosyal devlet anlayışı ile yüzleşmeliyiz.

Türkiye Cumhuriyeti tam olarak cumhuriyetçilik felsefesi ile kurumsallaşmıştır, eksiği gediği yoktur. 100 yılda geldiğimiz nokta budur. Temel insan haklarını, basit demokratik olgunluğu ve sosyo ekonomik gelişmeyi hâlâ kâmil olarak sağlayamadıysak bu cumhuriyet sisteminin bir sonucudur. Gerçekler ile yüzleşmekte geç bile kalınmıştır, her cumhuriyet bayramında aynı sloganlar ile teselli olmak istemiyoruz…

Kaynaklar:

Tunçel, A. (2010) Bir Siyaset Felsefesi Cumhuriyetçi Özgürlük, İstanbul: Bilgi Üniversitesi Yayınları.