.: Mahmut Özdemirkol

Güvenlik Soruşturması: Bir Kürek Mahkûmunun Beraat Belgesi

Güvenlik soruşturmaları 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrasında ismi en fazla duyulanlar listesine her halde ilk sıralarda yer alır. Esasen 15 Temmuz’dan önce de vardı. Ama buna muhatap olanların sayısı az olduğundan ya da sesleri duyulmadığından kamusal duyumluluğu yoktu. Öncesinde de bu yönetmeliğe dayanarak kamu kurumlarına ataması yapılmayanların haksızlığa uğradığına dair yüksek mahkeme kararları vardı.

Darbe girişiminden sonra Kanun Hükmünde Kararnamelerle ve güvenlik soruşturmalarıyla her düzeyde çalışanların kurumlarıyla ilişkileri kesiliyordu. Bir süre sonra KHK’lar durdu. Güvenlik soruşturmaları devam etmekle birlikte yönetmeliğinde birtakım değişiklikler yapılarak devam edildi. Bu değişiklikler önemli; çünkü bu değişiklikler aynı zamanda o güne kadar yapılan soruşturmaların niteliği hakkında bilgi veriyor. Örneğin “bütün memurlar hakkında yapılması” ibaresi sonradan eklendi. Oysa o güne kadar zaten bütün memurlar hakkında yapılıyordu.

Soruşturmalar esasen “Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Yönetmeliği”ne dayanılarak yapılıyor/du. Bu yönetmeliğin tarihi 14/2/2000 ve dayandığı kanunun ise 26/10/1994 tarihli 4045 sayılı kanundur. Bu yönetmeliğe 25/10/2018 tarihinde “ilk defa veya yeniden kamu hizmeti ve görevlerine atanacaklar” ibaresi eklendi.

Yönetmeliğin dayandığı kanunun çıkartıldığı 1990’lı yıllar ve o dönem ülkenin bir kısmında resmen sürmekte olan Olağanüstü Hal (OHAL) düşünüldüğünde kanunun çıkartıldığı dönemin şartlarını ve psikolojisini açıklamaya yeter aslında. Türkiye ekonomik, siyasal ve insan hakları açısından o yıllarla karşılaştırılmayacak derecede ilerlemeler sağladı. Buna rağmen 90’lı yılların şartlarına dayanan bir güvenlik soruşturmasında ısrar etmek Türkiye’nin geldiği noktaya haksızlık olacaktır. 2023 Türkiye’sinin demokrasi-hukuk hedef ve anlayışı önünde kötü bir karne olacaktır.

Güvenlik soruşturmalarına dayanarak kamu kurumlarına yapılmayan atamalar ve mahkeme kapılarına yığılan insanların yayılan hikâyelerinden öğrenilen soruşturmaların hem kendisinin hem de soruşturmalara dayanılarak yapılan idari işlemlerin çalışma hakkı, masumiyet karinesi, suçların kişiselliği, hukuki güvence gibi temel insan haklarına ne kadar aykırı olduğudur. Örneğin bir arkadaşımın babası FETÖ soruşturmasında tutuklanıp daha sonra “mor beyin” denilen bir kumpasın açığa çıkması üzerine beraat etmesine rağmen arkadaşımın atanmaya hak kazandığı kurumun oluşturduğu “Değerlendirme Komisyonu” suçun ne kişiselliğini ne de gerçekleşen beraat kararını umursamıştı. Mahkemesi bile 2 yıl sürdü. Başka bir hikâyede 15 yıl önceki soruşturmada mahkemenin suç unsuru görmediğini değerlendirme komisyonu suç görmüştü. İlk derece mahkemesi “takdir yetkisi” gibi bir gerekçeyle idareyi haklı bulmasına rağmen Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı sayesinde ancak bölge mahkemesinde haklı bulunmuştu.

Güvenlik soruşturmasının Anayasa Mahkemesi’nin önüne gelmesiyle birçok haksızlığın giderilmesi sağlandı. Anayasa Mahkemesi özetle şu gerekçeler ile yapılan güvenlik soruşturmalarını doğru bulmadı:

  • Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasıyla elde edilen veriler kişisel veri niteliğindedir.
  • Kanuni bir düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfiliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir olması gerekir.

Anayasa Mahkemesi’nin kararı sonucu (bile) bazı hukukçular devam eden davalarda ve idarelerin bu karara uyması gerektiğini ifade etme gereği duydular. Bu gereklilik pratikte gerçekleşen durumun bir yansımasıdır; zira hukuken soruşturmaların yanlış görülmesine rağmen birçok kişi gayri resmi şekillerde soruşturmaların devam ettiğini ifade etmektedir.

19/09/2020 tarihinde Ak Partili 63 vekilin imzası ile güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması hakkında bir kanun teklifi verildi. Kanun teklifinin maddeleri büyük ölçüde bahsi geçen yönetmelikle aynıdır. Yukarıda da ifade edildiği gibi 90’lı yılların ve bir tarafta resmen süren OHAL şartlarında çıkartılan bir kanun ve buna dayanan yönetmeliğinde 2023 Türkiye hedeflerine doğru giderken ısrar etmek en başta Ak Parti’nin emeğine haksızlık olacak ve Türkiye’nin 2023 demokrasi-hukuk, insan hakları hedefleriyle uyuşmayacaktır. 2023 Türkiye’sinde 90’ların ruhunu taşıyan bir kanunun yeri olmamalıdır. Çünkü bu kanun tasarısı hem Türkiye’nin tarafı olduğu uluslararası sözleşmelere hem de kendi anayasasında ifade edilen temel insan haklarına uygun değildir. Kanun tasarısı mevcut haliyle Anayasa Mahkemesi’nin üstünde durduğu kuşkuları, önerileri, eksikleri gidermekten de uzaktır. Zira Anayasa Mahkemesine göre “Hukuk devletinde kanuni düzenlemelerin herhangi bir kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukukî güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur.”

Ak Parti’nin kanun teklifinin gerekçesinde öne çıkan kavramlar 15 Temmuz Darbe Girişimine de yapılan atıfla devletin güvenliği ve personellerin devlete sadakatle çalışması olmaktadır. Kanun teklifinin gerekçesi dahi kamu personellerinin ifade ve örgütlenme haklarını garanti etmediği gibi kamu kurumlarında çalışma hakkını kullanmak isteyenlerin bu haklarını güvencesiz bırakacak bir yaklaşıma da sahiptir.

Kanun tasarısının soruşturmalarda nelerin soruşturulacağının belirsizliğini gidermek için başvurduğu “Terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlıların incelenmesi” tabiri bile tek başına soruşturmaların belirsizliğine örnektir. Gerçi tasarının gerekçesi de bunun genel ve soyut bir tabir olduğunu kabul etmekle birlikte bunun çerçevesini Anayasa Mahkemesi’nin 14/11/2019 tarihli bir kararı ile gidermeye çalışıyor. Ancak kanun tasarısının gerekçesinde geçmesine rağmen kanun metninde bu ifade aynen gerekçesinde geçtiği gibi genel ve soyut durmaktadır. Önlerine gelen bir soruşturmada Değerlendirme Komisyonu ve amir bu çerçeveye bağlı kalmalarını sağlayacak bir güvence yoktur. Esasen tasarı soruşturmada güvenlik birimlerinin bilgileri yorumsuz sunulması gerektiğini ifade ettiğinden soruşturmasında böyle bir bilgi olan bir dosyada değerlendirme komisyonu ve amirin bunu değerlendirmesi nasıl mümkün olacaktır?

Görevin gerektirdiği niteliklere sahip olan her vatandaşın liyakati talep etme buna uygun olarak kamuda çalışma hakkı vardır. Görevin gerektirdiği nitelikleri güvenlik soruşturması ile elde edilecek bilgiler ve hiçbir sorumluluğu olmayan kurulacak 3 kişilik bir değerlendirme komisyonunun yazılı ve gerekçeli bir önerisi ve atamadan sorumlu bir amirin takdiriyle tespitine bırakılamayacak ölçüde hassastır.

Tasarı Değerlendirme Komisyonunun ve atamadan sorumlu yetkili amirin keyfî bir tutumunu önleyecek, ilgililerin objektif ve eşit davranma yükümlülükleriyle hareket etmesini sağlayacak hiçbir güvence taşımamaktadır. Yapılan soruşturma atamayı olumsuz etkilediği durumda mahkemeye başvuru hakkıyla denetlenebilirliği ve kişilerin haklarının korunduğu iddiası vardır.

Zaten hukuka uygun olması gereken idari işlemlerin mahkeme yoluyla denetimi istenildiğinde üstelik kurumların kendi memur avukatlarıyla savunma göndermelerine rağmen başvurucu için mahkeme masrafları yanında bir de avukat ücretlerini karşılaması düşünüldüğünde maliyetlidir. Bu maliyet göze alındığında bile genelde ilk derece mahkemelerini aşan Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine kadar giden çok uzun bir süreçtir. Bütün bunlara rağmen idarenin haksız bulunması durumunda ne atamadan sorumlu amirin ne de değerlendirme komisyonunun bir sorumluluğu vardır. Hatta mahkeme kararını uygulamaması durumunda bile oluşabilecek tazminat ödemelerini bile karar vericiler değil; devlet ödemektedir. Onların keyfî davranmaması konusunda vicdanlarına güvenmek dışında bir güvence yoktur. Tasarı objektif, adaletle uygulanabilir, kişinin temel hak ve hürriyetlerinin korunacağı güvencelere sahip değildir;

  • Değerlendirme Komisyonu ve atamadan sorumlu amir gelen soruşturmada kişilerin suç teşkil etmeyen veya mahkemelerin beraat kararı verdiği ya da suçlarının cezasını çektiği geçmiş soruşturma veya kovuşturmalar hakkında keyfî bir tutumda bulunmayacağının güvencesi nedir?
  • Komisyon ve amirin aynı durumda olan kişiler hakkında eşit davranıp davranmadığının güvencesi nedir?
  • Komisyon ve amir ikinci durumu hukuken ihlâl ettiğinin ispatının hukuken mümkün olmadığından en azından birinci durumda “takdir yetkisi” denilip temel hak ve hürriyetler ihlâl edilmeyecek midir?
  • Tasarıda geçen soruşturmaların kendisi atamaya etki ettiği durumda yargıya başvurulur ibaresi düşünüldüğünde idarenin ilan ettiği herhangi bir kadro durumunda başvurucular hakkında ön değerlendirme sürecinde bir soruşturma yapılıp kişilerin hakları ihlâl edildiğinde kişilerin hakları nasıl korunacaktır?

Güvenlik soruşturması gerekçesiyle ataması yapılmayan bir insan için idarî işlemin “mahkemeyle denetlenebilirliği” yaklaşımında kısa da sürmeyecek üstelik mahkeme sürecinin sonunda haklı bulunsa dahi sürecin kendisi Victor Hugo’nun “Bir İdam Mahkûmunun Son Günü” eserinde bir idam mahkûmunun şu hikâyesinin pratikte gerçekleşmesine sebep olabilir:

Zor da olsa 15 yılımı tamamladım. Otuz iki yaşındaydım, bir sabah elime bir kimlik belgesi ve on beş yıl boyunca yılın on iki ayı, ayın otuz günü, günde on altı saat çalışmamın karşılığı olan altmışaltı franka onurlu bir insan olmak istiyordum; yırtık pırtık giysilerimin altında bir rahip cübbesinin altındakinden daha güzel duygular vardı. Ama lanet olsun o kimlik belgesine! Sarıydı ve üzerinde serbest bırakılmış kürek mahkûmu yazıyordu, o kâğıdı geçtiğim her yerde göstermem ve zorunlu ikametgâhımdaki belediye başkanına onaylatmam gerekiyordu. Ne güzel bir tavsiye mektubu! Bir kürek mahkûmu! İnsanları ürkütüyordum, küçük çocuklar benden kaçıyor, herkes yüzüme kapısını kapıyor kimse bana iş vermiyordu. Karnımı doyurmak için altmışaltı frankı yedim. Çalışmak için güçlü kollarımı gösterdiğimde herkes beni geri çevirdi. Güçlü ücretimi bir franktan yarım franka, sonra çeyrek franka düşürdüm. Fayda etmedi. Ne yapmam gerekirdi?”

İdam mahkûmunun elindeki kimlik belgesi gerçekte onu koruyan bir nitelik olmaktan çıkıp aslında onun çalışma, seyahat ve insan onuruna yaraşır bir şekilde yaşama haklarını ihlâl ettiği gibi kamu kurumlarında çalışması güvenlik soruşturmasıyla yapılmayan bir insan mahkeme sürecindeki hakkı esasen onun o süreçte çalışabileceği başka bir kamu kurumundaki temel haklarını da ihlâl edecektir. Her halükârda mahkemelerden elde edebileceği haklılığı bile başka bir kamu kurumunda yeniden atanmak istediğinde bu mahkeme süreci de soruşturmada çıkacağından yeniden kurulacak değerlendirme komisyonu ve amirin inisiyatifinde esasen keyfinde olacaktır.