.: Rasim Ozan Kütahyalı

Gönüllerin paşası Şenol Özbek…

O gönüllerin paşasıydı, milletin paşasıydı…

Mecburiyetten en verimli çağında 42 yaşında, yarbayken emekli olmak zorunda bırakıldı ama TSK’da normal bir düzen işleseydi paşa olacaktı… Ben onu yine de olması gerektiği gibi anacağım bu yazıda. Şenol Paşa olarak… Milletin çoğunluğunun değerlerine saygılı, demokrasiye bağlı, sivil otoritenin tek patron olduğunu bilen bir subaydı, gerçek bir asker, gerçek bir komutandı… Milletin çoğunluğunun değerlerine düşman bir ordunun infilak edeceğini düşünüyordu, bunu ifade ediyordu. Sırf bunu ifade ettiği için malum cuntacı güçlerin nefretini kazanmıştı… Ne üzücü ki Şenol Özbek gibi subay gibi subaylar sırf hukukun üstünlüğüne inandıkları için, demokrasiye bağlı oldukları için, darbeciliğe düşman oldukları için ordudan dışlandılar. Özbek için irtica gibi bir “suç” da uyduramadılar ama o demokratlığından ötürü sürekli dışlandı ve yarbay rütbesinden emekli olmak zoruda bırakıldı…

2004 yılında, daha 42 yaşında… Ve üç gün önce bir trafik kazasında daha 50 yaşındayken kaybettik Şenol Paşa’yı… Haberi duyar duymaz iptal oldum, çok ama çok üzüldüm… Karşılıklı tanışmamıştık, bir kez telefonda 2 saate yakın konuşmuştuk yalnızca… Çok sıcak ve derin bir konuşma olmuştu…

Şenol Özbek’i son dönemde televizyonda ne zaman görsem izliyordum, yazılarını gördüm mü okuyordum… Yeni ve Büyük Türkiye’ye inanan, Yeni Ankara vizyonunu benimsemiş, bu ülkenin bir imparatorluk ufkuyla dünyaya bakmasını isteyen bir aydındı aynı zamanda. Kanal A’daki programı çok verimliydi. En son değerli dostum Sami Dadağlıoğlu’nun Beyaz TV’deki “Yüksek Gerilim” programında gördüm Şenol Paşayı, yine harika konuşuyordu. Daha evvel de yine Sami’nin bir yayınına telefonla bağlandığımda kendine “milliyetçi” diyen ama milletin değerlerine düşman birine haddini bildiriyordu. Orada da “Şenol Paşa” diye bahsetmiştim ondan, Sami de “Paşalığa terfi ettirdin Şenol Özbek’i” diye espri yapmıştı. Ben de o zaman “milletin paşasıdır Şenol Bey” demiştim…

Şenol Paşa siyasi eğilim olarak milliyetçi bir adamdı ama milletin değerlerine karşı cephe alıp kendine milliyetçi diyenlere meydan okuyan, Kürt kardeşlerimize yönelik dışlayıcı bir dil benimseyen kafatasçı milliyetçiliğe karşı çıkan bir adamdı. Öte yandan çok okuyordu, telefonda konuştuğumuzda Liberal Düşünce Topluluğu’nun, Atilla Yayla ve Mustafa Erdoğan gibi kıymetli liberal entelektüellerin bütün yayınlarını okuduğunu konuştuk, liberalizmi ve liberal değerleri de biliyor ve önemsiyordu… “Özgürlükçü-demokrat olunmadan milliyetçi olunmaz” dedi bana telefonda. Bir asker olarak kendisine öğretilenleri sorguluyordu. Bana aynen şunu demişti telefonda… “Liberal değerleri benimsemek Türkiye’nin hukuk devleti olması için çok önemli.

Ama liberalizmi savunanlar bu ülkenin yerli kodlarını ve genetiğini de bilmeliler, ona göre bir dil benimsemeliler. Bu ülkeye çok yabancı ve dışarıdan bir dile sahipler…

Ama mesela sen çok yerli bir adamsın, yerli bir dile sahipsin.

Bir yandan liberal düşünürler Hayek’i, Popper’i, Berlin’i iyi biliyorsun bir yandan da bu toprakların kültürünü iyi biliyor, o kültürel müktesebat içinden konuşuyorsun. O yüzden bu kadar kısa zamanda sevildin, popüler oldun. Hem sivil özgürlükleri hem de bu ülkenin tarihi derinliğini savunan bir dil lazım bu ülkeye”
Ben de hayatımda duyduğum en anlamlı övgülerden birini duyduğumu söylemiştim kendisine… “Bu millet orduda sizin gibi komutanlar görmek istiyor” demiştim… Şenol Paşa erken emekli olduğu için çok kısıtlı gelire sahip olan, o gelirinin çoğunu da kitaplara harcayan, çok sevdiği ülkesinin huzura ve refaha kavuşması için düşünce üreten bir adamdı. İnşallah Şenol Paşa’nın tasavvur ettiği imparatorluk ufkuna sahip bir ülke olacağız… Paranoyalardan arınmış, halkının bütün inanç ve kimlikleriyle barışmış, özgür, demokratik ve büyük Türkiye idealini hayata geçirecek bu millet… Yeni Türkiye, Şenol Paşa gibi imparatorluk ufkuna sahip, büyük düşünen insanların önemli yerlerde olduğu bir ülke olacak… Ruhu şad olsun. Allah gani gani rahmet eylesin…


Takvim, 04.05.2012