.:

Gezi\’nin politik ekonomisi

Gezi\’de ortaya çıkan ekonomik felsefeyi anlamak ve anlamlandırmak için epeyce malzemeye sahibiz. Çeşitli kaynaklardan gelen bilgileri bir havuzda toplayınca hayli net bir tablo karşımıza çıkıyor. Gezi\’de, bekleneceği üzere, bir kolektivist ekonomik düzen kurulmak istendi. Gezi işgalcileri \’anti kapitalist\’ti. Bu, serbest piyasaya ve piyasanın bütün kurumlarına karşı olmak, yani parayı, özel mülkiyeti, gönüllü mübadeleyi ve bunlara dayanan bütün toplumsal süreçleri ve ekonomik hayat pratiklerini dışlamaktır.

Nitekim, Gezi\’de, adı çelişkili olmakla beraber, bir \’\’Devrim Market\’\’ kuruldu. Markette mallar ihtiyaç sahiplerine, \’\’bedava\’\’ verilmekteydi. Bu \’\’bedava\’\’ dağıtımı, daha doğrusu maliyetini başkalarının karşıladığı malların Gezi işgalcilerine bedelsiz dağıtılmasını mümkün kılan elbette kapitalizmin ta kendisiydi. Ama arkaik devrimcilerin bunu görecek feraseti yoktu. Geziciler para ve kredi kartı gibi araçları yasaklama yolunda adım attı. Zaten devrimciler parayı sevmez. Para ve kredi kartı onlara göre büyük günahlardır. Kalabalığı görüp iş yapma fırsatı doğduğunu düşünen seyyar satıcıların parka girmesi de yasaklandı. Demek ki, Gezi anlayışı serbest ekonomik faaliyete, rekabete taraftar değildi. Gezi\’de, zamanla kaçınılmaz olarak ekonomiye de müdahale edecek bir \’Devrim Polisi\’ de kuruldu. Asayişi sağlama görevi bir radikal sol fraksiyona verildi.

Gezi\’de bir üretim faaliyeti yoktu. Olamazdı da. Hem denemenin çapı yetersizdi hem de devrimcilerin oradaki zamanları kısa oldu. Gezi ekibi yeterince uzun süre parkta kalsa ve kendi ekonomisini kursaydı ortaya ne çıkardı? Üretim ve dağıtımın merkezî olarak planlandığı bir ekonomik yapı. Bu ne anlama gelirdi? İlk olarak, inanılmaz derecede düşük, barbarlığa yakın bir refah seviyesi. Korkarım, Nişantaşı – Etiler hattı devrimcileri buna katlanamazdı. İkinci olarak, özgürlük yokluğu. Kimin neyi ne kadar üreteceğine ve kimin neyi ne kadar tüketeceğine bir merkezin karar verdiği yerde özgürlük yaşayamaz. Ekonomik kararların bireyler tarafından alınması ve ekonomik davranışların piyasa kurumları tarafından koordine edilmesi demek olan kapitalizmi reddederseniz, mecburen, bunları yapacak başka bir mekanizma bulmanız gerekir. Çünkü, nelerin üretileceği, üretimde hangi kaynak bileşimlerinin kullanılacağı asla ortadan kalkmayacak problemlerdir. Piyasanın işlemesine müsaade edilmiyorsa, onun yerini müthiş bir zorlama gücüne sahip bir merkezî otorite alacaktır. Böyle bir otorite, ekonomik planlarının uygulanabilmesi için, bütün ekonomik hayatı yukardan aşağı akan emirler toplamına dönüştürecektir. Bireyleri kendilerine verilen iktisadî görevleri ifada gösterdikleri her başarısızlık için cezalandıracaktır. Basit insanî hataları dahi ideolojik ihanet muamelesine tabi tutacaktır. F. A. Hayek, L. Mises gibi büyük yazarların onyıllarca önce işaret ettiği üzere, bu nitelikte bir ekonomik yapılanma hem yoksulluk hem de tahakküm üretir. Haksızlık etmeyelim, en çok \’Nutuk\’ ve \’Çılgın Türkler\’ okuyan bir gençliği bunları bilmediği için suçlayamayız. Ama, ekonomik özgürlüğün temellerinden habersiz kimseleri de, müsaadenizle, özgürlükçü sayamayız.

Doğrusu hükümete çok kırgın ve kızgınım. Gezi\’de hem Türkiye hem dünya için ilginç sonuçları olabilecek bir vaka yaşanacaktı. C. Fourierci, R. Owencı kolektivist çiftlik – işletme denemelerinin veya G. Orwell\’in Hayvan Çifliği\’nin 21. Yüzyıl versiyonu tekrarlanacaktı. Hükümet buna engel oldu. Böylece insanlığa büyük bir kötülük yaptı. Hükümetten talebimdir: \’Devrimci Gezi ruhu\’ sönmeden, işgalcilere Kazlıçeşme alanı yüz yıllığına tahsis edilsin. Gezi\’deki grupların tümü, istiyorlarsa, o alana yerleşsin. Kendi siyasî ve ekonomik modellerini oluştursun. İnsanlığa ümit ışığı olacak keşiflere ve icatlara yelken açsın. Özel mülkiyeti, parayı, ticareti kaldırsın. Bireyselliği öldürsün. Tüm beşerî kararları kolektifleştirsin. Adâleti ve tam eşitliği tesis etsin. Eğer özgür ve müreffeh bir toplum ortya çıkartırlarsa tüm insanlık onların izinden gider, hayatın lüzumsuz külfetlerinden kurtulur, Gezi\’ye, yani yeryüzü cennetine koşar. Az şey mi bu?

Bu yazı Yeni Şafak Gazetesi\’nde yayınlanmıtır.