.: Bengül Güngörmez

Fütursuz Tayyip Erdoğan nefreti

Geçtiğimiz günlerde son derece çekişmeli bir seçim geçirdik. Fakat bu seçim gelişmiş Batı liberal demokrasilerinde gördüğümüz türden yarışmacı bir havada geçmedi. Seçimlere damgasını vuran şey fütursuz bir Tayyip Erdoğan düşmanlığıydı üstelik halkın oyuyla yüzde elliyi geçip daha yeni cumhurbaşkanı olmuşken.. Seçim dönemide Erdoğan’ın alanlara inmesi, şehir şehir dolaşması ve AK Parti için oy toplaması muhalefetin bu toplu nefretini daha da körükledi ve Erdoğan’a karşı yapılan tuhaf ve bir o kadar da kirli ittifaklarla demokrasiye hiç de yaraşmayan bir savaş başlatıldı.

Fütursuz Erdoğan düşmanlığı diyorum çünkü bu sağlıklı bir kafanın ürünü, neticesi değil. Bu sağlıklı bir muhalefet değil. Bu demokrasilerde temel hak olan eleştiri geleneğine uyan bir tutum ya da tavır değil. Şimdi koalisyon hesapları yapılırken aynı düşmanlığın, aynı nefret dilinin her partide tekrar tekrar nüksettiğini görüyoruz. Yata yata oy toplamış bu oyunu da HDP’nin yükselişine borçlu olan bir partinin yani, MHP’nin milletvekillerinden birisi TV’ye çıkıp Tayyip Erdoğan’a kenara çekilmesini, çenesini kapamasını, susmasını, hiçbir şekilde konuşmamasını söyleyebiliyor. Aynen bu çirkin ve nezaketsiz dili kullanıyor. Kendi oyları helal, Tayyip Erdoğan’a cumhurbaşkanı olması için verilmiş oylar haram..

Benzer bir nefret dilini kullanan Demirtaş, asla koalisyona yanaşmayacağını söylerken halkın Cumhurbaşkanı’na her türlü hakaret dolu ifadeyi fütursuzca kullanabiliyor. Kendi partisinden bir milletvekili çenesini kapaması için Erdoğan’a televizyonlarda saydırıyor. Fakat işin tuhaf yanı konuşmamasını, çenesini kapamasını istedikleri Tayyip Erdoğan’ın her bir sözüne muhtaç halde olmaları ve seçimin hemen ertesinde ne zaman konuşacak ve ne diyecek diye bekleyip durmaları. Acaba koalisyon yapma durumlarında Aksaray’a, yani küfrettikleri Cumhurbaşkanı’ndan onay almaya nasıl gidecekler, onun karşısında nasıl sıraya dizilecekler? Küfrettikleri sarayın koltuklarında nasıl oturacaklar?

Aynı küfür edebiyatını Gezi hadisesinde de gördük. Sayın cumhurbaşkanının annesinden eşine her türlü saygısızlık, hakaret yapıldı. Bazı feministler hem Erdoğan ve ailesine hem de kadınlara yapılan bu saygısızlığı görüp duvarlara yazılan analı avratlı küfürleri silmeseydi ne olacaktı? Pankart açıp Emine Hanımın ismini köprüyle ilişkilendiren bu iğrenç zihniyet mi Türkiye’yi aydınlık bir geleceğe taşıyacak? Bu millet oy verdiği siyasetçiye yapılan küfürleri kendine yapılmış saydı ve sinesine çekerek tepkisini sandıkta gösterdi ve onu cumhurbaşkanı yaptı. Çünkü milletin Gezi hadisesinde kalbi kırılmıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan kimi zaman dik durmak adına sertleşmiş olabilir ve sert bir söylemde bulunmuş olabilir fakat kendisine yapılan nefret dolu dış mihraklı saldırılara karşı eğilip bükülecek miydi? O, çözüm sürecini başlatmış, bu ülkeye barışı getirmiş bir siyasetçidir. Ülkeyi koalisyondan sonra gelen ekonomik krizin batağından çıkarmış ve kendisinin de ifade ettiği gibi bunun için gerekirse kefenini yanında taşımış bir şahsiyettir. Gençler hatırlamaz, maalesef onların tarih bilinci Twitter ve facebookta yazılan şeyler kadar. Fakat biz millete zulüm eden 28 Şubat günlerini çok iyi hatırlarız.. Ekonomiyi batıran, bankaları hortumlatan 2002 krizini çok iyi hatırlarız.
Bu hastalıklı nefret kafasından çıkmak lazım. Belki de bu seçimler bu nefret döngüsünden,hastalıklı kafadan çıkmak ve demokrasinin Batılı demokrasilerde olduğu gibi adil bir yarışa dönmesi için bir şanstır. Belki de millet oyunu bu şekilde kullanarak yeter artık birbirinize küfretmeyin bu ülkenin milletin iyiliği için ortak hareket edin demek istemiştir. Fakat koalisyon pazarlıkları yapılırken hala kullanılan bu nefret dilini gören millet şimdiden pişman olmuş olabilir. Bu yüzden erken seçim ihtimalini kimse göz ardı etmemeli.

Gelelim saray meselesine. Saray konusunda yapılan hakaretlerin haddi hesabı yok. Yurt içinde ve yurt dışında bir sürü seveni ve takipçisi olan, hakkıyla seçilerek koltuğuna yerleşen bir Cumhurbaşkanı’nı mübarek Ramazan ayında iftar daveti verdiği masanın maliyetini açıklamaya zorlamak kadar alçaltıcı, hakaret dolu, incitici daha ne olabilir? Bu nerede görülmüş? Cumhurbaşkanı cevap vermek ya da bir açıklama yapmak zorunda bile değildir. Sormamız lazım, Cumhurbaşkanını şatafatla eleştiren bu arkadaşlar, politikacılar ve basın mensupları her gün yemeklerini yer sofrasında mı yiyor? Medya patronları yemeklerini nerede yiyor? Bu nasıl bir insafsızlık ve alçaklıktır? Devletin en üst kademesinin verdiği yemekte elbetteki belli bir kalite ve lüksün olması gerekir. Protokol diye birşey var! Diğer devletler misafirlerini yalnızca yer sofrasında mı ağırlıyor? O, saray Tayyip Erdoğan’ın değil, bu milletin ortak malıdır. Tayyip Erdoğan orada geçici oturmaktadır. Saraya yapılan her hakaret millete yapılmış sayılır. Bütün gerginliği bu arkadaşlara göre sözde Erdoğan yaratıyor. Ya sizin insafsız hakaretleriniz? Cumhurbaşkanı sizin taraftan olsa ona bu kadar hakaret edecek miydiniz? Bir iftar yemeği verdiğinde niye yer sofrası yapmamış diyecek miydiniz? SizIn Cumhurbaşkanı’nız masayı Bim ‘den ucuza mı getirttirecekti? Muhafazakarlar, cumhurbaşkanı sizden olsaydı sizden diye Cumhurbaşkanı’na bu kadar hakaret eder miydi? Onu böylesine yalnızlaştırmaya kalkarlar mıydı? Yoksa Menderes asılırken bile gösterdikleri dirayeti, her zamanki sessizliklerini koruyacaklar mıydı? Muhafazakar olmak size sabretmek anlamına mı geliyor?

Evet, seçimlerin faturası da Erdoğan’a kesildi. Ak Parti, Erdoğan alanlara indi diye oy kaybetmiş. Millet Erdoğan’a karşı muhalefete oy vermiş vs vs. Herkesin Kafasında bir Erdoğan. Erdoğan nefreti her açıklamada boy gösteriyor. Peki ya Ak Parti’ye oy verenler Erdoğan için oylarını veriyor olmasınlar? Hesabınız ters olmasın? Diyelim ki Erdoğan cumhurbaşkanlığından ayrıldı ve yeni bir parti kurdu. Millet oyunu kime verir?

Medyada “Kenan Evren’den bile daha diktatör olan Erdoğan bize dayattı” diye her gün iğrenç bir dille bize dayatıyorlar. Hiç kimse hayal kurmasın. Erdoğan bu ülkenin geleceğindeki kritik isimdir. Terör sorunun Çözümü, çözüm süreci Erdoğansız düşünülemez. Türkiye’nin uluslararası arenadaki konumu Erdoğan’sız düşünülemez. Orta Doğu Erdoğan’sız düşünülemez. Netice itibariyle Erdoğan’sız bir politika ülkenin geldiği bu konumda artık düşünülemez.

Asmayacağız yargılayacağız tehditleri, saraydan indirme tehditleri, cumhurbaşkanı çağırdığında görüşmem demeleri, cumhurbaşkanı meclis salonuna girdiğinde ayağa bile kalkmamak ya da arkasını dönmek, (bu bizim kültürümüzde var mı? Kürtlerin kültüründe birisi geldiğinde ayağa kalkmamak, arkanı dönmek var mı?), her cumhurbaşkanına yıllardır tanınmış olan yetkileri Erdoğan söz konusu olduğunda kısmakla, kaldırmakla tehdit etmek, bütçesine karışmak ve onlar bunları yaparken dıştaki dostları gazete manşetlerinde Erdoğan’ı zevk ve ihtirasla hedef alıyorlar.

Bu tehditler boşa değildir. Bu tehditlerin tek sebebi Erdoğan’ın tekrar partisini ateşleyerek yeniden iktidar olmasını sağlayabileceğini düşünmeleridir. Ak partideki en güçlü iradenin Erdoğan olduğunu bilmeleridir ve bu yüzden ondan ölesiye korkmalarıdır. Erdoğan’sız bir Davutoğlu’nu kolayca kontrol edebileceklerine kuvvetle inanmalarıdır. Bu yüzden sürekli Ak Parti ile Erdoğan arasına nifak tohumları ekmeye çalışıyorlar. Fakat korkunun ecele faydası yok. Koalisyon görüşmelerinde kaç tane Oruç bozacaklar göreceğiz. Çünkü hepsi milletin karşısındalar ve topladıkları oylarını bu millete borçlular. Millet Cumhurbaşkanı’na yaptığınız saygısızlıkları, koalisyon kurmamak için çevirdiğiniz dolapları tek tek yazar ve tepkisini sandıkta gösterir. Seçimler de çözüm değildir. Bu hastalıklı, Tayyip Erdoğan nefretini bırakmadığınız takdirde hem demokrasimize hem de geleceğimize büyük zararlar vereceksiniz demektir. Kimse size Erdoğan’ı koalisyon için pazarlık konusu yapma izni vermez. Gezideki o ünlü ve bir o kadar da dahiyane bir buluş olan “milletin adamları” sloganını hatırlatalım: “Astınız, zehirlediniz, yedirmeyiz.”

26.06.2015, Yeni Söz