.: Ünsal Çetin

Fındık Fiyatı Düşsün, Türkiye Uçsun!

Derin tefekkür ve kapsamlı araştırmalarım sonucunda ben de kendi saplantı konumu buldum. Sonra ‘o kadar fındıklı baklava yedim, neden bu daha önce hiç aklıma gelmedi, demek ki üzerinde düşünmeden yemişim’ diye söylenerek zekâmdan şüphe ettim ama olsun, sonunda bulmuştum işte. Hiç bulamayanlar varken bunu mesele etmeye değmezdi.

Fındık ki insan sağlığı için böylesine kritiktir; enerji verir ve insanların işyerlerinde daha verimli çalışmalarını sağlar. Fındık verimlilik artışları sayesinde enerji fiyatlarındaki pahalılığı telâfi eder. Daha neler yapmaz ki; emek verimliliğindeki artış Türkiye’nin daha çok üretmesini ve zenginleşmesini sağlar. Kestirmeden uçuşa geçirir bizi. Neden halen fındığın fiyatının böylesine yüksek olmasına izin veririz? Neden başka kimse benim yaptığım bu keşfi yapamaz?

Gelecek yazılarımın % 85,27’sini bu konuya ayırmaya karar verdim. Bence bu kadar önem vermeye değer bir konu. Eğer hükümet fındık–fıstık fiyatlarını benim istediğim gibi düşürmeyi başarırsa ne yazacağım, bilemiyorum. Belki başka bir saplantı konusu bulurum. Aslında 2001 krizi sonrası dönemde de fındık fiyatları dört beş kat artmıştı ve ülke büyüme rekorları kırıyordu. Yüksek fındık fiyatları Türkiye’yi hızlı büyümekten alıkoysaydı eğer o dönemde de alıkoymalıydı. Böyle bir soruyu akla getiren olmadığı sürece, varsın benim argümanım makul gibi görünsün, kime ne zararı var?

Saçma sapan argümanımı dile getirirken mantıklı bazı argümanlara dayanmam lazım. Lazım ki yaptığım mantıkî perdeleme mümkün olduğunca görünmesin. Başka bazı tekniklerim de var okuyucuyu ikna etmek için. Misal bunlardan birisi, ikide bir okuyucuya ‘anladınız mı şimdi’ diye sormak. Yani, eğer anlamıyorsa sorunun okurda olduğunu ima etmek.

Evet, ne diyorduk… Makul bir argüman olarak ‘ama canım devlet de çok şişti, çok büyüdü’ demeliyim ki piyasa düşmanı bazı fikirlerim ‘piyasa düşmanı’ görünmesin. Ülkedeki bütün Yap–İşlet–Devret yatırımlarının hepsinin hemen kamulaştırılmasını savunurken devletçi görünmek pek uygun olmaz. Bunun yerine, YİD yatırımlarında Hazine garantisi uygulamasının kaldırılmasını savunsam daha iyi olurdu. Fakat bunu yapmak beni liberal iktisada yaklaştırır. Ekonomi bilimini feda ederim, yine de o ‘haram’ ekonomisine yaklaşmam.

Aslında bütün deham ekonomiyi mekanik mecburiyetlerden ibaret görüyor olmam. Hem de iktisat benim için rakamlardan ibaret. Bir ‘ceteris paribus’ bile yapamıyorum, hani şu ‘diğer şartlar aynı kaldığında’ muhakemesini. ‘Kur yükseliyor ama ihracat artmıyor ve ithalat düşmüyor’ dememi sağlayan da bu basiretim. Diğer şartlar aynı kalsaydı böyle olduğunu savunmak anlamlı olurdu ama diğer şartlar aynı kalmadı ve Euro/Dolar paritesinin yaklaşık 1,4’ten neredeyse 1’e düştüğü birkaç yıllık bir süreçten geçtik. Bu süreçte TL değer kaybetmeseydi ihracatımız çökecekti ve işte asıl o zaman ekonomik bir kriz yaşayacaktık. Euro dolara karşı bu ölçekte bir değer kaybı yaşıyorken TL’nin değer kaybetmemesi Avrupa ülkelerinin uluslararası ticarette bizim pazar payımızı düşürecek şekilde rekabet avantajı yakalaması anlamına gelirdi. Bizim aleyhimize onların ihracatı artardı ve bizim ihracatımızın nefesi kesilirken ithalatımız aşırı bir ivme kazanırdı. Serbest kur rejimi ülkeye büyük bir iyilik yaptı ama kimin umrunda.

Neyse ne! Bu benim aklımı aşar. Bana böyle iktisat lisans öğrencisinin bile kolayca fark edebileceği hatalarımla gelmeyin. Gelmeyin ki, kur yükselişini ‘faydasız devalüasyon’ diye karalama imkânım olsun. O devalüasyon ihracat çöküşünü engellerken hem de. Ne kadar piyasa dostu olduğumu işte böylece görebilirsiniz.

Tutarlı olsaydım, iktisadî mantığı bir sektöre hapsetmezdim. Devlet vergi politikası ile otomotiv sektörünün yarısına ortak olmuş iken, bunun zararlarına da yeterince değinirdim. Bütüncül bir bakış açısına sahip olurdum. Devlet bunca sübvansiyon ve fiyat ayarlaması yapıyorken, ben asla ‘devlet bu, birilerine verirken birilerinden almak zorunda’ demem. Bazı şeyleri bedavaya getirmeye çalışıyoruz, yüksek fındık fiyatları biraz da bunun kaçınılmaz ve ‘olumsuz’ sonuçlarından birisi, hiç diyemem. Bu da beni liberal paradigmaya yaklaştırırdı. Birilerinden almadan, başkalarına ihsan eden devleti konu edecek yerde, şu fındık fiyatlarına da bir balyoz indir derim. O bedel başka yerden başka bir şekilde, borçlanmayla ya da enflasyon vergisinin yükselmesiyle çıkacak olsa bile.

Hakkaniyet hak getire. Ve doğru nedenlerle eleştirmek diye bir kaygım da yok. Yüksek fındık fiyatlarında sektörel yapı da rol oynuyor. Bu rolü görmek uzun vadeye bakmamı gerektiriyor. Ama ben hemen şimdi bir sonuç istiyorum, bir gecede. Enerji arz güvenliğinde artış, nükleer santraller, tüm Anadolu’da 350’den fazla HES yapımı, ülkenin ilk defa cidden petrol–doğal gaz arama çalışmaları yapması gibi hususlara hak ettiği önemi vermem. Savunma sanayiinde resmen devrim yapmış bir yönetimi Rusya’dan S–400 alma ihtimali için bile eleştirerek bu hakkaniyetsizliğime netlik kazandırmalıyım. Evet, savunma sanayiinde de 15 yılda yapılanlar yetmez. Bir gecede S–400 muadili bir sistem üretmeliyiz.

Hükümet benim sözümü tutmuyor diye işlerin kötüye gitmesini istemek bana çok görülmemeli. Bu yüzden, ‘özel sektörün öldüğünü’ yazsam ve sonra o özel sektör son 49 ayın rekor ihracatını yapsa da yüzüm kızarmamalı. Finans sektörünün genişlemesinden nasıl nefret ettiğime ise burada hiç girmeyeyim. Dehşete düşmenize ve yazıyı uzatmaya gerek yok.

Gerçekten bu kadarı nasıl bir iktisatçı olduğumu açığa sermiş olmalı.

* * *

Türkiye’nin köşe yazılarında iktisat biliminin bir tür karanlık dönem yaşıyor olması şimdilik sadece birkaç gerçek liberal ekonomistin sorunu. Elbette, koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi denmesinin bir mantığı vardır. Bu karanlık çağ da özünde iktisadî bazı sebeplere dayalıdır. Meydanın boş olduğu yerde ‘atılıp tutulur’. Kıtlık ve bolluk derecesi önemlidir. Bol ama adî bir iktisadî bakış açısı alıcı bulduğu sürece varlığını sürdürecektir. Fakat adî ve hatalı bakış açısı iktisadî gerçeği değiştiremez. Bir ülkede bütün ekonomistler piyasa süreçlerine hak ettiği ilgiyi göstermese bile piyasa süreçleri hükmünü sürdürür.

Anlaşılan o ki, bu karanlık dönem kapanıncaya kadar piyasaların orası burasıyla oynama saplantısından ibaret bir dolu köşe yazısı okuyacağız.

Ayrıca bakınız...

Liberallerin “Bu Ülke”yle İmtihanı

Liberallerin “Bu Ülke”yle İmtihanı

Bu yıl Liberal Düşünce Kongresi’nin yirmi ikincisini düzenledik. Her yıl Kasım ayında, Kapadokya’da düzenlediğimiz kongreye, ...