FETÖ yargılamaları ve adalet -1

Liberal Düşünce Topluluğu 20 yılı aşkın bir süredir haftalık seminerler düzenliyor. Ankara’da başlayan bu seminerler 8 senedir İstanbul’da da yapılıyor. İstanbul’da Kasım ayı içinde gerçekleştirilen üç seminer Türkiye’de hukuk devleti, hukukun hâkimiyeti, adil yargılanma ilkesinin fiilî durumu ve devam etmekte olan yargılamalarda -münhasıran FETÖ yargılamalarında- yaşanan şeyler üzerinde yoğunlaştı. Bu seminerlerde anayasa hukukçuları Levent Korkut ve Serdar Korucu ile gazeteci Yıldıray Oğur konuştu. Seminerlerden sonra canlı, heyecanlı tartışmalar yapıldı. İlginç görüşler ve tespitler dile getirildi. Bütün bunları ve kendi görüşlerimi maddeler hâlinde özetleyeceğim.

1. Bir konuşmacı -Yıldıray Oğur- FETÖ yargılamalarını -en azından bir kısmını- Yassıada Mahkemeleri ve Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının yargılanması gibi siyasî tasfiye davalarına benzetti. Bu tür davaların iyi sonuç vermediğini söyledi. Bu benzetmenin yanlış olduğu aşikâr. Menderes ve arkadaşları pür siyasî sebeplerle yargılandı. Onları yargılayan mahkemeler gayri meşruydu, tabiî hâkim ilkesine aykırıydı. Mahkemeler düzmeceydi ve talimatla hareket etmekteydi. Deniz  Gezmiş ve arkadaşlarının yargılanmasında da siyasî bir boyut vardı. Yargılanan üç kişi dünyanın her tarafında suç olarak kabul edilecek bazı eylemlerin de faili olmakla beraber yargılamaların özü adî suçlarla değil anayasal düzeni yıkma arzusuyla ilgiliydi, yani siyasiydi. Oysa ne ortada ciddiye alınması gereken, rejimi yıkacak türde ve yoğunlukta eylemler vardı ne de ideolojik hırsı aklını aşan bu genç insanların rejimi zora dayanarak değiştirebilecek gücü mevcuttu. Dolayısıyla, bu yargılamalar ağırlıklı olarak siyasiydi.

Buna karşılık, FETÖ yargılamaları siyasî olmaktan uzak. FETÖ asla siyasî bir programla ortaya çıkmadığı gibi yapabileceği hâlde bir meşru siyasî aktöre dönüşme çabası içine de girmedi. Siyaseti ve siyasetçileri hep küçümsedi. FETÖ mensupları siyasî suçlu olarak yargılanmıyor, adi sayılabilecek suçlardan yargılanıyor. FETÖ soru çalmak ve dağıtmak, kişilere ve gruplara kumpas kurmak, maksatlı davalar açmak, sahte deliller oluşturmak, bürokratik hiyerarşiye uymamak, devlet içinde ayrı bir hiyerarşi oluşturmak, suça göz yummak, tehdit ve şantajla haraç almak gibi suçlar işledi. 7 Şubat 2012 MİT operasyonu, 17/25 Aralık, MİT tırları operasyonları, nihayet 15 Temmuz kalkışması da suçtu. Her demokraside bunların failleri yargılanır ve bu yargılamalar siyasî tasfiye olarak görülmez, görülemez. Bu suçların faillerinin yargılanması değil yargılanmaması siyasî bir tavır olurdu.

2. Türkiye’de hukuk devletinin, hukukun hâkimiyetinin ve âdil yargılanma hakkının fiili durumu ahistorik bir yaklaşımla anlaşılamaz, kavranamaz. Hiçbir kurum ve süreç bir geçmişten mahrum değildir. Bu yüzden, yine Yıldıray Oğur’un talep ettiği gibi, “Geçmişi konuşmaya ve geçmişe atıf yapmaya gerek yok. Geçmişi değil bugünü konuşalım” denemez. Geçmiş yoksa bugün de yoktur. Bugünün problemlerinin kökeni mutlaka ama mutlaka şu veya bu ölçüde geçmiştedir. Geçmiş yanlışları bugünkü yanlışları aklamak için kullanmamalıyız elbette. Ancak, geçmiş hatasızmış gibi hatasız bir süreç yaşanmasını da beklemeyiz. Yapılacak şey geçmişten ders alarak bugünü daha iyi hâle getirmeye çalışmaktır.

3. Yıldıray Oğur’un dile getirdiği yanlışların bir kısmı yargı sistemimizin kronik problemleridir ve bugün veya münhasıran FETÖ yargılamalarında ortaya çıkmış değildir. Bu sorunların çoğunu ”zayıf iddianameler” başlığı altında incelemek mümkün. Ne yazık ki ülkemizde ciddî bir zayıf, yetersiz, sağlam delillere dayanmayan, spekülatif, delilden çok yoruma dayanan iddianameler problemi mevcut. Bu gerçek en ağır şekilde ”savcı başarısızlığı” vakasında ortaya çıkıyor. Savcı başarısızlığı savcıların hazırladığı iddianamelerin mahkumiyetle sonuçlanması oranıyla ölçülüyor. Levent Korkut’un verdiği bilgilere göre savcı başarı oranı Japonya’da % 98, Avrupa’nın bazı ülkelerinde % 80’lerde. Türkiye’de ise % 40. AK Parti’nin yaptığı reformlarla bir ara % 60’a yaklaşmıştı ama sonra tekrar düştü. Bu problemi hafife de alamayız, görmezden de gelemeyiz. Savcıların daha sağlıklı iddianameler hazırlaması gerekiyor.

4. Yıldıray Oğur’un bazı tutumların yeni yargı sisteminin “genel ilkeleri” hâline geldiği iddiası abartılı. Söylediği şeylerin bazılarının tarihi çok eskiye gidiyor. Bazıları ise yargı sistemiyle değil toplumsal algılayışla alâkalı. ”Ateş olmayan yerden duman çıkmaz”, ”suçun yoksa niye korkuyorsun”, ”ben niye korkmuyorum” gibi bakışlar yargıdan ziyade toplumda egemen. Buna karşılık yargılamalarda suç teşkil etmeyen, etmesi ihtimâli zayıf olaylara, davranışlara, ilişkilere suç muamelesi yapıldığı durumlar da var.

FETÖ yargılamaları çerçevesinde önemli bir mesele, bazen sanıkların yakınlarına da ilişilmesi. Yıldıray Oğur bunun genel bir uygulama hâline geldiğini iddia ediyor. Sanıyorum bunu söyleyebilmek için sağlam istatistikî verilere ihtiyaç var. Başka bir deyişle isatistikî bilgi teşkil edecek kadar çok vaka yaşanmış olması lâzım. Böyle bir veri sepeti mevcut mu bilmiyorum. Varsa ortaya konmalı, yoksa varmış gibi genellemeler yapılmamalı.

Ceza hukukunun temel ilkelerinden biri suçun şahsiliğidir. Herkes kendi suçundan şahsen sorumludur. Arkadaşları ve yakınları sırf bu sebeple zanlının suçuna ortak edilemez, o suçtan sorumlu tutulamaz. Buna karşılık, toplumsal hayatta kolektif suçlar da vuku bulmaktadır. Mafya gibi suç örgütleri çok yerde var. Ayrıca, bazen ailelerin suç makinasına dönüştüğü de oluyor. Bu gibi durumlarda arkadaşların ve yakınların yargılanması suçun şahsiliği ilkesine aykırı düşmez.

FETÖ kolektivist bir örgüt, mensuplarını en küçük bir çıkış, kaçış noktası bırakmayacak şekilde kontrol altına alıyor. Bu çerçevede, çoğu zaman aileleri de bütün olarak elinde tutmaya çalışıyor. Sanırım bunun çok örneği var. Bu durumda şunu söylemek yanlış olmaz; kimse elde delil olmadan FETÖ üyesi olmakla suçlanamaz. Hakkında şüphe olanlarla ilgili polisiye işlem yapılabilirse de bu işlemler delil ele etmeye yönelik olmalı ve sağlam delile dayanmayanlar adliyeye intikal ettirilmeden ve tacize dönüştürülmeden sonlandırılmalıdır. Gerek hayatın doğası gerekse FETÖ’nün yapısı FETÖ sanıklarının kardeşlerinin FETÖ üyesi olma ihtimâlini, eşlerinin ve bazı durumlarda yetişkin çocuklarının FETÖ mensubu olması ihtimâlinden daha zayıf kılmaktadır. Bu hususu göz önünde bulundurmak iyi olur. Soruşturmalarda da kişilerden delillere değil delillerden kişilere gidecek şekilde davranılması âdil yargılanma hakkının ve toplumun adalet talebinin gereğidir.

Serbestiyet, 12.12.2017

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,714TakipçilerTakip Et