.: Atilla Yayla

FETÖ Niçin ve Kime Yenildi?

FETÖ yenildi derken FETÖ’nün tamamen bittiğini, defterinin dürüldüğünü, işlediği tüm suçların hesabının sorulduğunu, bütün suçluların adâlete hesap verdiğini kastetmiyorum. Bu henüz tam olarak gerçekleşmedi; gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini ve bu mücadelenin ne zaman gündemden düşeceğini veya gündeme alınmayacak kadar önemsizleşeceğini de bilmiyoruz. Temennim bu işin çok uzun sürmemesi ve en az yanlışlık ve hata ile tamamlanması.

Dikkat çekmek istediğim ve cevabını aradığım soru, FETÖ’nün nasıl olup da demokratik siyasete ve siyasetçilere mağlup düştüğü. İfşa ve teşhir olduğu için FETÖ’nün bundan sonra tekrar aynı gücü toplayabileceğini ve özellikle kimliğini açıkça dışa vurarak var ve etkili olabileceğini sanmıyorum. Ancak, bu bizi mücadeleyi sürdürmede ve özellikle FETÖ’nün ne olduğunu tam olarak anlamaya ve topluma anlatmaya çalışmada zaafa düşürmemeli. Ahlâk, insanlık ve adâlet yanında demokrasi de bu örgütün ortadan kaldırılmasını gerektiriyor.

Bilinen gerçeklerin altını tekrar çizelim. FETÖ bir toplumsal hareket olarak doğmadı. Yani geniş halk kitlelerini sivil toplum faaliyetleriyle etkileyip bünyesinde toplayarak belli hedeflere sevk etme peşinde değildi. Toplumsal varlığı milyonlarla değil binlerle ifade edilebilecek, sonradan çeteye dönüşen bir gruptu. FETÖ aynı zamanda asla kayıtlı ve meşru bir siyasî yapılanma da olmadı, olmak istemedi. Siyasî, bürokratik ve toplumsal ayakları olacak şekilde mutlak güç ve iktidar peşindeydi ama demokratik kurallara uyarak göreve gelmiş, açık ve yarışmacı siyaset yoluyla seçilmiş iktidar olarak devleti önceden ilan edilmiş bir program istikametinde hareket geçirme hedefini takip etmedi. FETÖ bir dar kadro hareketiydi. Gizliydi ve çok yüzlüydü. Aynı zamanda bir istihbarat örgütüydü, herkesi tanıyor fakat kimseye kendi kimliğini belli etmiyordu.  Kilit noktaları ele geçirerek kişileri ve kurumları kullanma, kendisine engel olabilecekleri tasfiye etme, yanıltma ve yanlış hedeflere yöneltme işlerinde uzmanlaşmıştı. Çözülmesi zor bir örgüt yapısına sahipti. Bir ucundan yakalansa bile öbür parçalarına ulaşılmasını engelleyecek tarzda örgütlenmişti. Birbirinin yerini alabilecek A, B, C kadroları vardı. Mensuplarının bağlılık, sadakat, motivasyon ve itaati aklı almaz sıkılık ve derinlikteydi.

İşte böyle bir örgüt olarak FETÖ, hem de 17/25 Aralık’tan sonra polis teşkilâtı üzerinden yediği darbelere hem de AK Parti’den -çok bilinçli biçimde olmasa da- 2011 seçimlerinde önemli ölçüde özellikle milletvekilleri seviyesinde elimine edilmesine rağmen devleti ele geçirmişti. Açıkça söyleyeyim: 15 Temmuz 2016, saat 12:00 itibarıyla FETÖ devlete hâkimdi. Ordu, yargı, kilit bürokrasi, önemli istihbarat birimleri elindeydi. Polis teşkilâtında her şeye rağmen kuvvetli bir varlığa sahipti. Askerî istihbarat, askerî yargı ve yine darbe yemesine rağmen polis istihbarat kontrolü altındaydı. MİT müsteşarlığını ele geçirememiş ve bu yüzden hükümet ve MİT müsteşarı ile gayri meşru bir kavgaya girişmişti ama MİT’te de önemli bir varlığa sahipti. Hedef hâline getirdiği demokrat siyaset ve hassaten Erdoğan ona karşı gayet zayıftı. Erdoğan’ın o zamanki öfkeli ve üst perdeden konuşmaları aslında bu bürokratik güce sahip olmamasının ürünü ve bu zayıflığı örtme çabasının anahtarıydı. Ne hükümetin ne de gelip geçici insanlar topluluğu olan partilerin büyükçe bir örneği olarak AK Parti’nin FETÖ’ye karşı direnme gücü vardı. Bu şartlar altında FETÖ’nün demokratik siyaset ve seçilmiş iktidar ile hassaten Erdoğan ile girdiği savaşı kazanması işten bile değildi. Çok şükür tersi oldu. FETÖ kaybetti. Demokrasi ve demokratik usulle iş başına gelmiş olan hükümet mutlak iktidar peşinde koşan bu gayri meşru güce galebe çaldı.

Bu nasıl mümkün oldu? Bir güç çatışması olduğunda, hayatın olağan akışı içinde, bir gücün ondan daha büyük bir başka güç tarafından etkisiz hâle getirilmesi beklenir. Ama şimdi anlıyoruz ki o günlerde FETÖ’den daha büyük bir güç yoktu. Karşısındakiler dağınıktı. Daha kötüsü, neyle karşı karşıya olduğundan habersizdi. Aynı zamanda çeşitli sivil toplum kesimlerini ve her düşünce ve meşrepten kendini bir şey zanneden kibirli aydınları acımasızca manipüle ve amaçları için seferber eden, kullanan FETÖ kolay zafer kazanabilecek durumdaydı. Bütün bunlara rağmen kaybetti.

Devlet ve toplum içinde ondan daha organize ve daha büyük bir güç yoktu. FETÖ son ana kadar bir karşı gücün haklı ve meşru direnişiyle de karşılaşmadı. Dağınık, koordinesiz ve düşük motivasyonlu karşı çabalar saman alevi gibiydi. Erdoğan’ın FETÖ hakkındaki ikaz ve uyarılarına, söylediği gibi, en yakındakiler bile uzun süre inanmadı. Öyleyse FETÖ neye yenildi ve nasıl yenildi?

Bana göre cevap aşikâr: FETÖ güce değil meşruiyete yenildi.

Meşru olmayan bu konsantre güç çok kısa sürede darbeyi indirip mutlak iktidarı ele geçirseydi, toplum ne-kim olduğunu belki hiç, belki uzun süre anlayamayacağı gayri meşru bir gücün boyunduruğu altına düşmüş olacaktı. Ancak, meşruiyet eksikliği bu gayri meşru gücü daha küçük ama meşru güç karşısında aciz duruma düşürdü. FETÖ’ye mukabele eden meşru gücün toparlanması ve büyümesi daha sonra vuku buldu. Dolayısıyla, FETÖ’yü yenen gerçek faktör meşruiyetti. Umarım bu gerçek hem FETÖ kalıntıları ve hem de istikbalde FETÖ’nünkine benzer teşebbüslere girişebilecek her grup için meşru demokratik sınırlar içinde kalmaları yolunda bir ders olur ve bir ibret levhası teşkil eder.