.: Atilla Yayla

Faiz ve Enflasyon: Nasıl Bir İlişki?

Faiz ile enflasyon arasındaki ilişki hakkında iki farklı görüş var. Bir görüşe göre yüksek faiz enflasyona sebep olur. Diğer bir görüşe göre ise faiz enflasyonun sebebi değil sonucudur.

Cumhurbaşkanı Erdoğan faizin enflasyon yaratacağında ısrarlı. Bu kanaatle hem MB’yi hem de bankaları çoğu zaman yüksek faiz uygulamakla eleştiriyor. Bu fikrini her fırsatta dile getiriyor. MB’na faiz konusundaki çatışmanın neden olduğu belirtilen başkan atamaları yapıyor.

Faizin enflasyonla Erdoğan’ın iddia ettiği doğrultuda bir ilişkisi olabilir. Bugün olduğu gibi yatırım kredileri faizleri %40’lara yaklaşmış ise, yeni yatırımcılar veya hâlen üretim yapmakta olan işletmeler kredi aldığında maliyetleri yükselir. Bu, muhtemeldir ki, ürünlerinin fiyatını etkiler, çünkü ekonomik aktörler kaçınılmaz olarak ürünlerine enflasyonun yüklediği ilave maliyeti tüketiciye yansıtan bir fiyat koyacaktır. Yani ürünlerin fiyatı yükselecektir. Başka bir deyişle, maliyet itişli bir enflasyon ortaya çıkacaktır. Ancak, bu durumu kendi başına bir enflasyon yaratmaktan ziyade zaten var olan enflasyonun yansıması veya piyasa aktörlerinin cari enflasyona uyum sağlaması olarak görmek daha doğru olur. Zira kredinin pahalı olmasının sebebi zaten enflasyonun yüksek olmasıdır.

İkinci görüşe göre enflasyon önce faiz sonra gelir. Yüksek enflasyon tasarruf sahiplerini varlıklarını en azından koruyabilmek için paralarını enflasyona paralel fiyatlandıran finans kuruluşlarına çeker. Piyasaya cevap veren faiz oranları uygulamak yüksek faize giden yolu daraltır.

Bu meselenin iyi anlaşılması ülkenin ekonomik geleceği açısından hayatî derecede önemli. Bu yüzden ayrıntılı biçimde ele alınmayı hak ediyor. Faiz finans siteminin ana araçlarından biridir. Aynı zamanda, mevcut egemen ekonomik model içinde, MB’nın enflasyonla mücadele etme araçlarındandır. Çünkü enflasyon, Friedman’ın dediği gibi, her zaman her yerde parayla ilgili bir meseledir. Tedavüldeki paranın artması, kaçınılmaz olarak, diğer faktörler sabitken, enflasyona sebep olur. Enflasyona fren koymak için piyasadan para çekmek, yani sıkı para politikası uygulamak gerekir. Faiz bunu yapmaya yardımcı olur.

İyi bir finans sistemine sahip olmayan bir ülkenin sağlam ve gelişen bir ekonomiye dönüşmesi imkânsızdır. Finans sistemi ekonominin aynası gibidir. Hastalıklar orada yansır ve oradan yayılır. Asıl sıkıntılar ise elbette reel ekonomide ortaya çıkar. Faiz, bir kere daha vurgulamak gerekişe, işlevsel bir finans sisteminin başlıca araçlarındandır, belki de en başta gelen aracıdır.

Dünyada egemen bankacılık sistemi kısmî rezerv bankacılığıdır. Bankalar büyük sayılar kanununa göre çalışır. Tarihin akışı içinde bankalar mevduat olarak kabul ettikleri paranın pek azının mevduat sahipleri tarafından anlık olarak talep edildiğini gördüler. Bu, bankalara, ellerindeki mevduatla yeni kredi kaynakları yaratma imkânı verdi. Yeni kredi imkânları ise ekonomik gelişmeye destek verdi. Ancak, kredi muslukları ekonomik realitelere bağdaşmayacak şekilde genişletildiğinde ise felaketlere yol açtı. ABD’de patlayıp dünyayı saran ve sarsan 2007-8 krizi böyle doğdu. Bugün de korona virüs salgınının sonuçları ile mücadele amacıyla devletlerin, tabiri caizse, kesenin ağzını açması, diğer bir deyişle hayli cömert ve en azından önemli bir kısmı karşılıksız yardım paketlerini devreye sokması da hemen hemen tüm ülkeler üzerinde enflasyonist baskı yapıyor.

Faizi hedef tahtasına oturtmak bence bankaların gerçek niteliğini ve asıl işini görememekten kaynaklanıyor. Bankalar bugün mevduatlarının yaklaşık yüzde onu kadar karşılığı –yani mevduatlarının bir kısmını- MB hesaplarında tutmak zorunda. Kısmî rezerv bankacılığı adı da buradan geliyor. Bankaların elbette öz sermayeleri de var, ama onlar tuttukları mevduata göre devede kulak kalır. Başka bir deyişle, bankaların kredi olarak kullandırdığı paralar kendilerinin olmayan, emanetlerinde tutulan paralardır. Bu paraların asıl sahibi bankalara para yatıranlar, bilhassa vadeli mevduat hesabı açmış olanlardır. Ve de bunların mühim bir bölümü küçük tasarruflardır..

Her ekonomi büyüyebilmek için tasarruf yapmak zorunda. Ancak, tasarruf yapıp onu evde tutmak ekonomiye bir fayda sağlamaz. Tasarrufların ekonomik sisteme girmesi gerekir. Bu ancak sağlam bir finans sitemi –yani bankalar ve diğer finans kurumları- aracılığıyla yapılabilir. Bundan da bazılarınca sanıldığının tersine en fazla fakirler yararlanır. Aksi takdirde fakirler insafsız tefecilerin eline kalır.

Tasarruf sahiplerinin tasarruflarını bankalara getirmesi için onları cezbeden bir ödül olmalıdır. Faiz işte bu ödüldür. Yoksa tasarruf sahipleri ya parayı yukarda da işaret ettiğim üzere evde atıl tutacaktır ya da -özellikle enflasyon yüksekse- enflasyon yüzünden ellerinde kora dönüşen paradan hemen kurtulmak için harcama yapacaktır. Bankalar bu yüzden mevduata bir faiz öder. Yani parayı mevduat sahibi açısından fiyatlandırır. Sonra o parayı tekrar fiyatlandırır ve kredi olarak isteyenlere kullandırır.

Piyasa faiz seviyesinin asıl belirleyicisidir. Faizler idarî veya siyasî kararlarla belirlenemez. MB’nın aldığı kararlar faizi belirlemek anlamına gelmez, faizlerin seviyesini etkileme teşebbüsü anlamına gelir. Faizlerin ne olacağını nihaî olarak belirleyecek olan piyasa aktörlerinin serbest ve öz-çıkar peşinde koşmakla şekillenen davranışlarıdır.

Finans zincirini okumaya zinciri mevduat sahibinden başlatmak yerine bankaların kredi vermelerinden başlatırsak sistemin nasıl işlediğini anlayamayız. Bankalarla uğraşmak fiiliyatta tasarruf sahipleriyle uğraşmak anlamına gelir. Bankaların verdiği faizi piyasa aktörlerinin kabul edeceği seviyenin altına çekmek, bankaların mevduat kaynaklarını kurutur. Tasarruf sahipleri paralarını bankalarla yatırmaz. O zaman kredi kaynakları azalır. Sonunda krediler daha pahalı hâle gelir. Ekonomi daha fazla zarar görür.

Bütün bunlardan dolayı Erdoğan’ın faiz-enflasyon meselesine bakışının yanlış olduğu ve bu yanlış istikamette atılan adımların, yapılan konuşmaların ekonomik dengeleri bozduğu kanaatindeyim.