.: Atilla Yayla

Evrim: Gelişmenin temeli

Matt Ridley, Rasyonel İyimser: Refah Nasıl Evrilir (Boğaziçi Üniversitesi Yayınları) adlı kitabıyla dikkat çekmiş olan başarılı ve ilginç bir yazar. Ridley önceki yıl da bir başka eserle ses verdi: Her Şeyin Evrimi: Yeni Fikirler Nasıl Doğdu. Adının da anlattığı üzere, bu kitap evrim teorisini (biyoloji dışı) beşerî dünyaya başarılı biçimde uyguluyor.

Ridley’in tezi özetle şöyle: Kültürlerin, teknolojinin, bilimin gelişiminde — biyolojik genlerin evrimine benzer — bir evrim var. Hiçbir şey bir anda ortaya çıkmıyor. Ademi merkezî bir evrim süreciyle doğuyor.

Ridley’e göre dünyanın-insanlığın ilerlemesi icatla (inovasyon), icat ise mevcut fikirlerin tekrar tekrar yeni bileşimlere tâbi tutulmasıyla ortaya çıkıyor. Aynen genlerde bir evrim sürecinin işlemesine, genlerin seçilmesine ve çevre şartlarına cevap vermek için gelişmesine (biyolojik evrim) benzer şekilde, icat toplumları etkiliyor ve değiştiriyor.

Darwin’e atfedilen evrim teorisi şimdiye kadar insanların geliştirdiği en ilginç fikirlerden biri. Her biyolojik organizma kendiliğinden ve bir hedefi olmaksızın gelişmiş. İnsan toplumlarındaki iyi işleyen kurumlar ve kullanılan teknoloji de, yukardan empoze edilen bir plana bağlı olmaksızın, aşağıdan yukarı oluştu. Evrim her yerde olduğu gibi insan toplumlarında da parçalı ve tedricî. Toplumlar asla büyük sıçramalarla değişmez. Özel tarihlerine bakıldığında her değişimin adım adım ilerleyen bir süreç içinde oluştuğu görülür. Bu süreçte deneme ve yanılmalar çoktur. Bunun pek çok örneği var. Biri uçakların gelişmesi. Uçak endüstrisinin ilk yıllarında kuyruğun ve kanatların nasıl tasarlanacağı, kaç kanat olacağı, pervanenin (propeller) önde mi arkada mı olacağı, birçok tecrübeyle sınandı. Bunların bazıları başarılı olurken diğer bazıları işe yaramadı ve unutulup gitti.

Ridley evrim sürecinin sandığımızdan daha çok yerde işlediğini söylüyor. Meselâ müzikte. Bazen müzikte “devrimci”  kişi ve gruplardan bahsedilir. Ama müzik tarihi incelendiğinde “devrimci”lerin daha önceki gelişmelere dayandığı görülüyor. Beatles Elvis Presley’e, Presley Blues ve Rock’a dayanıyor. Bazen iki müzik tipi etkileşime giriyor ve ortaya bir üçüncü tarz çıkıyor. Yazara göre, Tanrı fikrinde bile, kızgın, öfkeli, intikamcı, gayet dünyevî ve çok sayıda tanrı fikrinden tek tanrı fikrine doğru bir evrim var. Siyasî yönetim tarihinde de evrim karşımıza çıkıyor.

Evrim fikrine itiraz etmek zor ve anlamsız olmakla beraber, evrimin temel özelliklerinin iyi öğrenilmesi gerekiyor. Tüm beşerî kurumlar, ilim ve teknoloji bir evrim süreci içinde oluşuyor. Ancak bunlar ne doğal, ne de insanların kasıtlı tasarımının ürünü. 18. asır İskoç Filozofu — sosyolojinin kurucusu — Adam Ferguson’un ifadeleriyle, suni olarak yaratılmadılar, doğal da değiller. İkisi arasında bir yerdeler. İnsan eseri, fakat tasarımlı insan ürünü olmayan şeyler. Ridley bu tür kurumlara iyi bir örnek olarak İngilizceyi veriyor. Ama söyledikleri her dil için geçerli. Bir dil yapılardan (gramer kuralları) oluşur. Hiçbir dilin yapısı hiçbir somut, spesifik beşerî iradenin ürünü değildir. Evrim süreci içinde, ademi merkezî şekilde, pek çok küçük küçük katkıyla, insanın amaçlı tasarımının eseri olmaksızın doğar. Dili geliştiren bir deha veya merkezîleşmiş bir heyet falan yoktur.

Ridley’e göre, beşerî kurumların doğal da sunî de olmadığı, insanın tasarımsız eseri olduğu fikrinin ilk izleri iki bin yıl önce, Romalı şair Lucretius’un De rerum natura (Eşyanın Mahiyetine Dair) adlı şiirinde karşımıza çıkıyor. Democritus’un devamında Lucretius, dönemi için olağanüstü sayılması gereken bir “atom teorisi”ne (dünyanın atomlardan ve boşluklardan oluştuğu fikrine) sahipti. Beşerî kurumların doğal da sunî de olmadığı teorisinde ise önemli bir sıçrama, Adam Smith’in 1759’da yayımlanan The Theory of Moral Sentiments (Ahlâkî Duygular Teorisi) ve 1776’da yayımlanan The Wealth of Nations (Milletlerin Zenginliği) kitaplarıyla geldi.

Önemli bir nokta, toplumun, teknolojinin ve kültürün üstüste binen adımlar yoluyla evrildiğini söylemenin Sosyal Darwinizm olmadığı; tam tersini teşkil ettiği. Sosyal Darwinizm esas itibarıyla bir 19. ve erken 20. yüzyıl fikriydi ve insanlara kiminle evlenip kiminle evlenemeyeceklerini, sterilize edilmelerinin ve hattâ en nihayetinde öldürülmelerinin gerekip gerekmeyeceğini söyleyerek biyolojik evrime yardım etmemizin lüzumlu olduğunu kabul etmekteydi. Ridley’in savunduğu fikir tam tersini söylüyor; esas itibarıyla fikirlerin ölmesini teşvik etmek yoluyla insanların ölmek zorunda kalmamasını sağlamamız gerektiğini ifade ediyor. “Fikirlerin ölmesini teşvik” meselesi de ayrıca üzerinde durmayı hak ediyor…

Serbestiyet, 09.05.2017

Ayrıca bakınız...

Necmettin Yılmaz'a rahmet

Necmettin Yılmaz’a rahmet

Ölüyorum tanrım Bu da oldu işte. Her ölüm erken ölümdür Biliyorum tanrım. Ama, ayrıca, aldığın ...