.: Ünsal Çetin

Et fiyatlarında müdahale kargaşası

Devletin ekonomi politikasındaki sorunlu herhangi bir muhteva kaçınılmaz şekilde ‘yansıma bir soruna’ giden yolu döşüyor. Ülkenin ekonomik meseleleri konuşulur ve tartışılır iken çerçeve paradigma müdahale ve müdahale, başka bir şey değil. Piyasaları serbestleştirme ve devleti geri plana itme asla akla dahi getirilmemesi gereken bir ayıp gibi. Canlı hayvan ve karkas et piyasasındaki müdahaleler rüzgârı buna en güncel örneği teşkil ediyor.

Basında yer alan haberlere göre kırmızı et fiyatları Ağustos 2014–Ağustos 2015 arasında % 28 civarında bir artış kaydetmişti. Sadece son iki ayda ise % 35 arttı. Bu yükselişin görünürdeki ve ilk nedeni mevcut hayvan sayısının et talebini karşılayamaması. Her ne kadar Tarım Bakanlığı yeterli sayda hayvan var diye gülünç bir açıklama yapmış olsa da, talebin arza nispetle çok daha fazla olduğu aşikâr. Ve elbette, devletin böylesine popülizm konusu hâline gelmiş bir maldaki bu kadar yüksek bir fiyat artışına seyirci kalması pek mümkün değil.

5 Ağustos 2015 itibariyle Et ve Süt Kurumu (ESK) yeni bir müdahale düğmesine bastı ve başlangıç için 3.200 tonluk karkas et ithalatını başlattı. ESK Genel Müdürü Kasım Piral’ın yaptığı açıklama bir liberal iktisatçıyı gülümsetebilecek cinsten. “Sonbaharda [2015] canlı hayvanların da piyasaya girmesiyle hedefimiz et fiyatının 23,5 TL’ye inmesi. Şu anda maliyete göre % 10’luk bir balon var… Amaç müdahale kurumunun varlığını ortaya koymaktı. Piyasaya önümüzdeki süreçte daha büyük alımla müdahale edeceğiz.” (Sabah websitesi 06.08.2015). Merak etmemek mümkün değil! Acaba devlet canlı hayvan ve et piyasasına ne zaman müdahale etmedi ki ve maliyetin üzerindeki % 10’luk bir kâr marjı nasıl olur da fazla görülebilir? Ya da maliyet üzerindeki her kâr marjı, isterse % 2 olsun, gereksiz ve gayrimeşru bir balon mudur?

ESK’nın sektördeki konumu ile devam etmemizde fayda var. Tahmin edilebileceği gibi, ESK sektörde haksız rekabet avantajları ile çalışan ve fiyat sisteminin koordine edici yeteneğini bir hayli körelten bir kurum. Hükümet, et fiyatlarını düşürme amacının bir parçası olarak, 2015 Ağustos ayı itibariyle ESK’ya canlı hayvan ve karkas eti sıfır gümrükle ithal etme yetkisi vermiş durumda (Yeni Şafak, 15.08.2015). Bu sıfır gümrükle ithalat avantajı özel sektör için geçerli değil. Çünkü biliyorsunuz ki, ithalat kötüdür, devlet ithalat yapıncaya kadar. Devletin elinin dokunması kötü olan şeyi birden bire iyiye çevirir. Müdahale bir illüzyondur aynı zamanda. Özel sektörün yapacağı ithalat arz artışına ve fiyat düşüşüne hizmet etmeyecekmiş gibi düşünülür. Dikkat ederseniz, bu sadece düşünülebilir. Bu düşüncenin gerçek hayatta bir karşılığı olmadığı için.

Bu son ithalat yetkilendirmesinin sonucunda ESK mağazalarında satışa sunduğu et fiyatlarında 10 Ağustos 2015’ten itibaren % 5’lik bir indirim yaptı. “Piyasa fiyatlarına oranla % 23 daha ucuz satış yapan ESK mağazalarında, yeni indirimli fiyatlarla birlikte, kıyma, kuşbaşı gibi parça dana etleri % 27 daha ucuza tüketiciye ulaştıracak.” (Yeni Söz, 09.08.2015). Son indirim öncesi zaten % 23 daha ucuza satış yapabilen bir kurum ESK. Fakat mağazalarından birine girdiğinizde, düşük fiyatların getirdiği yüksek talep nedeniyle, çoğu zaman vitrinlerinin boş olduğunu görürsünüz. Müdahale edilmiş markette düşük fiyat ve kıtlık birlikteliği hiç de şaşırtıcı değil. Elbette bu durum aslında ESK’nın sektörel rekabetin bayağı ağır aksak olmasındaki sorumluluğunun bir sonucu.

Bununla birlikte, ESK’nın bürokratik bir kurum olarak bizzat tüketicinin aleyhine hareket ettiği durumları da kayda geçirmemiz gerekiyor. “Erzurum’da ilginç bir olay yaşandı. Casim Aras isimli küçükbaş hayvan üreticisi iddiaya göre dün Erzurum ESK mezbahasına giderek 3 bin koyununu kilosu karkas ağırlık olarak 18 TL’den kestirmek istedi. Ancak Et ve Süt Kurumu alım işleri müdürü ve şefi bu talebi Hollanda’dan kilosu 22 TL’den büyükbaş hayvan ithal edildiğini belirterek geri çevirdi. Aras, ‘Ben ESK idari heyetine geldim, 3 bin tane koyunu 18 TL’den kestireceğimi söyledim. Yetkililer de, ‘Biz Hollandalı bir firma ile kilosu 22 TL’den sözleşme yapmışız’ dediler’… diye konuştu…, 3 bin koyun besleyen ancak besideki hayvanlarını kestiremeyen Ahmet Yeşil isimli besici de, ‘Devletin kombinasına koyunlarımı kestirmek için gittim. ‘Şu an için ihtiyacımız yok, kesemeyiz’ dediler’… diye konuştu.” (Zaman, 08.08.2015).

ESK ihtiyacının olmadığı söylemiş ama vatandaşın anlaşılan bayağı ihtiyacı var. Arzı artıracak ve daha ucuza satış yapılmasını sağlayacak iş tekliflerini geri çevirmek ilginç ötesi bir durum. Size Sosyalist Hesaplama Tartışması denen şeyin artık önemsiz ve gündem dışı olduğunu söyleyen birisi olursa dikkate almayın.

Gelelim meselenin ESK dışındaki boyutlarına. Canlı hayvan ve et piyasası özelindeki ithalat rejimi tam bir değişkenliğe gömülmüş durumda. Devlet önce canlı hayvan ve karkas et ithalatını yasaklamaya çalışıyor. Sonra ithalatı kota ile sınırlamayı tercih ediyor, elbette bu kota içinde ESK’ya yine özel bir pay tahsis ederek. Yerli besicinin/tacirin yapacağı ithalatı özel şartlara tabi kılıyor; Önce elinde belgesi olanlara elindeki hayvan sayısı kadar ithalat izni veriyor. Sonra ‘yok olmadı’ deyip, üretim kapasitesi kadar ithalat izni veriyor. Sonra ‘yok bu da olmadı’ deyip 2015 Ağustos ayı içinde canlı hayvan ithalatındaki şartlı izinlerin tümünü iptal ediyor. Tabii ki, karkas et ithalatında % 43, canlı hayvan ithalatında ise % 15 gümrük vergisi oranları ile. Oranlar neredeyse ithalatı yasaklayıcı seviyelerde. Bu politika sonucunda, 2011’de yapılan 1 milyar $’lık canlı hayvan ve 514 milyon $’lık karkas et ithalatı, aynı sıra ile, 2012’de 852 milyon $ ve 97 milyon $’a, 2013’te 346 milyon $ ve 25 milyon $’a, 2014’te 140 milyon $ ve 6 milyon $’a ve 2015’in ilk beş ayında 67 milyon $ ve 1 milyon $’a gerilemiş durumda (Dünya, 28.07.2015). Canlı hayvan ve et arzındaki kısıtlayıcı politika ortada. Dolayısıyla, son bir buçuk yıldaki hızlı fiyat yükselişinin başat nedenlerinden birisi söz konusu ithalat rejimi demek hiç de yanlış değil. Diğer önemli bir neden süt üretiminin teşvik edilmesidir. Bu teşvik nedeniyle, süt ineği sayısının artışı kırmızı et üretiminin düşmesi yönünde bir tesire sahip oluyor. Yani sübvanse edilmiş düşük fiyatlardan süt tüketmenin bir maliyeti olarak pahalı kırmızı et yiyoruz.

Fakat benim daha ziyade üstünde durmak istediğim soru şu; Nedir ithalatı özellikle bu kadar sakıncalı kılan? Anlaşılan o ki, ithalatı serbest ve gümrük vergisiz bırakmamız durumunda kırmızı et fiyatları önemli oranlarda daha düşük olacak. Düşük ve dar gelirli aileler daha fazla bu temel besin maddesinden tüketebilecek. Ayrıca, hane halkının cebinde kalan, düşük fiyatların mümkün kıldığı harcanmamış para bakiyeleri onların diğer daha acil ve önemli ihtiyaçları için kullanılabilir olacak. Hane halkının satın alım gücü artacak. Bunda kötü olan ne, amaç da bu değil miydi zaten veya amaç bu olmamalı mı? Neden milyonlarca kişinin kazancında ve refahındaki bu iyileşme çok daha az sayıdaki yerli besicinin korunması için harcansın? Neden bir çıkar grubunun oyunu kurallarına göre oynamamasının sağlanması için bizim cebimiz yanmalı? Dışımızdaki dünyada kırmızı eti bizden çok daha ucuza üretenler var iken, ithalatı tamamen yasaklayıp, yerli besicinin pahalı etini devlet sübvansiyonu ile ucuza tüketmemiz kendimizi kandırmamız anlamına gelir. Sübvanse edenin harcamaları biz tüketicilerin kullandığı diğer mal ve hizmetlerin fiyatları içine gömülmüş çok ufak damlalar halinde yine bizim cebimizden çıkmıyor mu? Bu tam olarak bir ‘yoğunlaşmış çıkarlar–dağınık maliyetler’ (concentrated benefits–diffused costs) durumdur. Eti ucuza yiyeceğiz ama benzine rekor fiyatlar ödeyeceğiz. Tanıdık geliyor mu?

İthalata karşı ayakta duramayan yerli besici neden bedeli ne olursa olsun mutlaka iflastan korunmalı? Dışımızdaki piyasalarda kırmızı eti bizden daha ucuza üretenler olduğu sürece, elimizdeki kıt kaynakları verimsiz çalışan bir sektöre kullandırmamız kaynak israfıdır. İthalatın serbest bırakılmasının ardından korunmayan sektörde serbest kalan kaynaklar değeri daha yüksek bir çıktının üretiminde kullanılır. Müdahale edilmemiş bir piyasa yerli besicilikte kullanılan fonları daha verimli kullanımlara yönlendirerek üretkenliği ve refahımızı artıracaktır. Bu liberal politikadan ülkemiz bir şey kaybetmez, aksine çok şey kazanır. Bize iki de bir yurt içinde pahalıya ürettiğimiz malı yurt dışından daha ucuza almamızın büyük maliyetlerinden bahsedenler kendi korumacı politikalarının düşük ve orta gelirliler üstündeki reel maliyetleri adeta hiç yokmuş gibi düşünüp konuşmaktadırlar.

Elbette bu devlet müdahaleleri döngüsü bitmek bilmiyor. Müdahalenin kendi başarısızlığına cevap daha fazla ve yeni müdahale ile veriliyor. Son iki ayda fiyatların % 35 artması önceki devlet müdahalelerinin başarısızlığına bir türlü işaret edemiyor. Daha önceki müdahalelerin ucuz et vaatleri hiç hatırlanmıyor. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanımız Faruk Çelik ilginç bir açıklama yapmış. Tavan fiyat uygulamasının fiyatları % 10–15 aşağıya çekeceğini söyleyen Bakan, “… şuandaki çalışmalarının fiyatlara müdahale etmek anlamına gelmediğini belirterek, Türkiye’deki üretimin sürdürülebilirliğinden ve artışından yana olduklarını” bildirmiş (Yeni Yüzyıl, 10.02.2016). Evet bu bir ‘müdahale’ olmamalı, ‘çalışma’ olmalı ki, gelecek başarısızlık müdahale edilmemiş piyasa ekonomisine, hain spekülatörlere ait olsun. Hiç kimsenin aklına devlet müdahalesi gelmemeli!

Yüksek kırmızı et fiyatlarının asıl ve arkada yatan nedeni devlet müdahaleleridir. Devletin geriye çekildiği ve fiyatların bize gerçekleri anlattığı bir sistem hepimizin çıkarınadır.

[Daha önce 31.08.2015 tarihinde Yeni Söz gazetesinde yayınlanan aynı başlıklı yazımın gözden geçirilmiş ve güncellenmiş halidir.]