.: Atilla Yayla

“Esra Erol’da” evlenemeyecek miyiz?

İnsan toplumları, mensuplarının davranışlarını regüle etmek mecburiyetindedir. Bu yapılmazsa toplumsal hayat mümkün olmaz. Toplumsal düzen diye algıladığımız şey aslında bir beşerî regülasyonlar bütünüdür.

Bu regülasyonları hukuk ve ahlâk kuralları ile yaparız. Ahlâk ve hukuk birbirinden tamamen ayrı değildir. Bazı ahlâk kuralları hukuk kuralları olarak da hayatımızda yer alır. Meselâ insanları öldürmek, bireylerin vücut bütünlüklerine zarar vermek, maliklerin sahibi oldukları malları onların rızası hilâfına — zorla veya aldatmayla- onlardan almak, hem ahlâken kınanır hem de hukuken yasaklanır.

Ahlâk da hukuk da bir dereceye kadar izafidir. İnsanların doğasına ve insanî hayatın eko-sistemine bağlı olarak kısmen değişir. Dolayısıyla, hem tarih hem de içinde yaşadığımız an bizi bir ahlâk çoğulluğuyla karşı karşıya bırakır. Bununla beraber, tüm ahlâk kodlarında ortak noktalar bulunduğu da kolayca tespit edilebilir. Bir anlamda, ahlâkın her yer ve zamanda — her ahlâk sisteminde — karşımıza çıkan bir özü bulunduğu söylenebilir. Ancak bu öz hiçbir ahlâk sisteminin tüm alanını kapsamaz. Buna “ahlâkın minimum ortak alanı” diyebiliriz. Tüm ahlâk sistemlerinin geri kalan kısmı, zamana, zemine ve şartlara bağlı olarak şekillenir.

Hukuk gibi ahlâkın da bir banisi yoktur ve ahlâk tek bir kaynaktan sadır olmaz. Kendi hâline bırakılan her geniş toplumda ahlâk çoğulluğu tecelli eder. Bu durumda, birine ahlâklı görünen bir şey diğerinin nezdinde ahlâka aykırı olabilir. Bugün ahlâka aykırı sayılan bir şey yarın ahlâka uygun, ahlâklı uygun sayılan bir şey yarın ahlâka aykırı sayılır duruma gelebilir. Özgür bir toplumda ahlâk çoğulluğu kendiliğinden doğar ve yaşar. Bu çoğulluk beşerin yaşama ve sorun çözme kabiliyetini takviye eder.

Ahlâkı devlet yaratmadığı için, hukukla çakışan alanı dışında devleti ahlâk bekçisi olmaya çağırmak yanlıştır. Zira bu, ahlâkî çoğulluğu boğar ve devletin tercih ettiği ahlâk kodunu diğer ahlâk kodlarına hâkim kılma çabalarına yol açar. Bunun bir diğer anlamı, vatandaşların bir kesiminin diğer kesimlerine yeğlenmesi, başka bir deyişle devletin vatandaş kitleleri arasında negatif ve pozitif ayrımcılık yapmasıdır.

Evlilik programlarını — hassaten Esra Erol’un programını — yıllardır vakit buldukça seyretmekteyim. Bu programlardan çok şey öğrendim. Kadınların ve erkeklerin evlilik müessesine bakışı, müstakbel çiftlerin birbirlerinden beklentileri, insanların potansiyel eşte aradıkları özelliklerin yaşa bağlı olarak nasıl değiştiği, kadınların erkeklere nispetle ne ölçüde ve nasıl daha sofistike olduğu, bunların başlıcaları arasında. Biliyoruz ki milyonlarca insan bu programları seyrediyor. Bunu bilen televizyon kanalları bu tür programlara yer veriyor.

Bir süredir evlenme programlarının yasaklanacağı konuşuluyordu. Nihayet son OHAL kararnamelerinden biriyle evlilik programlarına engel getirildi.

Yasak kararı iki düzeyde tartışılabilir.

İlki, bu programların yasaklanmasının doğru olup olmadığı. Haklarında epeyce şikâyet olmasına rağmen programı yasaklamak yanlış. Bu programları seyredenler silah zoruyla bunu yapmıyor. Serbest iradeleriyle seyretme yönünde bir tercihte bulunuyor. İstemiyorlarsa televizyonlarının kumandasını kullanarak saniyeler içinde bu programlardan kurtulmaları, hattâ onları tamamen hayatlarından çıkartmaları mümkün. Devletin burada paternalist bir tavrı benimsemesi hatâlı ve gereksiz. Programların topluma zarar verdiği iddiaları da çok soyut. Ben bu programlardan dolayı yaşanan bir problemi ne gördüm ne de duydum. Tersine, programların kimi açılardan yararlı olabileceğini düşünüyorum. Bazılarının bu programlarda ahlâka aykırı yönler bulması onları bağlar. Böylelerinin şahsî ahlâk tercihlerini herkesin tercihi olarak görmek istemelerini anlarım. Ama bunun devlet eliyle kotarılmak istenmesini, başlı başına ahlâka aykırı bir tavır olarak görmeye meyilliyim.

En az ilki kadar önemli olan ikinci tartışma konusu da bu yasağın bir OHAL KHK’si ile getirilmesi. OHAL başta FETÖ olmak üzere terör örgütleriyle mücadele için ilân edildi. KHK’ların hukuk ve hakkaniyet gereği olarak bu çerçevede kalması lâzım. Evlilik programlarının terörle doğrudan veya dolaylı hiçbir ilişkisi bulunmadığına göre, bu programlara yasak getirmekle amacın dışına taşılmış oluyor. Bunun FETÖ ile mücadelede meşruiyete ve ahlâkî üstünlüğe de zarar vereceği açık.

Devlet paternalizminin topluma vereceği zarar, bu tür programların verebileceği zarardan kesinlikle daha fazladır. Bırakın, insanlar istiyorlarsa “Esra Erol’da” evlensinler; dileyenler de ekranları başında evliliğe giden sürece şahit ve gözlemci olsunlar. Bundan hoşlanmayanlar ise reşit vatandaşlar olarak kendi hür iradeleriyle bu programlardan uzak kalsınlar ve televizyon başında başka şeyler izleyerek vakit geçirsinler.

Serbestiyet, 02.05.2017

Ayrıca bakınız...

Maliyecinin aşkı

Maliyecinin aşkı

Halk içinde bazı mesleklerin mensupları için “onlarla da olmaz, onlarsız da olmaz” mealinde sözler sarf ...