.: Orhan Gafarlı

Eski Sovyet coğrafyasında DAEŞ varlığı

28 Haziran günü, 44 kişinin ölümüne sebep olan Atatürk Havalimanı’nda terör eylemi gerçekleştiren üç kişinin yabancı uyruklu olduğu resmi kaynaklarca açıklandı. Saldırganlardan biri Dağıstanlı Vadim Osmanov. İkinci saldırganın Rus pasaportlu Rakim Bulgarov olduğu yönünde açıklamalar var. Şüpheler diğer iki kişinin Özbekistan ve Kırgızistan kökenli olduğu yönünde. Bu bilgiler kesin olmasa da şaşırtıcı da değil çünkü eski Sovyet coğrafyasında, Orta Asya’da DAEŞ’e (IŞİD) yakın duran sempatizanların, örgütlerin sayısı az değil.

Eski Sovyet ülkeleri içinde bulunan Müslüman nüfusu olan Azerbaycan, Özbekistan, Kazakistan, Türkmenistan, Kırgızistan, Tacikistan ‘a ek olarak sadece Rusya’nın toplam 144 milyonluk nüfusunun 20 milyonu Müslüman. Bu nedenle de bu ülkeler Orta Doğu’da yaşanan siyasi ve sosyal süreçlerden ciddi şekilde etkileniyorlar.

2010’da Orta Doğu’da başlayan Arap Baharı’nın ilerleyen süreçte Rus Baharı’na dönüşerek Orta Asya ve Kafkasya’ya yayılma ihtimali eski Sovyet coğrafyasında mevcut rejimler açısından bir tehdit olarak görüldü. Bununla birlikte Suriye’de Arap Baharı sürecinin kırılması, dini radikalizmin gelişerek etkinlik alanını arttırması, eski Sovyet coğrafyasından savaşçı grupların Suriye ve Irak’a akışı, hâlihazırda yaşanan çok boyutlu güvenlik sorunlarının artarak devam etmesine neden oldu.

New York merkezli The Soufan Group Strateji Araştırma Merkezi’nce yürütülen çalışmalardan elde edilen verilere göre, 2015 yılında Suriye ve Irak’taki Nusra Cephesi ve DAEŞ saflarına, eski Sovyet ülkelerinden yaklaşık 4 bin 700 kişi katılmış. Yine aynı kaynağa göre, 2015’te 100 ülkeden 30 bin savaşçının Suriye ve Irak’ta DAEŞ’e katıldığı tahmin ediliyor. Sadece Rusya’dan katılan cihatçıların sayısının 2 bin 400 kişi. Bunların büyük kısmını Kuzey Kafkasya kökenli savaşçılar oluşturuyor. Resmi veriler de bu rakamlara yönelik bir fikir veriyor. Aralık 2015’te sadece Rusya’da Suriye ve Irak’taki savaşçı gruplara katıldığı için hakkında soruşturma açılan kişi sayısı 889.

DAEŞ saflarına eski Sovyet coğrafyasından katılan savaşçılar, bu bölgelerde faaliyette olan Kafkasya Emirliği ve Horasan Vilayet örgütleri ile bağlantılı. Bu bilgiyi Rus yetkililer açıkladı.

Kafkasya Emirliği Örgütü

Kafkasya Emirliği aslen 2007’de Kuzey Kafkasya’da savaşçı gruplar tarafından Dokko Umarov liderliğinde kuruldu. Kafkasya Emirliği Örgütü Dağıstan, Çeçenistan, Kabardino Balkarya, Karaçay-Çerkesya ve İnguşetya vilayetlerine mensup olan savaşçı elemanlardan oluşuyor.

Gençlerin Kafkasya Emirliği’ne katılımı, aktif ve pasif olmak üzere, iki farklı şekilde gerçekleşiyor. Aktif şekilde Emirliğe katılan ve Kuzey Kafkasya dağlarındaki kamplarda eğitilen cihatçıların sayısı, bölgede çalışan ancak güvenlik kaygısıyla adlarının paylaşılmasını istemeyen yerel araştırmacılara göre, 2015’te yaklaşık bin kişiye düşmüş. Bununla birlikte, dağlara çıkmayan ama kentlerde propaganda yapan ve Emirliğe biat etmiş, pasif konumda 2 bine yakın insan var.

Kafkasya Emirliği ilk dönemlerde El-Kaide’ye bağlıydı. Dolasıyla DAEŞ liderine biat etmiyorlardı. Suriye’deki iç çatışmaların başladığı ilk günlerde, örgüte bağlı cihatçılar El Kaide ideolojisini paylaşan gruplara destek verdi.

Ancak Dokko Umarov’un 2014’te ölümünün ardından, örgüt içinde dağılmalar başladı. İlk olarak Dağıstan Vilayeti lideri Ebu Muhammet’in DAEŞ’e biat etmesinden sonra Kafkasya Emirliği içinde parçalanmalar ortaya çıktı. Yeni seçilen Kafkasya Emiri Aliaskhab Kebekov, DAEŞ lideri Bağdadi’ye biat edenleri örgütten uzaklaştırmaya çalıştı. Ancak Kebekov kısa bir süre sonra öldürüldü. Emirliğe bağlı olan cihatçılar da Amir Hamzat liderliğinde DAEŞ’e bağlılıklarını ilan ettiler. Bağdadi’nin sözcüsü Ebu Muhammet El Adnan, Kafkasya Emirliği örgütünün lideri olarak Emir Ebu Muhammed Kadari (Rüstem Asilderov) ismini açıkladı.

Azerbaycan ve Gürcistan’daki savaşçı gruplar da Kafkasya Emirliği örgütünün Dağıstan Vilayeti’ne bağlılıklarını açıkladılar.

1999-2000 arasında devam eden İkinci Çeçenistan Savaşı’nda, savaşçı gruplar Gürcistan’ın Pankisi Vadisi’nde kamplar oluşturmuşlardı. Bu kamplar daha sonra kapanmış olsa da zamanla yerli ahali içinde radikal gruplar ortaya çıkmıştı. Suriye’de, Gürcü ve Kistin/Çeçen kökenli mücahitlerin El Nusra ve DAEŞ kamplarında yer aldığı ve savaştığı yönünde haberler basında yer aldı. Bu mücahitlerden en ünlüsü  Ebu Ömer el-Şişani daha sonra DAEŞ liderine biat etti.

Suriye ve Irak’ta başlayan çatışma süresi boyunca Kafkasya’dan 2 binin üzerinde savaşçı Suriye’ye gitti. Kuzey Kafkasya’dan cihatçıların Suriye’ye gidiş sırasında çok ciddi engellerle karşılaşmadıklarını özellikle belirtmekte fayda var. Zira Rus güvenlik güçleri için ciddi bir tehdit oluşturan bu cihatçılar böylelikle sınırlarından çıkmış oluyor. Ama Ruslar için daha da önemlisi, bu savaşçıların geri dönüşlerinin kontrol edilmesi veya tamamen engellenmesi. Rusya bu amacına da ulaşıyor görünüyor. Uluslararası Kriz Grubu’nun 2015 yılı raporuna göre, Kuzey Kafkasya’dan Suriye’ye giden cihatçıların geri dönüş oranı ise yüzde 15.

Horasan Vilayeti Örgütü

Orta Asya ülkelerinde ise savaşçı pek çok grup var. Özbekistan İslam Hareketi, İslami Cihatçılar Grubu gibi örgütler DAEŞ lideri Ebu Bekir Bağdadi’ye biat ettiler ve DAEŞ yanlılarının Afganistan ve Pakistan’da kurduğu Horasan Emirliği’ne katıldılar. Orta Asya, Doğu Türkistan Uygur Bölgesi, Afganistan, Pakistan bölgelerinden ve İran Türklerinin de dâhil olduğu savaşçılar, Suriye ve Irak’ta devam eden savaşa fiilen katıldılar ve katılıyorlar.

Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve Tacikistan’dan Suriye ve Irak’taki çatışmalara katılanlarla ilgili bilgiler ise farklılık gösteriyor. Batı kaynaklı bilgelere göre, 2 bin 46 savaşçının, yerel kaynaklara göre ise yaklaşık 4 bin savaşçının DAEŞ’e katıldığı iddia ediliyor.

2016’da eski Sovyet bölgesinden Suriye’de DAEŞ ve El Nusra’ya katılan savaşçı sayısının 6 bine yaklaştığı ve Orta Asya’daki savaşçı grupların Suriye’deki DAEŞ ve Al Nusra’ya (El Kaide yakınlığıyla bilinen gruplara) Türkiye üzerinden katıldıkları iddia ediliyor.

Rusya DAEŞ’le mücadele için ne yapıyor?

Bu coğrafyada neden radikal örgütlere bu denli büyük bir insan kaynağı sunuyor?

Bugün bu bölgeden Orta Doğu’ya yönelik savaşçı akınını, 1990’larda eski Sovyet coğrafyasına dini radikalizmin propagandası için gelen Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Suriye ve Irak uyruklu kişilerin bıraktığı etkiyle açıklamak mümkün.

Peki bu coğrafyalarda hâlâ etkin olan Rusya kendisi için de bir tehdit olan dini radikalizmdendoğan terörle nasıl mücadele ediyor?

Rusya’nın bu konudaki stratejisinin iki yönü var. Birincisi, Orta Asya ve Güney Kafkasya devletleri ile birlikte terör tehlikesine karşı ortak mücadele etmek. İkincisi ise Suriye ve Irak’ta ortaya çıkan DAEŞ ve diğer radikal selefi muhalif gruplara karşı Orta Doğu ülkelerinin yönetimleriyle işbirliğini kurmak, geliştirmek ve bu yolla mezkûr gruplarla mücadele etmek.

Rusya bu amaçla eski Sovyet coğrafyası ile iki şekilde işbirliği yapıyor. Öncelikle ikili ilişkiler düzeyinde istihbarat paylaşımı, ikili operasyonlar ve uluslararası güvenlik örgütü olan Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (KGAÖ) üyeleri ile ortak askeri operasyonları devreye sokuyor.

KGAÖ’ye üye ülkelerin uluslararası terörizme karşı mücadele için kurdukları en önemli işbirliği platformu ise “Ortak Acil Müdahale Gücü”. Bu kurum 14 Eylül 2012’den beri Orta Asya’da Tacikistan ve Afganistan sınırında, Kırgızistan’ın Fergana Vadisi kısmında ve Kuzey Kafkasya’da operasyonlar düzenliyor.

DAEŞ neden yabancı uyrukluları kullandı?

28 Haziran 2016 günü Atatürk Havalimanı’nda terör eylemi yapan kişilerin Dağıstan, Özbekistan ve Kırgızistan kökenli olması, DAEŞ’in Türkiye stratejisinde de değişiklik yaptığı sinyalini veriyor.

Suriye’den Türkiye’ye terör eylemi gerçekleştirmek için gelen Arap uyruklu kişilerin dikkat çekmesi ve Türk güvenlik güçleri tarafından yakalanmasından dolayı DAEŞ’in Türkiye’de daha önceki bazı operasyon girişimleri başarısızlıkla sonuçlandı. İçişleri Bakanı Efkan Ala şubat sonu, sadece yılbaşından sonraki iki ayda 18 canlı bomba saldırısının önlendiğini açıkladı. Bundan dolayı DAEŞ Türkiye açısından henüz tehdit algısı oluşmamış kişileri kullanmak ve elbette bu coğrafyadan çok büyük bir insan kaynağına da sahip olduğu için Türk Cumhuriyetleri üzerinden operasyon yapma stratejisine yöneldi.

Bu bölgeden gelen örgüt üyelerinin dikkat çekmemesi, Özbekistan, Türkmenistan ve Kırgızistan’la Türkiye arasında istihbarat paylaşımının zayıf olması ihtimali veya bu ülkelerin DAEŞ’le başarılı mücadele yapamaması sebebiyle, DAEŞ Orta Asya kökenli savaşçılar üzerinden terör eylemi gerçekleştirme stratejisini benimsiyor.

Bu noktada vurgulanması gereken başka bir husus da, Orta Asya ve Kafkas kökenli örgüt üyeleri ile birlikte Balkan kökenli savaşçıların kullanılmasının da terör eylemleri gerçekleştirme amacına uygun olmasıdır. Bu nedenle Türkiye’nin DAEŞ’le mücadele ederken, işbirliği platformunu geliştirmesinin yanısıra Orta Asya Cumhuriyetleri ve Rusya ile yakın işbirliği kurmasında da fayda var.

Al Jazeera Türk, 04.07.2016

Ayrıca bakınız...

Kartepe Zirvesi ve FETÖ’yü çözmek

Kartepe Zirvesi ve FETÖ’yü çözmek

Türkiye 15 Temmuz 2016’da sarsıntıları hâlâ devam eden müthiş bir olay yaşadı. Yargı tarafından FETÖ ...