.: Vahap Coşkun

Ergenekon’un maliyeti

Baykal CHP’si, sadece yaşam tarzı üzerinden muhalefet eden ve kendisini diğer partiler karşısında ayrıcalıklı kılan vesayete dayalı müesses nizamı muhafaza etmeye çalışan bir partiydi. Baykal, her sorunu “laiklik”e indirgiyor ve atılan küçük demokratik adımları “rejimin çözülmesi” olarak sunuyordu. Toplumda karşılığı bulunmayan bu politikanın sonucu, CHP’nin son derece sınırlı bir kesime hitap eder bir hale gelmesi, AKP’nin ise siyasal ve toplumsal hayat üzerindeki etkisinin giderek artmasıydı.

CHP’nin her geçen gün demokratik seçimlerde iktidara gelebilme umudunu yitirmesi, bir değişikliği zorunlu kıldı. Baykal’ın koltuğuna oturan Kılıçdaroğlu, halefinden farklı bir politik çizgide yürüdü. Laik(çi)liği temel alan ve korkuların köpürtülmesine dayanan siyaseti bırakan Kılıçdaroğlu; askerlik süresi, başörtüsü, bedelli askerlik, aile sigortası gibi somut sorunlara yöneldi. Baykal’ın terk ettiği ve seçim dönemlerinde dahi uğramadığı Kürt illerine gitti, özeleştiri yaptı, anadil ve özerklik konularında özgürlükçü bir söylemle partisini bölgeye döndürmeye çalıştı. Kılıçdaroğlu ve ekibi, Türkiye’nin sorun alanlarına ilişkin raporlar yayınladı ve toplumun genelinde yaygın olan “CHP yalnızca muhalefet etmeyi bilir, herhangi bir çözüm üretemez” fikrini değiştirmeyi amaçladı.

CHP’deki bu kabuğunu kırma ve geniş toplumsal kesimlere ulaşma gayreti önemliydi; ancak sadece madalyonun bir yüzünü temsil ediyordu. Madalyonun diğer yüzünde Ergenekon vardı. Bir taraftan özgürlükçülüğe vurgu yapan ve dışa açılmaya çalışan CHP, diğer taraftan Mehmet Haberal, Mustafa Balbay ve Sinan Aygün gibi militarist ve ulusalcı görüşleriyle temayüz eden isimlere listelerinde yer veriyordu. CHP, Sezgin Tanrıkulu ve Mehmet Karlı gibi insan hakları ve demokrasi kavramlarıyla konuşan isimleri öne çıkarıyordu ama aynı zamanda “İhanet odakları, döktükleri kanda boğulacaklardır” bildirilerini okuyan Haberal’a “Bizim onurumuzdur” şeklinde iltifatlar yağdırıyor, “Ben Hrant değil Sinan’ım” diyerek azınlıkların tüylerini ürperten Aygün’ü Ankara’nın tepesine yerleştiriyordu.

Bu ikiyüzlü politika, CHP’nin değişim iradesine yönelik şüpheleri yoğunlaştırdı. Her ne kadar CHP sözcüleri, “masumiyet karinesi”nden hareketle Ergenekon sanıklarının aday gösterilmesini haklı kılmaya çalıştılarsa da, bu bir siyasi tercihti ve bu tercihin bir siyasi maliyeti olacaktı. Nitekim oldu da; Ergenekon CHP’ye üç açıdan zarar verdi: Birincisi, Ergenekon adaylarının CHP listelerinde imtiyazlı olarak yer alması, insanların CHP’ye ilişkin şüphelerini ve kafalarındaki soru işaretlerini artırdı. “Yeni” olduğu söylenen CHP’yi kimin temsil ettiği (Tanrıkulu mu yoksa Haberal mı? Karlı mı yoksa Aygün mü?) konusunda insanların kafasını karıştırdı, CHP’nin değişim söyleminin içini boşalttı.

İkincisi, Ergenekon nedeniyle CHP sürekli olarak savunma pozisyonunda kaldı. Başbakan Erdoğan, bunu çok iyi kullandı; bütün toplantılarında CHP’yi “çete” metaforu üzerinden Ergenekon ile vurdu. Başbakan, CHP’nin Ergenekon ile olan irtibatını, bu partinin halka duyduğu güvensizliğin bir işareti ve karanlık odaklarla işbirliğinin bir nişanesi olarak sundu ve bunda başarılı oldu. CHP ise daima bu tercihi savunmak durumunda kaldı ama yaptığı açıklamalar inandırıcı olmaktan ve halkı ikna etmekten uzaktı. Dolayısıyla Ergenekon, CHP üzerinde ağır bir yüke dönüştü.

Üçüncüsü ve en önemlisi, Ergenekon’la ilişkili olma hali CHP’nin toplumun önemli bir kesime ulaşmasını engelledi. CHP, bu seçimde “herkesi yakala” politikasını izledi ama parti vitrinine çıkardığı Ergenekon adayları, bu politikanın başarıya ulaşmasını imkânsız kıldı. Zira o yakalanmaya çalışılan herkesin içinde yer alan Kürtler ve dindarların düşüncesinde Ergenekon, kendilerini yoğun bir biçimde mağdur eden bir zihniyete ve pratiğe tekabül ediyordu. Ergenekon, Kürtlerin zihninde faili meçhul cinayetleri, sokak ortasında yapılan infazları, işkenceleri çağrıştırıyordu. Mütedeyyin kesim için ise Ergenekon demek; fişlenme, hürriyetinden mahrum edilme, sürekli tehdit/düşman olarak görülme ve üniversitenin kapısına konulmak demekti.

Bu denli olumsuz bir algının temsilcilerini Meclis’e taşımak CHP’ye pahalıya patladı. Kürtler ve dindarlar, CHP’nin Ergenekon tercihini ağır bir şekilde cezalandırdılar; nitekim Kürt illerinde ve İç ile Orta Anadolu’da CHP oyları yerlerde süründü. Böylece Ergenekon, CHP’nin yeni bir siyasi merkez inşa etme politikasının -daha yolun başında- büyük yara almasına neden oldu.

Son bir not: CHP yöneticileri “Nerede yanlış yapmıştık?” diye merak ediyorlarsa, onlara seçime bağımsız olarak giren diğer Ergenekon sanıklarının (Doğu Perinçek, Çetin Doğan, Tuncay Özkan) aldıkları oylara bakmalarını salık veririm. Alınan o oylar, Ergenekon’un toplumsal itibarı ve CHP’nin Ergenekon tercihinin isabeti noktasında kendilerine çok şey anlatacaktır.

Zaman-yorum, 20.06.2011