.: Mustafa Erdoğan

Ergenekon ve medya: Biraz dikkat

Türkiye’de medyanın son yıllarda gitgide çoğulculaşmasının yararlarının en iyi gözlenebileceği alanlardan biri, epey bir süredir devam etmekte olan “Ergenekon soruşturması”dır. Ergenekon soruşturması ve onu izleyen davalar serisi karşısında medyanın kabaca ikiye bölündüğü malum. Bir grup medya Ergenekon meselesinde baştan beri kuşkucu bir tutum izliyor. Bu süreçte, başta “adil yargılama” olmak üzere, hukuk devleti ilkelerine riayetin sağlanmasına yönelik olduğu ölçüde bu kuşkuculuğa ihtiyacımız var.

Ne var ki, kuşkucular bazen işi alaycılık ve küçümseme boyutuna vardırıyorlar ki bu dürüst bir tutum olmadığı gibi, Türkiye’nin hayrına da değildir. Hatta bu kesimden bazıları daha da ileri giderek, bu soruşturma ve davaları doğrudan doğruya karalama yolunu seçiyor ve ortada demokrasi için tehdit teşkil eden illegal bir örgütlenme yokmuş gibi davranıyorlar.

Buna karşılık, medyanın bir kanadı da Ergenekon komitacılarının kovuşturulmasını ciddiye alıyor ve kararlılıkla takip ediyor. Medya içinde demokratik hassasiyet gösteren bu gibi grupların varlığı şüphesiz sevindiricidir. Medyadaki çoğulculaşmaya borçlu olduğumuz bu durumun önemini anlamak için, zamanın tek yanlı medyasının mahut “28 Şubat Süreci”nin yol açtığı kötülüklere nasıl katkı yaptığını veya alet olduğunu hatırlamak yeter.

Bununla beraber, medyanın bu kesimi de öyle “sütten çıkmış ak kaşık” değil. Bir kere, genel bir eğilim olarak bu kesim, sivil-demokratik rejim konusunda gösterdiği hassasiyetin aynısını “hukuk devleti” konusunda göstermiyor. Gerçi bu cenah “hukuk devleti ilkeleri”ne tamamen boş verilmesini savunmuyor, ama bu ilkeleri en azından önemsemediği izlenimi veren bir yayın politikası izlediği de açık. Nitekim, bu soruşturmalar boyunca yapılan hukuka uygunluğu kuşkulu kimi işlemlerin, güdülen davanın büyüklüğünün (“demokrasinin kurtarılması”nın) katlanılması gereken bir bedeliymiş gibi algılandığı durumlar var.

İkinci olarak, bu cenahın kimi yayınları, Ergenekon takipçisi medyanın asıl derdinin demokrasinin “kurtarılması” değil de AKP iktidarının konsolidasyonu olduğu izlenim yaratıyor. “Demokrasi”nin AKP iktidarıyla özdeşleştirildiği izlenimi veren kimi haber ve yorumlarda hükümete muhalefet kendi başına suçmuş gibi bir hava yaratılıyor.

Meselâ 3. Ergenekon iddianamesinin mahkemece kabulü üzerine kimi yayın organlarının, bazı sanıkların “hükümete karşı” veya “irticaya karşı” nasıl bir araya geldiklerini, birbirleriyle bu mealde konuşmalar yaptıklarını büyük bir suçu teşhir ediyormuş havasında haberleştirdiklerini gördük. İddianamenin sistematik bütünlüğünden soyutlanmış bu gibi haberlerin, bunları izleyen AKP taraftarlarını hoşnut ettiğine şüphe yok, ama partinin muhaliflerinde “demek ki, Ergenekon soruşturması aslında AKP’ye muhalefeti cezalandırmak amaçlıymış” izlenimi yaratıyor. Bunun asıl Ergenekon kovuşturmasına zarar verdiğinin düşünülememesi anlaşılır gibi değil.

Oysa, demokratik bir rejimin “olmazsa olmaz”larından olan “hükümete muhalefet” etmek ile, hükümeti gayrı meşru yollardan devirmeye çalışmak ve bu çerçevede bir darbeye zemin hazırlamak üzere provokasyonlar yapmak birbirinden büsbütün farklı etkinliklerdir. Ergenekon kovuşturmasını haklı olarak ciddiye alan medya kesimi Türkiye’de demokratik rejimin yerleşmesine gerçekten katkı yapmak istiyorsa, bu noktaya özen göstermesi gerekir.

Bu gereklilik söz konusu soruşturmaları yürüten savcılar ve davalara bakan mahkemeler için ise daha da kesindir. Bu özenin gösterilmemesi halinde, sonuçta uğrayacağımız hayalkırıklığının demokrasiye en az Ergenekon komitacılığı kadar zarar vereceğini artık anlamamız gerekiyor.

Star, 08.08.2009