.: Şenol Kaluç

Ergenekon Kılıçdaroğlu ve AlevÎler

Bazen gerçekler çok yakındır ama onu görecek gözler o gerçeklere karşı duyarsızdır. Ergenekon davası sürecinde Alevilerin rejim etrafında yaşadıkları paradoks bu durumun tam karşılığıdır.

Bir tarafta mızrak çuvala sığmazken; diğer tarafta soluklaşan, içerik değiştiren, DNA’sı değişen bir yapı mevcuttur. Modernizmin getirdiği hızlı değişim ve yıkıcılık geleneksel düşünce dünyasından uzaklaşan Alevileri başka bilinç düzeylerine taşırken, bu farklı bilinç düzeylerinde Alevilik kendini daha çok içi başka şeylerle doldurulmuş bir aidiyet duygusu -Türklük, Kürtlük vb.- olarak göstermektedir. Bu bilinç değişimi anlaşılmadan Alevilerin Ergenekon sürecinde niçin CHP ile aynı safta durduğu anlaşılamaz.

Bugün ani bir değişimle, Ergenekon’un avukatlığını üstlenmiş CHP’nin başına Alevi-Kürt kimliği ile bir ismin gelmesini konjonktürel bir hamle olarak görmek gerekir. Önümüzdeki süreçte Kılıçdaroğlu ya devşirme zihniyeti ile CHP’ye ve statükoya hizmet edecek ya da vesayet rejimine karşı çıkarak daha çok demokrasi talebinde bulunacaktır. Ancak ikinci şıkka yöneldiği takdirde Kılıçdaroğlu’nun tasfiye süreci de başlayacaktır. Geçmişte yaşanan SHP ve CHP ile birleşme sürecinde yaşananlar kaçınılmaz sonu göstermektedir. Kılıçdaroğlu’nun Alevi ve Kürt kökenli olması bir anlam ifade etmemektedir, önemli olan Kılıçdaroğlu’nun bu kimliklerinin ne kadar farkında olup olmadığıdır. Sayın Kılıçdaroğlu şüphesiz durumun farkındadır, ancak bu farkındalığı -Dersim olaylarına bakışta olduğu gibi- devraldığı CHP ile aynı noktada duruyor ise o zaman bu aidiyetlerin hiçbir anlamı olmayacaktır. Bu yazının da ana teması Alevilerdeki sol-Kemalist-Marksist temelin ortaya çıkışının nasıl olduğu konusunda bir tez üretme çabası olacaktır.

Aleviler ulaşım koşullarının zor olduğu çağlarda dış tehditlere karşı daha dayanıklı iken, yirminci yüzyılla birlikte o yıkılmaz sanılan savunma duvarları hızla çöktü. Dış güçler olarak niteleyebileceğimiz devlet ve diğer ideoloji ve inançlar Aleviliği çok hızlı bir şekilde kuşatmaya başladı.

Osmanlı döneminin müzmin muhaliflerinin yeni Cumhuriyet’in müttefiki olup olmayacakları -üst düzey Bektaşilerin açıkça yeni rejimi desteklemesine rağmen- pek de net değildi. Bu nedenle Cumhuriyet, ilk yıllarda Osmanlı’dan devraldığı Sünnileştirme politikasını aynen uygulamaya devam etti. 1924 Köy Kanunu ile Alevi köylerine cami yapılmasının yolunu açtı ve devlet güçlerinin rahat ulaşabildiği noktalarda bu kanun çok sıkı bir şekilde uygulandı. Diğer taraftan mübadele sürecinde Anadolu’nun demografik yapısı değiştirilirken Balkanlar’dan gelen Sünni muhacirler Alevi köylerinin arasına muhtemelen bilinçli bir politika olarak serpiştirildi. Bunun sonucu olarak nüfusunun çok büyük bir kısmı Alevi ve Bektaşi olan Çorum, Yozgat, Tokat, Sivas, Malatya, Teke Yarımadası vb. yerlerde oran tersine döndürüldü. Yine bu süreçte tekke ve zaviyeler hakkında çıkarılan kanunda Alevilerin sandığının aksine daha çok Alevileri hedef aldı. Nitekim kanunda yasaklanan unvanların önemli bir kısmı direkt Alevilik ile ilgili �dedelik, seyitlik, çelebilik, babalık vs.- olanlar idi.

Cumhuriyet rejimi yerleştikçe ve kendine has laiklik anlayışı içerisinde kırsal kesimdeki Aleviler arasından alınan ve devletin yatılı okullarında okutulan çocuklar Aleviliklerinden koparılarak yetiştirildiler. Köy enstitülerinde Kemalist olarak yetiştirilen bu gençlerin çok önemli bir kısmı yeni düzenin yılmaz bekçileri rolüne soyundular. Geldikleri yerin geri kalmışlığını Kemalizm’in ışığı ile aydınlatmaya çalıştılar. Ve bugün Aleviler arasındaki çok güçlü Kemalist damar bu yolla beslendi.

Alevilerdeki diğer bir büyük değişim ise şehirleşme ve okullaşma sürecinde ortaya çıktı. 1950’de iktidara gelen Demokrat Parti, Alevileri büyük bir hayal kırıklığına uğrattı. Özgürleşen Türkiye’de kendilerine yer bulma hayalleri DP tarafından karşılık bulmadı. DP’nin Aleviler karşısındaki ikircikli ve küçümseyici bakışı Alevileri daha radikal çevrelere itekledi. DP’nin devamcısı Adalet Partisi’nin daha İslamcı ve Sünni söylemi tercih etmesi ve 27 Mayıs sonrası gelişen siyasi ortam Alevi gençlerinin ciddi bir sol etki ile karşılaşmasına ve sol çevrelerde kendilerini göstermelerine yol açtı.

SAĞ AYDINLARIN DA İHMALİ VAR…

Sol çok akılcı bir şekilde Türkiye’nin sosyal yapısı içerisinde kendisine doğal bir müttefik olarak gördüğü Alevilerin birtakım temel figürlerine yüklediği yeni anlamlarla bu yakınlaşmayı hızlandırdı. Nazım Hikmet’in Şeyh Bedrettin’i, Börklüce Mustafa’sı, Torlak Kemal’i ve yeniden devrimci bir anlam yüklenen Pir Sultan Abdal’ı ezilen alt sınıftan gelen Alevileri cezbetti. Aleviler dışlanmış hissettikleri Sünni muhafazakar çevreler karşısında kendileri için güvenli gördükleri yeni bir ada bulmuşlardı.

Kemalist sistem başlangıçta Aleviliği tanımayıp Sünnileştirme politikası ile işe başlamış olsa da kendisine tehdit olarak gördüğü yükselen karşı devrim hareketine karşı Aleviliği solun yaptığına benzer bir şekilde ama Sünni-İslam’a karşı bir güç olarak gördü ve kullanma yoluna gitti. İşte bu noktada Kemalizm ve sol fraksiyonlar ortak bir noktada, İslam karşıtı tutumda birleştiler. İkisi de İslam’ı modernleşmenin önündeki bir engel olarak gördüler.

Kemalist-sol tarih anlayışı, inşa ettiği yeni tarih algısı ile Alevilerin Osmanlı yönetimlerine duyduğu antipatiyi Sünniliğe ve oradan da İslam’a karşı bir antipatiye dönüştürdü. Diğer taraftan Aleviliğe hiçbir hak verilmezken sanki Kemalizm Aleviliği özgürleştirmiş gibi davranıldı. Tabii bu yanılgıda sağ-muhafazakâr siyasetçi ve aydınların da büyük ihmali vardı. Hâlbuki laiklik bu ülkede yerleştirilirken Alevilerin özgürleştirilmeleri bir yana Diyanet İşleri Başkanlığı eli ile ülkede tek din, tek mezhep zemini geliştirildi ve tüm kurumlara sindirildi. Devletin Kemalist tarafı bir taraftan Sünniliği şekillendirmeye çalışırken zamanla Alevileri Sünnileştirmek yerine laik bir çizgiye çekmeye yöneldi. Bu projenin ikinci aşaması aleviler üzerinde sol-Marksist çizginin de katkıları ile oldukça başarılı oldu. Hızlı şehirleşmenin yarattığı yıkıcılıkla birleşince geleneksel hayatın yerini iki modern ideoloji Kemalizm ve Marksizm aldı.

Her kuşak değişiminde bu değişim daha da kökleşti. Öyle ki artık pek çok Alevi için sol-Kemalist-Marksist değerler Alevi inancının ötesinde bir değer taşımaya başladı. Alevilik tarihsel ve sosyolojik zemininden koparılarak tamamen ideolojik bir anlam dünyasına taşındı. Ve tarihsel gerçeklerin ortaya çıkması bu şekilde ideolojikleşen Aleviler için bir anlam ifade etmemeye başladı. Bu nedenle başka bir düzlemde yaşanmış olsa idi CHP ile Aleviler arasındaki bağı koparması gereken Dersim Katliamı gibi acı bir gerçek kısa bir şokun ardından tolore edilebildi. Ergenekon sürecinde ortaya dökülen pek çok rezalet yapması gereken etkinin tam tersini yaratmaktadır. Alevilerin ve diğer ezilmişlerin önünü açacak gelişmeler adeta AK Parti nefretinin ve onun temsil ettiği düşünülen yanılsamanın gölgesinde kaybolup gitmektedir.

Danıştay cinayetinde ortaya dökülen tüm rezilliklere rağmen cepheden tek bir tuğlanın bile yere düşmemiş olması bu özünü değiştirme sürecinin ne kadar başarılı olduğunu göstermektedir. Yargıda ya da orduda bir Alevi kliğinin olduğunu ileri sürenlerin öncelikle bu gerçeği bilmesi gerekir. Bu ülkede DNA’sı ile oynanmış bir Alevilik vardır ve bu yerlerdeki isimler oralara Alevi oldukları için değil tam tersine değiştikleri için gelmişlerdir. Yoksa Doğan Bermek’in dediği gibi yargıda bir Alevi ağırlığı olsaydı bu ülkenin mahkemelerinde Alevilere karşı işlenen onca cinayet sümenaltı edilip, göstermelik cezalarla üstü kapatılamazdı.

Alevilerin temel problematiği bugün için artık devlet değildir. Asıl sorun genetik kodları değiştirilmiş Aleviliktir. Bu sorunun çözümü ise sanıldığı kadar kolay olmayacaktır. Bu noktada Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin başına geçmesinden fazlaca ümide kapılmamak gerekir. Kılıçdaroğlu’nun geldiği kodlar yukarıda kısaca izah etmeye çalıştığım kodlara harfi harfine uymaktadır. Ancak biz yine de ümitvar olmak istiyoruz.

Zaman, 06.07.2010