Erdoğan’ın manifestosu, Ak Parti’nin beyannamesi | Hür Fikirler

.: Melik Nazır Esirci

Erdoğan’ın manifestosu, Ak Parti’nin beyannamesi

Bugüne kadar seçim beyannamelerini hiç okumadım. Ne işe yaradığını da bilmem. İçinde yazılanların sıradan vaatler olduğunu düşünürdüm. Siyasetçi için vaat vermek kolay. “Ankara’ya deniz getirmek de, herkese iki anahtar vermek de, her eve açıktan 5000’er lira maaş bağlamak da” vaat olarak verilebilir. Oyu alıp iktidara geldikten sonra, verilen bu vaatlerin tutulup tutulmadığını ise kimse takip etmez. İnsanlar genelde bu vaatlere inanmadıkları için de çok kulak asmaz.

Ama bu sefer farklı bir durum var. Türkiye’de yönetim sistemi değişiyor ve bu seçim, yeni sistem yolundaki ilk seçim. Bu seçim yolunda verilen vaatler de ikiye ayrılıyor. Birincisi Cumhurbaşkanı adaylarının vereceği vaatler, ikincisi partilerin vereceği vaatler. Gerçi vaatler genelde vatandaşın pratik ihtiyaçlarına yönelik olarak verildiği için ve pratik ihtiyacı karşılayacak olan da “yürütme” olduğu için, partilerin bu tür pratik ihtiyaçlara yönelik vaat vermesinin hem bir anlamı yok, hem de boş vaatler olarak kalması kaçınılmaz.

Şu an itibariyle seçime giren partiler ve Cumhurbaşkanı adayları açısından 4 farklı durum sözkonusu. Birincisi Ak Parti, İyi Parti, Vatan Partisi ve Saadet Partisinin bulunduğu pozisyon. Bu partilerin hem liderleri Cumhurbaşkanlığı için (yürütme) hem de partileri meclis için (yasama) yarışıyorlar. İkinci pozisyonda Cumhuriyet Halk Partisi’ni görüyoruz. Bu partinin lideri yerine bir üyesi Cumhurbaşkanlığı için (yürütme), lideri ve partisi meclis için (yasama) yarışa giriyor. Üçüncü pozisyondaki partiler ise Milliyetçi Hareket Partisi ve Hüda Par. Bu partilerin liderleri Cumhurbaşkanlığı için (yürütme) yarışmak yerine bir başka adayı  (Tayyip Erdoğan) destekliyorlar ama meclis yarışına (yasama) parti olarak katılıyorlar. Dördüncü pozisyonda da Halkların Demokrasi Partisi bulunuyor. Bu partinin eski genel başkanı Cumhurbaşkanlığı (yürütme) için yarışıyor, mevcut eş Genel Başkanları ise partisiyle birlikte meclis için (yasama) yarıştalar.

Seçim beyannameleri açısından baktığımızda ise, Ak Parti, İyi Parti, Saadet Partisi ve Vatan Partisi, seçim beyannamelerini, hem yürütme hem de yasama için verdikleri vaatleri liderlerinin ağzından kamuoyuna duyurdular. CHP’de ise hem Cumhurbaşkanı adayları bir manifesto sundu, hem de liderleri partinin vaatlerinden oluşan beyannameyi okudu. MHP ise Cumhurbaşkanı adayı çıkarmadığı halde seçim beyannamesi açıkladı. HDP’nin beyannamesini ise, (tutuklu olduğu için) adayları değil, eş genel başkanlar sundu.

Baştan söylediğim gibi, icracı kısmın vaatleriyle kanun yapıcı kısmın vaatleri birbirine karıştı. İlk gruptaki partilerin beyannamelerini liderleri okuduğu için, onları yürütmenin de vaatleri olarak kabul edelim. HDP’yi de adayları özgür olmadığı için mazeretli olarak kabul edelim. Peki CHP ile MHP’nin vaatlerini, sadece yasama alanına özgü kalmadıkları, yürütmenin alanına yönelik vaatleri de içerdiği için hangi bakışla değerlendireceğimizi bilemiyorum.

Bu yazıda, hem Cumhurbaşkanı adayı Tayyip Erdoğan’ın manifestosunu, hem de Ak Parti’nin beyannamesini ele alıp, sahip olduğumuz liberal değerler açısından neler vaat ettiklerini, vaatlerdeki illiberal kısımları, ayrıca ilk defa duyduğumuz orijinal vaatleri incelemeye çalışacağım.

Tayyip Erdoğan Manifestosunda, yeni yönetim sisteminde, bütün liberal demokratik yönetim sistemlerinin olmazsa olmazı, kuvvetler ayrılığının tam olarak uygulanacağı, iki kuvvetin birbirinden, parlamenter sisteme göre, görece daha bağımsız olacağı vurgusu yapılarak, bu bağımsızlığın tabii olarak yargıyı da bağımsız ve tarafsız yapacağı iddiası en başta vurgulanmış. Anayasa’daki bir metin değişikliğiyle, özlenen bu tablonun ister istemez ve kolayca hayata geçeceğini söylemek biraz hayalcilik olur. Önümüzdeki dönemde yüksek yargıya ve HSK’ya,  Cumhurbaşkanının tek başına meclisten daha çok sayıda yargıç ataması yapmasının, yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığı üzerinde ne tür sonuçlar doğuracağını görmeden, bu ayrımın tam kuvvetler ayrılığını tabii olarak getireceğini söylemek erken ve biraz fazla iyimser olur.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle, milli gelirin artmasının ve tabana daha fazla yayılmasının ne ilgisi olduğu sorgulamayı en çok gerektiren bir vaat. Üstelik bu sistemin, gelir grupları arasındaki makası hızla kapatacak olmasının nasıl mümkün olacağını da sorgulamak gerekir. Bunların yanında yeni sistemle; faizlerin, enflasyonun ve cari açığın düşeceğini, Türk ekonomisinin dış şoklara ve finansal saldırılara daha dirençli hale geleceğini, Türkiye’nin yatırım cazibesi daha da yükseleceğini hem de “ahit vererek” vaat etmek pek ekonomik gerçeklerle bağdaşır görünmemektedir. Belki, yeni sistemde karar alma mekanizmalarının hızlı ve pratik işleyecek olması, bu vaatlerin gerçekleştirilmesinde hızlandırıcı bir etken olarak düşünülmüş olabilir. Ama “bu sistem bana tek başıma karar verme yetkisi veriyor” diyerek ekonomiye hızlı müdahale etme gibi bir yanlışlık yapılması durumunda belki bu konulardaki vaatlerin tam tersine sonuçlar üretmesi de kaçınılmaz olabilir. Çünkü ekonomi bu şekilde hızlı pratik müdahaleleri kaldırmayan bir alandır.

Terörle mücadele de kararlılık mesajı verilirken, “bu can bu bedende olduğu müddetçe terör örgütlerine dünyayı dar etmekten asla vazgeçmeyeceğiz” gibi, meseleyi şahıs olarak üzerine almak da pek uygun düşmemiş. Çünkü bu mücadele şahsi bir mücadele değildir. Ayrıca, “yeni dönemde, Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatlarına ek olarak, Aynel Arab’dan Haseke’ye, oradan Sincar ve Kandil’e kadar, tek bir terörist bırakmayana kadar yeni operasyonların yapılacağı” vaat edilmektedir. Anlaşılan Suriye ve Irak sınırımız, önümüzdeki 5 yıllık dönemde yine sıcak kalmaya devam edecektir.

Şu ifade çok yerindedir ve takipçisi olunmayı hak etmektedir. “Irkçı, yabancı düşmanı, İslam düşmanı, cinsiyetçi, bölücü olmayan tüm fikirlerin özgürce ifade edilmesi, yayılması, propagandasının yapılması ve örgütlenmesi devletimizin güvencesi altındadır.” Bunlar, insanın içini rahatlatan bir vaatlerdir.

Toplumsal barışın sağlanması ve birlik ve beraberliğimizin yeniden tesisi, toplumdaki bölünmüşlüğün artık son bulması için şu vaadi de değerli görüyorum. “Milletimizin huzuruna, birliğine, dirliğine düşmanlık etmeyenler, bizimle aynı rüyayı görmeseler, aynı ideali paylaşmasalar bile, aynı derecede değerlidir. Bu zamana kadar yanımızda olmayan ya da karşımızda bulunanlara da diyorum ki milletimiz bir bütündür. Her bir vatandaşımızın iradesi değerlidir. Birimiz özgür olmadıkça, diğerlerimiz de özgür olamaz. Birimiz kendini huzurlu hissetmedikçe, diğerlerimiz de kendini huzurlu hissedemez. Birimiz geleceğini güvende görmedikçe, diğerleri de göremez.”

Ak Parti’nin Seçim beyannamesinde ise; Meclisin, yürütme üzerinde halkın sesi olup yasama denetimini sağlayan yönetim sistemimizin ve demokrasimizin vazgeçilmez bir parçası olduğu, yeni sistemde Meclisin asli işlevi olan yasa yapmaya odaklanacağı ve hükümeti daha güçlü bir şekilde millet adına denetleyeceğibelirtildikten sonra, “Meclisin hükümeti kanun yoluyla, ayrıca meclis araştırması, genel görüşme ve yazılı soru yoluyla denetleyeceği vurgulanmıştır. Ayrıca “Meclisin, soruşturma ve dokunulmazlıkları kaldırma yoluyla cezai denetim sürecini başlatma yetkisini gerektiğinde kullanabileceği” vurgulanmıştır. Yani meclisin artık eski meclis olmadığı ve fakat daha etkin olacağı belirtilmek istenmiştir.

Bir başka dikkat çeken husus da, demokratik siyasete ve karar alma süreçlerine katılımın tabana yayılması açısından, “özellikle Komisyon çalışmalarında kaliteli bir yasama süreci için sivil toplum kuruluşlarının aktif katılımı ve katkısı sağlanacaktır” vurgusu yeni sistem için olumlu beklentileri artırıcı bir vaat olmuştur.

Anayasa değişikliğiyle devletin başı sıfatıyla yürütme yetkisinin verildiği Cumhurbaşkanlığı Makamının liderliğinde artık daha çabuk karar alacak ve daha hızlı işleyecek bir devlet sistemine geçiyor” ifadesinden sonra gelen şu ifade ise yeni sistemle çelişiyor. “Meclis ve Hükümetin daha uyumlu bir biçimde çalışacağı bir döneme giriyoruz.” Bu sistemde yürütme ile yasamanın eski sisteme göre daha uyumlu olması hem mümkün değil hem de gerekli şart değildir. Çünkü parlamento aritmetiğiyle Cumhurbaşkanının seçilme kombinasyonları birbiriyle örtüşmeyebilir. Belki böyle de olması gerekir. Arzu edilen uyumsuzluk olmadığı gibi, çok fazla uyum da arzu edilmeyecektir.

 “Yargı, güçlü bir hükümet ve etkili bir meclis olmayınca çeşitli kesimlerin etkisi altına girebilmekte ve demokratik işleyişi aksatabilmektedir” önermesi yerinde midir, çok tartışılır.

“Türk yargısı tarihinde ilk defa darbecilere boyun eğmemiş, 15 Temmuz gecesi önemli bir yargı bağımsızlığı zaferine imza atmıştır.” tespiti de “daha önce AK Parti iktidarları tarafından yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı adına yapılan reformların meyvesi olarak mı görülmelidir, bu da çok tartışılır.

16 yıllık icraat döneminden sonra şu vaadi vermek olumlu olmakla beraber, bugüne kadar elinizi tutan neydi diye de sordurur. “Bu noktada, geleneksel irfan merkezleri ve cemevlerine hukuki statü tanıyacağız” Bu vaadi vermeden önce bugüne kadar neden yapılmadığının, kendilerini engelleyen saiklerin neler olduğunun izahı yapılsa iyi olurdu. Üstelik bu vaat, tam bir muhalefet partisinin vereceği vaade benzemiştir. Bu konunun 16 yıl gecikmesinin hiçbir mazereti kabul edilebilir değildir.

Şu vaat de aynı kategoride değerlendirilmelidir; “başta istihdam, iskân ve eğitim sorunları olmak üzere Roman vatandaşlarımızın sorunlarının çözümüne hız vererek her türlü ayrımcılık zeminini ortadan kaldıracağız.”

Gayrimüslim vatandaşlarımızın herhangi bir ayrımcılığa maruz bırakılmaksızın temel hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınması ve inançlarının özgür bir şekilde yaşamalarının sağlanması hukuk devletinin güvencesi altında olmaya devam edecektir” vaadi konusunda Ak Parti’nin geçmiş karnesi olumlu sayılabilecek icraatler içerdiği için güven vermektedir.

Vaatler arasında seçmenleri belki acı ve öfkeyle gülümseten 3Y ile mücadele formülü, AK Parti’nin kurulduğu ve girdiği ilk seçimde milletten teveccüh görmesine sebep olan vaattir. Ama o günden bu yana bu 3 temel alanda yani, yasaklar, yoksulluk ve özellikle yolsuzluk konusundaki notu bu seçimde karnesine yazılacaktır. Sanırım bu not pek yüksek olmayacaktır.

Şu vaat “OHAL uygulamasını vatandaşlarımızın temel hak ve özgürlüklerine zarar gelmeden milli güvenliğimizin ve vatandaşlarımızın huzuru tam olarak tesis edilene dek sürdüreceğiz” şeklinde değil de, “sorunları en çabuk şekilde çözüp en kısa zamanda kaldıracağız” şeklinde ifade edilseydi, hem beklentiler açısından hem de yeni bir sistemin müjdesi açısından daha uygun olurdu.

‘FETÖ’den sonra, onun boşalttığı alanı başka dini oluşumlar dolduruyor’ şeklindeki şikayet ve söylemler Ak Parti tarafından da dikkate alınmış olacak ki, beyannameye “Devlet vatandaşlarının dinlerini ve inançlarını öğrenmek maksadıyla teşkil ettikleri kurumları ve örgütlenmeleri destekler. Dini özgürlükleri koruyan hukuk bu özgürlüklerin istismarına imkân tanımaz. Devlet dine müdahale etmeyeceği gibi, dinin ve inanç guruplarının birbirleri üzerinde ve devlet sistemi üzerinde tahakküm kurmasına da izin vermez. İnsanların inançlarını istismar ederek toplumda örgütlenen veya devlete ve sivil siyasete tasallut eden paralel yapılarla mücadele etmek ana ilkelerimizden birisidir” maddesi konulmuş.

Örneğin şu konuda bilgimiz yoktu. “Uluslararası standartları karşılamayan 298 cezaevini kapattık.” Oldukça yüksek bir rakam ve iyi de olmuş.

Orijinal bir vaat ve proje de şudur sanırım. “Toplumun hukuk bilincinin ve toplumda hukuka saygının artırılması için koruyucu hukuk uygulamalarını geliştireceğiz. Ülkemizde uygulaması çok yeni olan hukuki himaye sigortasının geliştirilmesini sağlayacağız.” Ne ihtiva ettiği pek bilinmemekle beraber, adından iyi bir şey olacağı belli oluyor.

En çok ve en büyük şikayetimiz olan, çok uzun süren davalar için de, gerçekleşmesi biraz zor gibi görünen “Yargıda zaman yönetimiyle makul sürede yargılama hakkını güçlendireceğiz. Adaletin zamanında tecellisi için dava ve suç türlerinde belirlediğimiz hedef süreleri hayata geçireceğiz” vaadi bir umut vermektedir.

Son zamanların en çok tartışılan konularından olan “Çocuklara karşı işlenen cinsel suçların yaptırımlarını ağırlaştıracağız. Toplumsal düzeni bozan fiiller başta olmak üzere bazı suç ve kabahatlerin cezalarını artırarak caydırıcılığı sağlayacağız. Hukuk uyuşmazlıklarında arabuluculuk ve ceza alanında uzlaştırmayı daha da yaygınlaştıracağız” vaadi verilmiş. Bu vaadi sadece Ak Parti’nin vaadi olarak kabul etmek lazımdır. Çünkü yasamanın sahasına girmektedir. Yürütmenin sahasına giren konuda, yani yargıda personelin artırılması hakkında herhangi bir vaat olmaması da bir eksikliktir. Hakim ve savcı sayısını arttırmadan, yargılama süreleri nasıl kısaltılacak, bu izaha muhtaç bir eksikliktir.

Özellikle “şehir merkezlerinde kalmış ve kullanım ihtiyacı kalmamış askeri alanların vatandaşın hizmetine sunulması, güvenlik hizmetleri alanındaki personelimizin nitelik ve nicelik bakımından geliştirilmesi ve profesyonelleşmesi, 2017 yılında yüzde 59’unu profesyonel hale getirmiş olduğumuz Jandarma Genel Komutanlığı personelinin profesyonellik oranını 2018’de yüzde 65’e, 2023’de ise yüzde 100’e ulaştırılması” gibi vaatler de sivilleşme ve profesyonelleşme çabaları açısından olumlu gelişmelerdir.

“Okul çevrelerine hâkim olacak şekilde kamera sistemi konulması, riskli okullar kapsamında okul güvenlik kameralarının tamamlanması ve kent güvenlik yönetim sistemine entegrasyonunu sağlayacak adımlar”, öncelikle velilerin ve suçtan mustarip tüm halkımızın yüreğine su serpecektir.

Bana bu beyannamede en ilginç gelen vaat ise Profesyonel Okul Yöneticiliği” uygulamasını başlatacağız” vaadidir. Detayını bilmemekle beraber, aynı uygulamanın devlet hastanelerinde düşünülmemiş olması bir eksikliktir.

İlginç görünen vaatlerden bir diğeri ise “okullarımızı “Z – Kütüphanelerle donatmaya devam edeceğiz”. Z-kütüphane’nin ne olduğunu ise internetten öğrendim. (İçerisinde internet hizmeti olan, dijital kitap içerikleri ile ( e-kitap, z-kitap ) zenginleştirilmiş, öğrenciye dilediği zaman destek verecek zenginleştirilmiş kütüphane kavramı) 

Diğer partilerin her fırsatta geri göndereceklerini söylediği sığınmacılar için, Ak Parti hükümetinin eğitim çağındaki Suriyeli çocukların yüzde 62’sinin eğitim almasını sağladığını, “bu dönemde tüm öğrencilerin okullaştırılmasını sağlayacağız” vaadini çok olumlu bulduğumu belirtmek isterim.

Liberal demokratik bir sistemin en önemli göstergesi olan Eğitimde özel sektörün payını fırsat eşitliği ilkesi çerçevesinde teşvik ederek artıracağız” vaadini, keşke bir de “müfredatta da özgürlük getireceğiz” şeklinde süsleyebilseydi.

‘Öğretim üyesi olmayan üniversiteler, apartman üniversiteler ülkesi olduk’ şikayetlerine aldırmadan “Özel üniversitelerin kurulmasına ve yurt dışındaki üniversitelerin Türkiye’de, Türkiye’deki üniversitelerin de yurtdışında faaliyet göstermelerine imkân vereceğiz” politikasına devam edileceği anlaşılıyor. Ayrıca “Vatandaşlarımızın ihtiyaç duyduğu alanlarda üniversitelerimizin yurtdışında bölüm açmalarını teşvik edeceği” denmiştir.

FETÖ belasından sonra, devletin din eğitiminden çekilmesi, Diyanetin kapatılması veya özerkleştirilmesinin en azından uzun bir süre daha ülkenin gündemine gelemeyeceği anlaşılmıştır. Bunun için de “Din hizmeti sunan müftü, vaiz, imam hatip, Kur’an kursu öğreticisi ve müezzin kayyımların daha iyi yetişmesini sağlamak maksadıyla meslek öncesi ve hizmet içi eğitimlerini vermek üzere Diyanet Akademisi kuracağız” vaadi verilmiştir. Doğruluğu yanlışlığı çok tartışılacak bir vaattir.

15 Temmuz’daki rolü nedeniyle, eğitim kurumu olarak faaliyet göstermemesi yönünde karar alınan “Kuleli Askeri Lisesi’nin İstanbul’un önemli mimari ve kültürel eserlerinden biri olan restore ederek Türkiye’nin yüz akı bir milli müze haline getirilmesi”nin planlandığını öğreniyoruz.

Sağlık sistemindeki dönüşümden, hastane sayılarının ve teknik imkanlarının artmasının yanında “Acil servis sağlık hizmetleri kapsamında hasta karşılama elemanları ve vale hizmetleri sağlayacak, hasta bilgilendirme ofisleri kuracağız. Acil olmayan hastalar için mesai dışı poliklinikler açacak ve saat 23:00’e kadar hizmet vermesini sağlayacağız” vaadi de hem orijinal hem de “vale mesleği” adı altında bir mesleğe kimlik kazandırılacağı haberini vermektedir.

Gençlerin belki de en önemli sorunlarından, okurken çalışma konusuna da “Gençlerimize esnek çalışma koşullarını sunacağız. Özellikle profes­yonel iş yaşamlarını sürdürürken eğitimlerini de devam ettiren gençle­rimize yönelik, bürokratik açıdan gerekli tüm sosyal ve mali hak des­teklemelerini yapacak, eğitimlerini de iş yaşamları ile birlikte rahatlıkla sürdürmelerini sağlayacağız” vaadiyle çözüm getirilmiş oluyor.

Cumhurbaşkanının her nikah şahitliğinde, evlilik cüzdanını çiftlere verirken söylediği, ama muhalif olanların “herkesin yatak odasına da karışıyor” diye eleştirdiği, ancak Cumhurbaşkanının da gerekçesini bir türlü vatandaşına izah edemediği “en az 3 çocuk” tavsiyesinin genel bir politika haline getirileceği“Ülkemizin dina­mik nüfus yapısının korunması amacıyla, toplam doğurganlık hızını asgari olarak yenileme seviyesinde tutacak politikaları uygulamaya de­vam edeceğiz” vaadinden anlaşılmaktadır. Bu politikayı, gerekçesini iyi anlatarak, broşürlerle ve kamu spotlarıyla destekleyerek aileleri ikna etmek, bu ülkeye yapılacak en iyi hizmetlerden biri olacaktır. Bunun “insanların yatak odasına karışmak” gibi çok basitçe suçlamaları hak edecek kadar basit bir konu olmadığı, belki de asıl “beka sorunu”nun bu konu olduğu iyi anlatılmalıdır.

Liberaller için, serbest piyasanın önemine binaen verilen “Yenilikçi ve girişimci özel sektör öncülüğünde büyümeye devam edecek, kaynaklarımızı üretken alanlara daha fazla yönlendirerek dışa açık bir ekonomi olarak her alanda rekabetçiliği geliştireceğiz” vaadi, artık büyümede kamu kaynaklarının kullanımını sıfırlanmasa bile azaltılacağı müjdesidir.

Uluslararası ticarette doların hakimiyetinin ve ekonomimize verdiği zararların azaltılması için, anlaşmalı ülkelerle “Dış ticaretimizde yerel para kullanımını artıracağız” vaadi yeni bir dönemin başlayacağı işaretini vermektedir.

Cumhurbaşkanının her konuşmasında, faizin düşürülmemesi hakkında suçladığı “Merkez Bankasının fiyat istikrarını sağlamak için uygulayacağı para politikası araçlarını doğrudan kendisinin belirlemesi esas olmaya devam edecektir” vaadi, söyleme değil, eyleme bakılmasının daha gerçekçi olacağını göstermektedir. Faizin düşmemesi konusunda yeni dönemde de, konuşmalarında belki yine Merkez Bankası’na çatacaktır. Ama asıl olan bankanın özerkliğinin korunmasıdır.

İstanbul’da kurulmaya çalışılan ‘İstanbul Finans Merkezi’nde, “ülkemizin finansal piyasalarda rekabet gücünü artırarak daha fazla finansal işlemin ülkemizde yapılmasını sağlayacak vergisel düzenlemelere devam edeceğiz” vaadi, bir de “finanstan her türlü vergi kaldırılacak” vaadiyle birleşseydi, faizin düşürülmesi konusunda Merkez Bankasının suçlanmasına artık gerek kalmazdı.

Refahyol hükümeti tarafından hayata geçirilen, ama hemen peşinden kurulan AnasolD hükümeti tarafından yürürlükten kaldırılan, halk arasındaki adıyla “havuz sistemi”nin, “Tek Hazine Kurumlar Hesabı” adıyla yeniden kurulacağı vaat edilmektedir.

Devletçi ekonominin en büyük problemi olan “israf” konusunda, hemen her kurulan hükümet tarafından, yeni bütçe yapılacağı zaman, vatandaşın tepkisini azaltmak için olduğuna inanılan, ama yapılacağına da artık inanılmayan “Kamuda taşıt ve hizmet binası edinim ve kullanımlarında uyula­cak usul ve esasları güncelleyeceğiz. Taşıt ve kamu binalarının kulla­nımında israfı önleyeceğiz, Çok zorunlu haller dışında kamu hizmet binası yapımına izin verme­yeceğiz” vaadi burada da karşımıza çıkmaktadır.

“Gelir Vergisi Kanunu, Kurumlar Vergisi Kanunu ve Vergi Usul Ka­nununu kapsamlı bir şekilde reforma tabi tutacağız” vaadini de Cumhurbaşkanı adayının değil, Ak Parti’nin vaadi olarak görmek lazım. Çünkü bu konu tamamen yasamanın konusudur.

Ülkemizdeki yabancıların, bilhassa da sığınmacıların kayıtlı çalışmalarındaki en büyük problemi“yabancı işgücü­nün kayıtlı istihdamını artıracağız” vaadiyle çözüme kavuşacağı ümidi verilmektedir.

Ekonomik faaliyetlerden kamunun çekilmesi ve vatandaşın günlük hayatında kamudan almakta ol­duğu hizmetlerin daha verimli ve yüksek kaliteli şekilde “mümkün oldu­ğunca özel sektör tarafından sunulmasının üzerinde yoğunlaşacağız” vaadi de Liberal ekonomi için sevindiricidir.

Hemen peşinden ise illiberal bir vaat geliyor. “Uluslararası yükümlülükleri gözeterek, lüks ve/veya ithalat yoğun­luğu yüksek tüketim mallarını tespit edecek ve caydırıcı vergilendirme yapacağız” vaadiyle de lüks tarifi idare tarafından yapılarak gümrük duvarlarıyla engellenmeye çalışılacağı vaat edilmektedir.

Aynı mantık, ihtiyaç fazlası tüketim davranışlarının yoğun olduğu alanlarda israfla mücadele edeceğiz” vaadiyle, vatandaş için ‘ihtiyaç fazlasını’ da idarenin belirlemesine bırakılması hedeflenmektedir.

 “Birçok sektörde yoğun olarak kullanılan tıbbi ve aromatik bitkiler ile süs bitkilerinin yurtiçinde üretiminin artırılması ve ithalatının azaltıl­ması amacıyla bu türlerin yetiştirilmesini teşvik etmeye yönelik olarak 10 milyon metrekare yüzölçümlü Hazine taşınmazını kiralama amaçlı olarak sunacağız.” vaadi de, atıl duran hazine arazilerinin üretime katılması açısından önemlidir.

Bu kadar vaat ve tedbirin arasında, işsizliğin azaltılması için örneğin “ büyük vergi, SGK prim indirimleri, esnaf ve bazı meslek odalarının rekabete açılması veya üyeliklerin mecburiyetten çıkarılması” gibi bir vaat bulunmaması büyük bir eksikliktir.

Hem “Önümüzdeki dönemde ticareti kolaylaştırıcı ve güven ortamını tesis etmeye yönelik uygulamaları devam ettireceğiz” denilip peşinden de tamamen illiberal Piyasa gözetim ve denetimi ile piyasanın düzenlemesine yönelik uy­gulamaları sürdüreceğiz” gibi bir vaat tezat teşkil etmektedir. Tam da bu noktada, daha yeni “taksi-Uber çelişkisi” konusunda hükümetin yayınladığı yeni yönetmelik ve Cumhurbaşkanı’nın beyanı, serbest ticaretin ve ekonominin Ak Parti tarafından tam anlaşılmadığı izlenimi uyandırmıştır.

Zaten varlığı itibariyle illiberal, anti serbest piyasa mantığıyla işleyen “haller” hakkında “Sebze ve meyve ticaretinde düzenlemeye giderek yeni hal kanununu hayata geçireceğiz” vaadinin hangi yönde, daha mı serbest ve rekabetçi yoksa daha mı düzenlemeci ve tekelci bir kanun olacağını merakla bekleyeceğiz.

Tarımdaki verimsizliği önlemek, tarımcı için tatmin sağlamak adına yapılacak en önemli iş olarak “Önümüzdeki dönemde kümülatif olarak 8,5 milyon hektar alanda arazi toplulaştırma çalışmalarını tamamlayacağız ve tarla içi geliştirme hizmetlerini destekleyeceğiz” vaadi de çok önemlidir.

GDO’lu gıda konusuna, “Genetik yapısı değiştirilmiş organizmalar ve ürünlerden kaynakla­nabilecek risklerin önlenmesini, kontrol ve denetim sisteminin etkin şekilde işletilmesini sağlayacağız”, ambalajlı ürünlerdeki katkı maddesi konusunda “Ambalajlı ürünlerin etiketlerinde besleyici değerlere ait bilgileri zorunlu hale getireceğiz” vaatleri, organik gıda hassasiyeti olanlar için umut vericidir.

“Demiryolu taşımacılığını özel sektörün rekabetine açmak” vaadi de ülkemiz için yeni ve orijinal bir vaattir.

Benim gibi hayvanseverlerin yüreğine rahatlık veren

  • “Sokak hayvanlarının rehabilitasyonu maksadıyla, sokak hayvanları bakımevi yapımı ve kısırlaştırma faaliyetleri için Belediyelere mali des­teklerimizi sürdüreceğiz”
  • “Yaban hayatının korunması ve desteklenmesi maksadıyla yaban hayvanı üretimi ve tabiata yerleştirilmesi çalışmalarını sürdürece­ğiz. Bu kapsamda her yıl keklik, sülün gibi ortalama 100 bin kanatlı hay­van ve 3,7 milyon yavru alabalık üretilmesi politikamız devam edecek”
  • “Zorlu kış şartlarında yaban hayvanlarının hayatlarını idame ettirme­leri maksadıyla yemleme çalışmalarına devam edeceğiz”
  • “Tabiatta zarar görmüş yaban hayvanlarının tedavi ve rehabilitasyo­nu için yaban hayatı kurtarma ve rehabilitasyon merkezleri kurmaya devam edeceğiz”
  • “Nesli tehlike altında olan türlerimizden öncelikli tespit edilen 100 hassas türün koruma eylem planlarını tamamlayacağız” vaatleri de çok sevindirici ve umut vericidir.

Ama bunların peşinden gelen “Ülkemizin sahip olduğu zengin yaban hayatı kaynaklarımızı değer­lendirmek ve ekonomiye kazandırmak gayesiyle av turizmi geliştirme bölgeleri oluşturacağız” vaadinin manasını ben anlayamayacağım.

Yönetimde ademi merkeziyetçiliğin öne çıkması adına “Bu kapsamda belediye çalışmalarının daha verimli ve etkin bir hale getirilebilmesi için ilk olarak, belediyelerin icrai gücü artırılacaktır. Bu amaçla yerel yönetimlere yeni yetki ve görevler verilecektir. Merkezin görev alanında olan bazı işler yerel yönetimlere devredilecektir. Bele­diyelerin mali kaynakları güçlendirilecektir. Belediye üst yönetimlerinin (bağlı kuruluşlar dâhil) belediye başkanı ile birlikte göreve gelmesi ve ayrılması sağlanacaktır. Belediyelerimizin iş yapabilme kapasitelerini geliştirmeye devam edecek, yerel yönetimleri daha da güçlendirmeye yönelik yasal ve ku­rumsal düzenlemelerimizi sürdüreceğiz. Büyükşehir Belediyelerinde Hizmet Sunum Yöntemlerinin Geliştiril­mesi Projelerimiz kapsamında oluşturduğumuz mevzuat taslakları ile Büyükşehir Kanun Taslağını önümüzdeki dönemde yasalaştıracağız” vaatlerini de Ak Parti’nin hedefleri arasında saymak gerekir. Çünkü tamamen yasama alanına giren vaatlerdir.

İstanbul ve diğer büyükşehirler gökdelenlerin altında ezildikten sonra İmar uygulamalarında temel ilkeleri belirledik, dikey yerine ya­tay yapılaşmayı öne çıkardık ve bürokratik engelleri azaltarak yatı­rımlara hız kazandırdık. İnsanı ezen dikey mimari yapılaşma yerine, insanla bütünleşen ya­tay mimari uygulaması esas alınacaktır” vaadi “16 yıldır neredeydiniz?” diye sorduracaktır.

Bir önceki sayfada “Şehirlerimizde hayatı zorlaştıran otopark sorunun çözümü için çok farklı modeller birlikte uygulanacak ve bu sorunun mümkün olan en alt düzeye indirilmesi sağlanacaktır” diye vaat verilirken, bir sonraki sayfada ise “Otopark Yönetmeliği ile otopark sorununu çözdük, binaların oto­park ihtiyacının güncel şartlara göre belirlenmesini sağladık” denmektedir. Otopark konusunda hemen hemen hiçbir şey yapılmadığı ve çıkarılan yönetmeliklerin de uygulayıcı idare tarafından ihlal edildiği insanların zihninde artık yer etmiştir.

Gezi parkına yapılacak askeri kışla kararının en üstteki merkezi idarî merci tarafından alınması sonucu başımıza gelenler hafızalarımızda daha çok canlıdır. Demokrasinin en önemli ilkelerinden biri olan, ‘kararın, o karardan etkilenecek en yakın bölge sakinleri tarafından alınması’ ilkesi “Şehre dair önemli kararlar alınırken o şehirde yaşayanların fikirlerini alacak, ortak aklı ön plana çıkaracak bir anlayışla şehirlerimize yakla­şacağız” vaadi, bu konuda biraz ders alındığını göstermektedir.

Çevrecilik açısından önemli bir vaat de “Mahalle ölçeğinde “ağaç envanteri belirleyerek, periyodik olarak izleyeceğiz” vaadidir.

Ülkemizin, en çok sözü edilen Suriyeliler’den başka, “DEAŞ’ın saldırıları sonucunda Irak’tan ülkemize sığınan 40 bini Yezidi olmak üzere, 200 bin Iraklı’ya da temel yardımlar ve sağlık hizmetleri verdiğini”,

“Dünyada etkinliği olan ülke olmak adına bugün 144 ülkeden 16 bin uluslararası öğrenci Türkiye Bursları ile üniversitelerimizde eğitim görmekte olduğunu,” öğreniyoruz.

“Ülkemizde yüksek tahsil görüp kendi ülkelerine dönenlerle irtibatı koparmamak için, Dünyanın farklı bölgelerinde 32’ye ulaşan Türkiye Mezunları Derneği sayısını 2023 yılında 100’e çıkaracağız. 2017 yılında gerçekleştirilen 50 mezun buluşması ile yıllar önce ülke­mizden mezun olan, hâlihazırda kendi ülkelerinde bakan, milletvekili, asker, gazeteci olarak görev yapan 5 bini aşkın mezunumuzla her yıl dü­zenli olarak çalışmalar gerçekleştirileceğini” de bu beyannameyle öğrenmiş bulunuyoruz.

Bir türlü önü alınamayan yasadışı yollardan ülkemize gelenleri, tel örgüler içine hapsetmek, açık arazide aç-susuz bırakmak yerine insancıl bir politika olarak,  “gönüllü ve güvenli şekilde ülkelerine dönmelerine yönelik çaba ve çalışmalarımıza devam edeceğiz. Gönüllü geri dönüş mekanizmalarını güçlendireceğiz” vaadi verilmiştir.

360 sayfalık, dolu dolu, 7 ana, 61 alt başlıktan oluşan Ak Parti seçim Beyannamesi ve Tayyip Erdoğan’ın manifestosunun, ilginç ve orijinal bölümlerinin özetini sunmaya çalıştım. Bir sonraki çalışmamda Cumhuriyet Halk Partisi adayı Muharrem İnce’nin manifestosu ve partinin seçim beyannamesini incelemeye çalışacağım.