.: Cennet Uslu

Erdoğan’ın gücü

ŞÜPHESIZ ki Erdoğan gücünün zirvesinde bir lider. Bu gücünü en son Davutoğlu’nu başbakanlıktan göndererek sergiledi. Halihazırda Erdoğan ile rekabet edebilecek biri ne parti içinde ne parti dışında mevcut. Ancak, bu son güç gösterisi ironik şekilde Erdoğan’ın güç kaybetmesine yol açabilir. Yüksek profilli bir başbakanı devreden çıkartıp, hükümetteki ve devletteki bütün yetkiyi elinde toplayarak mutlak bir iktidara kavuşmuş gibi görünüyor.

Ancak Erdoğan asıl gücünü tabanın ve muhafazakar elitlerin desteğinden alıyor. Kastettiğim güç kaybı daha çok bu alanda yaşanabilir. Söz ettiğim, bölünme olmadan yaşanacak bir güç kaybı. (Buradaki güç kaybını Bahçeli ile yapılan bir ittifak ile aşmaya çalışabilir.)

Davutoğlu’nun Erdoğan tarafından bu şekilde gönderilmesi, derinlerde yüzeyde göründüğünden daha sarsıcı bir etki yarattı. Davutoğlu’nun gönderilişinin pek çok AKP’lide ve seçmende derin bir üzüntü yarattığını gözlemleyebiliyoruz. Üzüntünün kaynağı, Davutoğlu’nun çalışkan, dürüst ve başarılı görünen “yüksek profilli” kişiliği ve “Edoğan’a ve davaya” sadık görünen Partili kimliği sebebiyle bu gönderilişte mana bulmakta zorlanmaları. Ayrıca, MKYK yaşananlar, Pelikan Dosyasının yayınlanması ve ardından neredeyse “haindi”ye varan yorumlar sebebiyle gönderiliş yöntemi de içlerine sinmedi. Üstüne Davutoğlu’nun giderken sergilediği davaya bağlılık ve asalet eklenince, insanlarda Davutoğlu’na karşı büyük bir haksızlık yapıldığı duygusu oluştu. İçerde, sadakat ve birlik hala korunmakla birlikte, Erdoğan’ın gücü karşısında sitem ve hayal kırıklığından oluşan bir karşı negatif enerji epey zamandır birikmekte. Erdoğanlı AKP o kadar başarılı oldu ki ne yenilecek düşman ne alt edilecek muhalefet kaldı. Sonunda ise bütün bu mücadelelerde biriken agresif güç kendi kendine yönelerek adeta bir tür “iç kıyıma” sebep olmaya başladı. Erdoğan’da biriken bu güç “düşmanlar” karşısında verilen bir hayatta kalma mücadelesi sonucuydu.

Bu gücü “düşmana” karşı kullanmakla “dava arkadaşlarına” karşı kullanmanın destekçilerin bakış açısından bir fark yarattığını ve bu farkın, hem muhafazakar sosyolojinin hem de elitlerin bir kısmında karşılığı olduğunu düşünüyorum. Bu son hamle ile, Erdoğan hakkında oluşmakta olan iki negatif imaj ve yakınma hem hamlenin kendisi hem de yöntemi sebebiyle bu kesimler nezdinde perçinlemiş görünüyor.

İlki, Erdoğan’ın birlikte yola çıktığı dava arkadaşlarının neredeyse tamamını yanından uzaklaştırdığı, yerlerine yolda bulduğu “güce üşüşen” ve “dava dışından” kişileri yerleştirdiği algısı. Bu kesim, hareketteki “özgül ağırlığı olan”, “yüksek profilli”, “nitelikli” ve “sağlam” (Arınç, Davutoğlu, Babacan, H. Albayrak gibi örneğin) kişilerin uzaklaştırılarak, yerlerine tek özelliği Erdoğan’a koşulsuz itaat olan “kapıkullarının”, komplo teorileri ve hamaset üretmekte başka vizyonu olmayan gazeteci ve danışmanların, Erdoğan’ı koruyoruz diye önüne gelene saldıran troll-troliçelerin veya sanal buldog çetelerinin aldığında yakınıyorlar.

İkinci olarak, başta hedeflenen “Yeni Türkiye” ile oluşmaya başlayan “Yeni Türkiye” arasındaki uyumsuzluk bu kesimlerde “davadan-hedeften” sapıldığı duygusu yaratıyor. İfade hürriyeti, ekonomik özgürlükler, basın özgürlüğü veya Kürt meselesi gibi konularda kısmen eski tip devletçi politikalara dönüş, Başkanlık rejiminin “Türk tipi” olanında ısrar veya ulusalcı çevrelerle girilen ittifak- yakınlık bu kesimlerde hoşnutsuzluk yaratıyor. Doğrusu, inşa edilmekte olan kişi kültünün, zaman zaman neredeyse Erdoğan’dan yanılmaz bir Ebedi Şef veya eleştirilemez bir Atamüslüman çıkartacak bir ölçüsüzlüğe doğru savrulması “hedef sapması” şikayetlerini güçlendiriyor.

Sonuç olarak, Davutoğlu’nun gönderilişi diğerlerinden farklı bir etki yarattı. Bu etki güçlenmiş görünse de Erdoğan’a güç kaybettirme potansiyeline sahip. Ancak, Erdoğan hem pragmatist bir siyasetçi hem de bir tür siyaset büyücüsü. Her zaman yeni ve şaşırtıcı hamleler yapabilir.