.: Hasan Yücel Başdemir

Erdemli sapma nedir?

Geçen yazımda siyasetin erdemli bir sapma olduğunu yazmıştım. Bir sapmanın erdemli olabilmesi için temel ilkelerin çiğnenmiyor olması gerekir. Burada temel ilke ahlaktır. Siyasetteki sapma, ahlaken hatalı davranış gibi görünse de aksine makro bir ahlaki kod oluşturmak anlamına gelir. Ahlak-siyaset ilişkisini ve bu makro kodun ne olduğunu anlamak için en iyi örneği, geçen hafta İstanbul’daki LBGT toplantısından alabiliriz.

Eşcinsellik, İslam dininin açıkça yasakladığı ve yaygın ahlaki kabuller açısından da hoş görülmeyen bir davranıştır. Böyle bir davranışı normalleştirmeye çalışmak dinen yasak ve ahlaken de hoş değildir. Meseleye bu şekilde bakınca bu tür davranışların yanlış olduğunu; dini ve ahlaki hayata uygun olmadığını; eşcinselliği alenileştirme çabalarının da gayri ahlaki olduğunu söylemek, benim ve benim gibi düşünenlerin ahlaki vazifesidir.

Ahlak ve siyaset arasında ayrım tam da bu meşru karşı duruşun hemen ardından başlar. Ahlak, tasvip etmediğiniz hayat tarzlarına karşı bir duruş sergilemeyi gerektirir. Ancak bu duruş, nasıl olmalıdır? Yıkıcı olabilir ve şiddet içerebilir mi? Ahlaken beğenmediğimiz insanlara karşı düşmanlık besleyebilir miyiz? Sizinle aynı toplumda yaşayan ve sizin tasvip etmediğiniz davranışlara sahip insanların toplumdaki, mahalledeki, sokaktaki varlığını sorgulayabilir miyiz? Bu sorulara aranacak cevaplar, ahlak ve siyaset arasındaki ince ve dengeli çizgiyi gözler önüne koyabilir.

Davranışlarını beğenmediğiniz ve tasvip etmediğiniz insanlara karşı şiddet,onların bizimle beraber aynı toplumda yaşama meşruiyetini sorgulama ve varlıklarını inkâr da gayri ahlaki durumlardır. Ahlakın bize yüklediği mesuliyetlerin birincisi, kötü davranışlardan uzak durmak; ikincisi, yanlış olduğunu düşündüğümüz davranışın yanlış veya kötü olduğunu söylemek ve üçüncüsü de başkalarını iyi davranışlara davet etmektir. Bu davetin de belirli kuralları vardır. İnsanları iyiliğe davet ederken Ebu Cehil’in Müslümanlara davrandığı gibi davranmak, Müslümanca bir tavır olmasa gerektir.

Bizim toplumumuzda çoğu zaman beğenmediğimiz hayat tarzlarına karşı tutumumuz ahlaki değil obsesif bir tavır şeklinde olmaktadır. Başörtülüleri beğenmeyenlerle aynı ortamda bulunmak istemeyen, hatta cumhurbaşkanı sıfatıyla “Suudi Arabistan’a gitsinler” veya başbakan sıfatıyla “haddini bildirin şu kadına” denilen tutumlarda ortaya çıkan durum, obsesyondan başka olsa olsa nefret olabilir. Obsesyon bir hastalıktır; size kötülüğü dokunmayanlara karşı nefret ise ahlaki zaaftır.

Ahlak, iyi hayat tarzınızı yaşamayı, yaymayı ve kötü olanlardan uzak durup başkalarını da uyarmayı ve alıkoymayı öngörür. Buna İslami literatürde “emr-i bi’l-maruf, nehy-i ani’l-münker” denmektedir. Hz. Peygamber (S.A.V.), “Bir kötülük gördüğünüzde onu elinizle düzeltin, eğer elinizle düzeltemiyorsanız dilinizle düzeltin. Şayet dilinizle de düzeltmiyorsanız kalbinizle buğzediniz. Bu ise imanın en zayıf derecesidir.” buyurmaktadır. Kötülükle mücadele etmenin üç yöntemi burada sıralanmıştır. Çoğu zaman bu hadis, her kötülüğü kaba bir müdahale ile ortadan kaldırma olarak yorumlanmıştır. Eğer böyle olsaydı Allah (C.C.) ayeti kerimede Resulüne,“Sen yalnızca öğüt vericisin; onlara karşı zorbalık yapacak değilsin.” (Ğaşiye21-22) demezdi.

Bu ayetin açık mesajına karşı çıkanlar, nesh teorisine başvurarak ayetin hükmünün ortadan kalktığını ifade ederler. Bu doğru bir nesh anlayışı değildir. Ayetlerin hükmü nesh ile tamamen ortadan kalmaz, ancak icmaî (ümmetin ittifakı) olarak hüküm ertelenebilir. Geleneksel Hanefi-Maturidinesh anlayışı bu şekildedir. Bu nedenle “elle düzeltme” meselesi, eğer bir kimseye karşı açık bir zulüm varsa inanan kişi, öncelikle onu eliyle düzeltmelidir. Bunun kim olduğuna, neden zulüm gördüğüne bakmadan bunu yapmalıdır. Eşcinsele karşı da bir zulüm varsa buna karşı durmak, mü’minin vazifesidir. Bu, eşcinselliği savunmak anlamına gelmez. Burada ikincil türden ahlaki kodlarla karşı karşıyayızdır.

İkincil kodlar siyasetin kodlarıdır ve siyasal kodlar, birincil kodlardan bir sapmayı ifade eder. Birincil kod, eşcinsele yanlış bir şey yaptığını söylemekken ikincil kod, ona karşı yapılan haksızlığa karşı durmaktır. Bu nedenle buradaki sapma, ahlaka aykırı bir durum ortaya çıkarmaz. Bu nedenle de erdemli bir sapma olarak kabul edilir: Beğenmediğiniz, hoşlanmadığınız bir hayat tarzına karşı yapılan haksızlığa karşı durmak. Onların insani haklarını savunmak. Siyaset bir feragat sistemidir ve bu feragat, hem bir sapma hem de bir fazilettir. Birçok kişinin zihninin bunlara yatmayacağının farkındayım: Sanırım üzerine çok daha fazla yazmak ve konuşmak gerekecek. Birkaç açıklama daha yaparak bitireyim.

Siyaset, yapay değerler oluşturur. Siyaset de bir değer oluşturma şeklidir. Ancak siyasi değerler, ahlaki ve dini değerler gibi varoluşsal değildir. Yani bireylerin can-ı gönülden bağlı kalmak istediği birincil hayat amaçlarına dayanmaz. Aksine siyasi değerler, zımni bir pazarlığın sonucudur ve uzlaşıya dayalı olarak ortaya çıkar. Siyasetin değerleri, benim olmazsa olmaz bireysel değerlerim ya da bana heyecan veren, gönülden bağlı olduğum değerler değildir.

Uzlaşımsal değerler bir arada barış içinde yaşamak için ortaya çıkan değerlerdir. Bunlar bizim bireysel, ahlaki veya dini dünyamıza dayanabilir de dayanmayabilir de; bunlara dayanıyor olması sadece siyasi şanstır. Onları kıymetli yapan şey de bizim varoluşsal değerlerimize dayanıyor olmaları değildir. Siyasi ilkelerin değeri, dayandıkları referans sisteminden kaynaklanmaz. Onların değeri, uzlaşımsal olarak elde edilmiş olmalarından ve işlevlerini yerine getirmelerinden ileri gelir. Eğer bunlar toplumsal barışı sağlıyor ve çatışmayı engellemede işlev görüyorsa bu ilkeler değerlidir. Kaynakları, onları değerli yapamaz. Onların özellikleri hemen değişebilir olmasıdır. Bu nedenle dinin taabbudi siyasi ilkelerinin olduğunu iddia etmek bir mantık hatasıdır. Bir arada yaşama ilkeleri doğaları gereği, değer verdiğimiz dünya görüşünden karşılıklı ve samimi olarak feragat etmekle ortaya çıkar.

02.07.2015, Yeni Söz