.: Ünsal Çetin

Enflasyon Büyüme Getirmediğinde

“Modern dünyanın büyük endüstriyel güçlerinden hiçbirisi bu konuma değeri düşen bir para birimiyle erişmemiştir.” F. von Hayek, 1970

Verimlilik normunu uygulayan; uzun vadede genel fiyat seviyesinin ılımlı düşüşler kaydettiği bir ekonomiye yol veren para politikasını ‘birinci en iyi’ politika tercihi olarak görürüm. Büyüyen ve parasal dengeye sahip bir ekonomide normal durum iyi huylu bir deflasyondur. Verimlilik normunun çok daha mikro temelli ve derinlikli bakış açısıyla fiyat istikrarı bile –çok kısıtlı bir seviyede olsa da– parasal dengesizlik durumuna işaret eder. İyi huylu deflasyonun fiyat istikrarından daha etkin bir fiyat sistemini mümkün kılması onu ‘birinci en iyi’ politika yapar. Şüphe yok ki, ‘ikinci en iyi’ fiyat istikrarıdır. Fiyat istikrarı verimlilik normuna giden yolda en yakın ve en gerekli adımdır.

Ancak, doğrudur ki, ülkenin verili koşullarında, liberal bir ekonomistin verimlilik normunu yazılarına sürekli konu etmesi bir tür lüks gibi. Hiçbir zaman fiyat istikrarına sahip olamamış bir ülke burası, aynı zamanda hiçbir zaman demokrasiye –gerçek anlamıyla– sahip olamamış bir ülke. Bu nedenle, demokrasi ve fiyat istikrarını bu ülkenin özlemini duyduğu, en çok yokluğunu hissettiği ikiz emel olarak görürüm.

Ekonomik büyüme için enflasyona ihtiyaç duyduğumuz yanılgısı Keynesgil iktisadın bir mirasıdır. 1970’lerin stagflasyonuna rağmen bu görüş halen popüler. Friedrich von Hayek 1970’te (ve daha öncesinde de) enflasyonun ekonomik büyümeye karşı bir güç olduğunu ifade etmiş ve sonraki on yıldaki enflasyon-işsizlik birlikteliğini öngörmüştü;

“…enflasyon işsizliği engellemekte de gittikçe daha az etkili olur… bir süre boyunca devam ettikten ve daha yüksek bir orana yükseldikten sonra gittikçe artarak ekonomiyi düzensizleştirmeye başlar ve her türden kontrolün dayatılması için güçlü bir baskıyı doğurur. Ucu açık enflasyon yeterince kötüdür, fakat kontrollerle baskı altına alınan enflasyon daha da kötüdür; baskı altına alınan enflasyon piyasa ekonomisinin gerçek sonudur.”

Bana bu satırları hatırlatan İbrahim Turhan hocamın dikkat çektiği aşağıdaki grafik oldu. Grafik 2014 sonrası dönemde Türkiye’de enflasyon (mavi çizgi) ve büyümeyi (siyah çizgi) gösteriyor. Enflasyon yükseldikçe belirgin bir şekilde ekonomik büyüme kapasitemizi sınırladı. TÜİK’in son işsizlik rakamları ve diğer başlıca göstergelerin sinyalini verdiği gibi, sınırlamaya devam da ediyor. 15 Temmuz’un sebep olduğu çukur ve sonrasında alınan bazı ekonomiyi teşvik önlemlerinin sebep olduğu yokuş asıl eğilimin dışında kalan hareketler. Ve bu resmin işaret ettiği birkaç kritik sonuç var; liberal ekonomi paradigmasının ifade ettiği gibi, ekonomik büyüme ile fiyat istikrarı arasında bir çekişme yok. Bilakis, uzun vadede enflasyon büyümenin düşmanıdır. Fiyat istikrarı GSYİH volatilitesini sınırlar ve onu ekonominin doğal büyüme oranına yaklaştırır.

Bu grafiği 2014 öncesi dönemle birlikte yorumlamanın da faydası var. 2002 sonrası dönemde enflasyonun dörtnala ve aşırı dalgalı seyri gücünü kaybetmeye başladı. 2004’ten sonra enflasyonun %10’un altına inmesi Türkiye ekonomisini kendisine getirdi. Fiyat sistemi hiç olmadığı kadar etkin çalışmaya başladı. Zamanla bu durum enflasyonu %10’un altında tutma şeklinde kural benzeri bir politika niteliğine büründü. Ekonomi politikasının diğer büyük doğrularıyla birliktelik kuran bu durum benim Türkiye’nin 2002 Sonrası Büyük Moderasyonu olarak adlandırdığım refah dönemini mümkün kıldı.

Ancak artık yeterince açık ki, ekonomimiz 2018’in başlangıcından bu yana başka ve ne yazık ki kötü bir hikaye yazıyor. Aslında son birkaç yılda Türkiye yine de doğal büyüme yörüngesine yakın büyüyebilirdi. Enflasyon %10’u aştıktan sonra, belli bir süre boyunca piyasa aktörleri tekrar %10’un altına düşme bekledi. Geçen 12-13 yılın güç kazandırdığı, güven verdiği makul bir beklentiydi bu. Ancak bu beklentiler boşa çıktıkça güven azaldı. Piyasalar kural benzeri taahhüdün terk edildiğini ‘algılamaya’ başladı. Bozulan beklentiler ekonomik performansı olumsuz etkiledi.

Özellikle para politikası söylem ve iletişimindeki hataların, kendi içinde çelişen devlet eylem ve müdahalelerinin, fiyat istikrarını yeterince güçlü bir taahhüt olarak benimseyememenin getirdiği güven bunalımı bizi sıkıntıya sokan asıl meseledir. TCMB’nin son birkaç yılda izlediği politikayı kesinlikle yetersiz buluyorum. Ancak eğer para politikası tutarlılığı ve iletişimi, fiyat istikrarını gerçek, uzun vadeli bir taahhüt ve hedef olarak kabul etme bakımından çok daha inandırıcı olabilseydik, TCMB’nin faiz politikasındaki aynı zayıf duruşuna rağmen, bugünkü kur ve enflasyon seviyelerini kuvvetle muhtemel tecrübe etmeyecektik. Ve elbette büyüme performansımız da çok daha olumlu seyredecekti.

Çok bariz şekilde ekonomik bünyemizin enflasyona karşı artan bir tepkiselliği vardır. ‘Enflasyon %10’un üstüne çıktığında çalışamıyorum’ diyen bir tepkiselliktir bu. Fiyat istikrarsızlığının bu seviyedeki dozunu bünyeden atmaya çalışırken titreyen, sarsılan vücut tezgâhın tekrar başına geçip üretim yapamıyor.

Ekonomik büyümeyi kamçılamak için girişilen bütün o agresif hükümet eylem ve müdahalelerine rağmen durum budur. Devletin orkestra şefliğini yaptığı kredi kampanyaları, ‘güya’ vergi avantajları, istihdam seferberlikleri, ardı arkası kesilmeyen sektörel teşvikler, hibeler, seçim ekonomisi harcamaları vs., mevcut enflasyonist ortamda açıkçası hemen hiçbir işe yaramıyor, daralmanın önüne geçemiyor. Çünkü fiyat istikrarını sağlama asıl işini, politik söylemlerin ardına baktığımızda bir kenara koymuş olduğu görülen yönetim, bunun dışında kalan bütün devletçi hamlelerle büyüme sağlayabileceğini zannediyor.

Reform paketi, yapısal dönüşüm adı altında açıklanan ‘daha çok devlet ve finansal baskı’ paketleri doğal olarak piyasa yanlısı görülmüyor. Bir hiç uğruna Londra TL piyasasını öldürmek gibi bir eylemin ardından, gerçekten piyasalara güven verecek bir tedbirler dizisinin ‘daha az devleti’ ima etmesi gerekirdi. Ancak, finansal sistemin içindeki devlet aktörlerinin mevcut rekabet avantajlarını artıran, yeni devlet aktörlerini piyasaya süren, tarım sektöründe korporatist yapılanmayı başlatan bir reform paketi, üzülerek belirtmeliyiz ki, ekonomiyi daha da bozacak nitelik taşıyor.

Baskı altına alınan enflasyon çare değildir. Bilakis, fiyatların enflasyon dönemlerinde de tamamen serbest olması gerekir.

22 Nisan 2019