.: Şenol Kaluç

Emine Erdoğan, Kerbela ve Hatırlattıkları

Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri geçmişle layığı ile yüzleşememektir. Yüzleşemediğimiz gibi geçmişi bir yandan inanç alanı olarak telakki edip kutsuyor öte yandan yüceltme ve her türlü hatadan temizleme yoluna gidiyoruz. Muhayyel geçmişte atalarımızın bizden daha muteber ve saygın olduklarını varsayıyoruz. Aslında bu tavır tarihsel bir duruşa karşılık geliyor.

Geçmişle kurduğumuz sorunlu ilişki nedeniyle tarih algımız gerçeklerden çok hissiyatlara ve hatırlamaktan çok unutmak üzerine inşa edilmiş. Tarih bizim için geçmişte olup bitmiş ve bu gün için iyi yönleri ile hatırlanması gereken birer masal ve bu nedenle geçmişteki olumsuzlukları temizlemeyi de kendimize bir vazife olarak görüyoruz. Ancak tarihsel gerçekler bizler ne kadar yok saysak veya gizlemeye çalışsak da kendilerini hatırlatmak için hiçbir fırsatı kaçırmıyor. Öyle yaşanmışlıklar var ki toplumsal ve tarihsel hafızadan silmek mümkün değil. Bu tür durumlarda ise olayları içeriklerinden kopararak iğdiş etmeyi, toplumsal bellekteki karşılığından uzaklaştırarak bambaşka bir içeriğe büründürmeyi ve asıl mesajından uzaklaştırmayı tercih ediyoruz. Ve maalesef bu tür tarihsel saptırmalarda kamuoyunun önde gelen isimlerinin söylemleri etkin rol oynuyor. Bize verilen her şeyin doğruluğuna inandığımız için de gerçeklerle karşılaştığımızda öfke ve inkâr yolunu seçiyoruz. Bu da geçmişteki hatalardan ders çıkarmamızı engelliyor.

2010 yılının son günlerinde biraz abartmak gibi olacak ama ilk kez bu geleneksel bakışın dışında yankılanan bir ses -kanaatimce- kamuoyunda hak ettiği karşılığı bulamadı ya da fark edilemedi.

Türkiye’nin değişen iklimine paralel olarak Devlet Tiyatrolarında sahne alan “Kerbela” adlı oyunu izleyenler arasında Başbakan Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’da vardı. Yayın organları yine Emine Hanımın gözyaşlarına odaklanarak olayı magazinselleştirdiler ve oyun çıkışı verdiği mesajın içeriğini kaçırdılar.

Emine Hanım belki de kadın olmanın verdiği hassasiyet ile Alevi ve Sünni toplum arasında önemli bir nirengi noktası olan ‘Kerbela Olayı’ ile ilgili farklı bir yaklaşım sergiledi. Emine Erdoğan kısa açıklamasında “1370 yıl önceki bu zulüm, keşke gönül isterdi ki artık dünyamızda olmasaydı. Keşke bunlar ibret olsaydı, bunların daha çok gösterilmesi ve bunlardan ibret alınmasını diliyorum. İnşallah bu zulüm tüm dünyada ve ülkemizde de son bulur.” dedi.

İbret için hatırlamak

Peki, burada ne var diyebilirsiniz, her şeyden önce çok hassas ve geleneksel bakışın dışına çıkan bir dil var. İslam tarihinde Kerbela Katliamı, Sıffin ve Cemel Savaşları gibi çok önemli dönüm noktalarına tamamen mezhep taassubu ile bakılıyor. Ehl-i Sünnetin zamanla oluşan bakış açısına göre bunlar geçmişin acı olaylarıdır ve bunlar üstünde çok fazla düşünmemek gerekir. Bu olayların failleri Hz. Peygamberin dostları olduğu için kimin haklı olduğunu biz bilemeyiz ancak yapılanlar bir içtihat hatasıdır ve doğrusunu ancak Allah bilir diyerek tarafsız bir duruş tercih ediliyor. Kerbela konusunda Ehl-i sünnetin çoğunluğunun onaylayan bir tavrı yoksa da genelde sessizlikle geçiştiriliyor. Siyasi veçhesi fazla olan bu olaylar karşısındaki bu tutum Aleviler ve Şiilerce olumsuz şekilde algılanıyor.

Emine Hanımın geleneksel bakışın dışına çıkarak Kerbela olayını değerlendirirken “bunların daha çok gösterilmesi ve bunlardan ibret alınmasını diliyorum” demesi çok önemli. Emine Hanım kadın hassasiyeti ile unutmanın değil hatırlamanın ve yanlışı hatırlatmanın hataların tekrarlanmaması için önemine dikkat çekerek hepimize çok önemli bir ders verdi.

Bu açıdan Maraş, Çorum, Madımak ve Başbağlar vb. katliamları unutmak değil; bunların arkasındaki karanlık ellerin ortaya çıkarılması, toplumun iyisiyle kötüsüyle hatalarıyla yüzleşmesi ve nefret kaynaklarının kurutulması için konuşulması gerekiyor.

Star, 06.01.2011