.: Yorum Analiz

Elazığ Depremi, Yaşadıklarımız ve Düşündürdükleri – Haldun Barış

24 Ocak Cuma günü saat 11’de son vize sınavıma girmiştim. Sınavlarımın verdiği yorgunlukla ve tatile girmenin heyecanıyla ilk uçakla memleketim olan Elazığ’a geçtim; bir an evvel ailemle vakit geçirmek istiyordum. 20.55’te hep beraber çay içiyorken o ürkütücü anları yaşadık. Evimizin bulunduğu yere, çocukluğumdan beri oturduğumuz mahalleye, Mustafa Paşa Mahallesine, korku ve endişe hâkim olmuştu. Evimizin az ötesinde iki bina yıkılmıştı. İnsanların yüzlerindeki o korkuyu ve o anları burada anlatamam, kelimelerim yetmez… Allah beterinden saklasın. Geçmiş olsun dileklerinde bulunan tüm dostlarıma da yazımın başında teşekkür ederim.

Bu depremin yaşattığı duygu yoğunluğunun yanı sıra düşündürdüğü çok şey de oldu benim için. Zaten bu yazıyı kaleme alma amacım da bu düşüncelerimi derli toplu hale getirip, sizlerle paylaşabilmek ve kayıtlara düşebilmektir.

Her şeyden evvel tüm memleketin desteklerini Elazığlılar olarak iliklerimize kadar hissettik. Tüm yurttan gelen maddi manevi desteklerin burada insanların yaralarını sarmaya yardımcı olduğuna şahidim. Hem vatandaşlarımız hem de devletimiz ilk andan beri bizimle oldu.  AFAD, UMKE, Kızılay başta olmak üzere daha pek çok arama kurtarma ekibi ilk saatlerden beri büyük bir titizlik ve gayretle arama kurtarma çalışmaları başlattılar. Elazığ’da yıkılan 5 binada da insanlar için seferber oldular. Çadırlar kuruldu, kamu kurumları insanların hizmetine açıldı, temel ihtiyaçlar dağıtıldı. Koordinasyon iyiydi ve bu çalışmalar halen sürüyor. Bakanın açıklamasına göre 3 gün içerisinde hasarlı binalar yıkılacak (ciddi sayıda hasarlı bina var) 10 gün içerisinde 1000 aile için konteyner kent kurulacak.

Bütün bunlar için emeği geçen herkese bir kez daha tüm samimiyetimle teşekkür ederim. Emeği, çabası, duası bizimle olan herkese tüm yüreğimle teşekkür ederim.

Yazının bundan sonra kısmında ise bir daha böyle acılar yaşamamak adına bazı tespit ve gözlemlerimi yazacağım:

Öncelikle insan hayatından daha kıymetli hiçbir şey yoktur gerçeğini bir kez daha vurgulamam gerekiyor. Bu deprem beklenen bir depremdi, akademisyenlerin “olacak, gelecek” dediği bir depremdi. Sürpriz değildi. Zaten birkaç yıl evvel 5.6 şiddetinde bir deprem yaşamıştık ve kayıplarımız olmuştu. Bu bölge deprem bölgesi, biliyoruz, biliyorduk. Peki tedbir alınmış, hazırlıklı ve dayanaklıyız diyebiliyor muyuz?

California’da Temmuz 2019’da 6.9 ve ardından 6.4 şiddetlerinde iki deprem meydana geldi. Şükürler olsun ki can kaybı yaşanmamıştı. Elazığ’da ise 6.8’lik depremde 39 kişi hayatını kaybetti. Biz 6.8 şiddetindeki depremde; deprem bölgesi olmasına rağmen neden 39 kişiyi kaybediyoruz?  Neden gerektiği gibi depreme karşı iyi ve hazırlıklı durumda değiliz?

İşte şimdi bunları sormamız gerekiyor ki bundan sonrası için mesafe alabilelim.

Örneğin Prof. Dr. Naci Görür, “Elazığ için kentsel dönüşümün projesini yıllar önce  yaptık ve yetkililerle paylaştık” (2007)  demesine rağmen neden bu proje kaale alınmadı ve gereken hızda yapılmadı, bunu sormamız gerekiyor.

Örneğin Elazığ’ın Ataşehir Mahallesinde ve Mustafa Paşa Mahallesinde daha yeni yapılan, birkaç yıllık binaların bile ağır hasar almış olması neyi ifade ediyor?

Kentsel dönüşümün, depremin olacağı apaçık belli olan yerlerde daha hızlı şekilde yapılması ve önemsenmesi gerekirken neden hızlandırılmadı? Mesela 5.6lık Sivrice depreminden sonra neden kerpiç evlere öncelik verilmedi? (Bu depremde bazı köyler maalesef dümdüz olmuş durumdadır.)

Şimdi burada deprem vergisinden, risk analizi yapıp binaların denetlenmesinden ve dönüştürülmesinden (mesela Elazığ için kime sorarsanız sorun, zeminden kaynaklı olarak Sürsürü risk bölgesidir, Mustafa Paşa eski yapılanmadır vs.), bunların çok da zor olmadığından nice saçma işlere harcanan paralardan falan bahsetmek istemiyorum. Zaten bu tip şeyler bahane de olamaz. İNSAN HAYATINDAN KIYMETLİ HİÇBİR ŞEY YOKTUR. Bu noktada gereken daha gayretlice yapılabilirdi, yapılmamış. Sadece yetkililer değil;  milletçe böyle bir önceliğimiz ne yazık ki gerektiği düzeyde olmamış, gayret göstermemişiz. Başımıza gelmeden de anlayamıyoruz. Yapılan kıyaslamalar için de ayrıca ifade etmeyelim ki ben 99 depreminde üç yaşındaydım, hatırlamıyorum. Bizim neslimiz için kıstas 99 depremi değildir, olamaz. California’dır, Japonya’dır standardımız. Ve bu standartlardan çok uzak olduğumuz maalesef apaçık ortadadır ve bari bundan sonrası için bu böyle olmasın diyedir çabamız.

Öte yandan Elazığ’da hemen herkesten duyduğum bir durum var ve mutlaka yazımda yer vermem gerekiyor; yıkılan 5 bina var, bu 5 binada arama kurtarma 3 günde ancak sonuçlandırıldı. 20 bina olsaydı, 30 bina olsaydı hız bu şekilde mi ilerleyecekti? Yoksa başkaca ekipler yönlendirilmek üzere hazır bekletiliyor muydu? Bilmiyorum, bilmiyoruz ve bu husus çokça konuşuluyor. Eğer bu yazıyı okuyan bir yetkili olursa umarım bu konuya açıklık getirir. Eğer yeterli ekip yoksa da gereken artırıma gidilir. Çünkü bu deprem öngörüldüğü gibi şimdi de Bingöl-Elazığ, Çelikhan-Maraş ve İstanbul bölgelerinde 7 üstü deprem bekleniyor/ öngörülüyor.

Ve bir başka husus ise halkımızın deprem gerçeği noktasında yeterli bilgiye sahip olmayışı… İlk saatlerde adeta bir kaos ortamı vardı. Korku paniğe yol açmıştı. İnsanlar ne yapacaklarını bilmiyorlardı. Ne yazık ki depremin hemen ardından Elazığ’da trafik kilitlenmişti.  Ambulanslar ve itfaiye ekipleri bu noktada zorluklarla karşılaştılar. Toplanma merkezleri ise yetersizdi. Mesela depremin en şiddetli hissedildiği mahallelerden olan Mustafa Paşa Mahallesinde (yerelde bu mahalleye Seko/Sako Mahallesi denir)  toplanacak geniş bir alan yoktu. Zaten binalar çok yakın yapılmıştı. Tekrar ediyorum, açık alanlar ve toplanma merkezleri yetersizdi.

Bütün bunları düşündüğümüzde sizce bu acıların yaşanması tesadüf mü? Değil. Bu acılar göz göre göre gelen acılar. Ve bu son yaşanan artık ders olmazsa yine yaşanması çok muhtemel olan acılar.  Eğer bu acılardan ders çıkarmazsak, “hızlı müdahale ettik, gelişmişiz, tamamız artık” dersek “insan hayatı en muteber değerimiz olmazsa” çok daha acı tablolar yaşayacağımız aşikârdır:

  • Deprem şehirlerinin bir dönüşüme ihtiyacı vardır. Ayrıca yapı denetimi arttırılmalıdır. Risk analizleri yapılmalı belli bölgeler hızlıca dönüştürülmelidir.
  • Yönetmelikler değişmelidir. Yapı tekniği ve kalitesi arttırılmalıdır.
  • Elazığ adına çok rahatlıkla ifade edebilirim ki bu şehrin imarı, kent planlaması yoktur, bozuktur. Eğer düzeltilmezse ve bu bir an evvel yapılmazsa yeni acılar YAŞANACAKTIR.
  • Halkın bu hususta eğitilmesine ihtiyaç vardır. Hem de bu çok elzemdir. Hatta deprem şehirlerinde halkın bir kesimine sivil savunma/arama kurtarma eğitimi verilebilir. Tatbikatlar ise usulen değil, gerçekten ve önemsenerek yapılmalıdır.

Hepimiz biliyoruz, deprem önlenemez ancak can kaybı ve hasar önlenebilir. Buradaki gözlemlerim ve tespitlerim siyasetten kesinlikle bağımsızdır, bu milletçe bizim sorunumuzdur. Bir daha asla yaşanmaması için bunu yapmak ve bunun yapılması için adeta sivil bir dayanışma kurup mücadele etmek zorundayız. Çok basit birkaç tedbirle insanların hayatı kurtarılabilir, yaşanabilecek acılar engellenebilir.

Bu acıların bir daha yaşanmaması temennisiyle, hepimize geçmiş olsun!