.: Ünsal Çetin

Ekonomik Medcezirin Politik Bağlamı

Bu defa ekonomik politikanın yapımcı ve yönetmenleri ‘yumuşak iniş’ yerine ‘ekonomik dengelenme’ sürecinden bahseder oldular. Sebepsiz değil elbette. Bizi bekleyen şeyin yumuşak bir iniş olmadığına dair her türlü öncü göstergenin varlığında, uzun sürecek bir durgunluk ve hatta daralma dönemini yumuşak iniş diye adlandırmak politik bakımdan elverişsiz olurdu.

Elbette, ekonomik dengelenmenin asıl yükünü fiyat sistemi sırtlıyor. Onun bu işi yapmasını engelleyen bütün politika hatalarına rağmen. Zaten, eğer önceki dönemin devlet müdahaleleri olmasaydı, dengelenme ihtiyacı bu seviyede derin ve şiddetli olmayacaktı. Çünkü önceki dönemin yükselişi ‘pompalanmış’ değil, daha doğal ve sürdürülebilir olacaktı. Liberal bir ekonomist olarak ‘dengelenme süreci’ adlandırmasını doğru buluyorum. Ancak siyasetçiden farklı olarak, bu sürecin sancılı boyutunun ekonomik iyileşmeye giden yolun kaçınılmaz zorluğu/zorunluluğu olduğunu da görüyorum. Dolayısıyla, ben aynı zamanda kriz kelimesini de kullanırım. Siyasetçinin ‘kriz mıriz yok’ inkârcılığı ise gittiği yere kadar kalır.

Siyasetçilerin aradığı denge serbest piyasanın ulaşmaya gayret ettiği dengeden farklı bir şeydir. Onlar nihaî bir ekonomik çöküşün getireceği politik kayıplar ile bir dengelenme sürecinin getireceği politik kayıplar, hatta kazançlar arasında kıyas yapar. Bu bakımdan, çok şükür ki, serbest piyasa bazı kararları siyasetçilere dayatır. O siyasetçiler ‘kurallara dayalı’ politika izlemediklerinde bile… Siyaset, iktidarı ve muhalefetiyle, ‘bu böyle gitmeyecek’ basiretini gösterebildiği noktaya kadar popülisttir, devletçidir, müdahalecidir. Bu basireti gösterenler bile çoğu zaman ve içten içe serbest piyasayı bir ayak bağı olarak görür.

Ekonomik performanstaki düşüş onların nazarında, onların başarıyla yönettiği yumuşak iniş olur ya da dengelenme olur. Örtbas edilemeyecek bir kriz durumunda krizin sorumlusu ise, dünden bellidir ki, serbest piyasadır. Bu nedenle, “denge” ve “dengelenme” kelimelerinin kullanılışı bizi yanıltmamalı. Bu kullanımlardan, politikacıların serbest piyasa paradigmasına sahip olduğu sonucuna varılmamalı. Siyasetin serbest piyasa üzerindeki tahakkümü nedeniyle, yaşadığımız ekonomik dalgalanmalar politik kararlarla başlatılan ve bitirilen ‘politik iktisadî döngüler’dir.

Politik iktisadî döngüler (political business cycles) üzerinde kuracağımız farkındalık bize birçok fayda sağlayabilir. Örneğin, temelsiz bir faiz lobisi iddiasını politik söyleminin mütemmim cüzü haline getiren bir yönetimin adeta ‘bankaları kurtarmaya hazırız’ şeklinde sinyaller göndermesinin nasıl mümkün olabildiğini bu farkındalığa sahip olanlar anlayabilir. Hemen her politika açıklamasında (ya da metninde) neden gayrimenkul sektörüne bir ihsan verildiğini de politik bağlamın analizi ile anlayabiliriz.

Ne yazık ki, serbest piyasanın varlığı için dikâlâ sosyalizmin olmamasını yeterli görme şeklinde, ülkemizin her köşesine sirayet etmiş bir hata var. Bu yüzeyselliğin bir sonucu olarak, politik bağlam içinde izin verildiği kadar işini yapan ‘serbest’ piyasalara sahip olduğumuz gerçeği gözden kaçıyor. Bu durum, serbest piyasa paradigmasının entellektüel mücadelesini veren biz liberalleri yokuş yukarı koşturuyor.

Liberal ekonomistler, gelecek dönemin krizinde hâkim muhafazakâr–devletçi paradigmanın günah keçisinin serbest piyasa olacağı günlere hazırlıklı olmalı.

Günümüzde ABD’de yerleşik Avusturya İktisat Okulu’nun birinci sınıf iktisatçılarınca yayınlanan güncel makroekonomi eserleri benim kişisel tavsiyemdir. Nitekim, halen tuzlu olan dolar kuruna rağmen, bu eserlerden oluşan bir okuma listesini satın almaya başladım bile.

9 Kasım 2018