Ekonomik Devletçilik Koyulaşıyor mu?

Türkiye’de son birkaç ay içinde toplumun hemen her kesiminin piyasa iktisadı bilgisizliğinden ağır biçimde mustarip olduğu ayan beyan ortaya çıktı. Ekonominin mekanik bir yapı olduğu ve ona (genellikle kamusal) bir otoritenin müdahale ederek istenen sonuçları yaratabileceği inancı ve bu inancın yansımaları tavan yaptı. İktidar çevreleri günlerce “haksız”, “yersiz” fiyat artışlarından, “fırsatçılardan”, “spekülatörlerden” bahsetti. Devletin onların üzerine gideceğini söyledi. Vatandaşı zabıtaya “haksız fiyat artışı” ihbarları yapmaya davet etti. Muhalefet geri kalmadı. İktidara, “niye şikâyetçi oluyorsun, iktidarsın madem, yapış bunların yakasına!” diye çıkıştı. Daha yakınlarda 19  litrelik damacana su fiyatlarına tavan fiyat uygulanmasına karar verildi. Bu haberi dinlediğim “müthiş muhalif” FOX televizyonunun akşam haberlerinde “keskin ve müzmin muhalif” Fatih Portakal bu karara hararetle destek verdi.

Açık gerçek şu: Ekonomiye şu veya bu amaçla devlet müdahalesinin mümkün, gerekli ve yararlı olduğu inancı siyaset sahnemizin sağında da solunda da, iktidar cephesinde de muhalefet cephesinde de bir tür amentüye dönüşmüş vaziyette. Bu kadarla kalsa iyi. Toplumun hemen hemen her kesiminde de devletin ekonomiye müdahale etmesiyle ekonomik kalınmanın, zenginleşmenin sağlanabileceğini, fiyat artışlarının ve fakirliğin önlenebileceği, halkın refah seviyesinin yükseltilebileceği inancı hâkim.

Bir salgın hastalık gibi yayılmış olan bu inanç, onu benimseyenlerin, özellikle fiyatın ne olduğu, nasıl oluştuğu ve ekonomik hayatın nasıl aktığı hakkında fazla bilgi sahibi olmadığını gösteriyor. Bu yüzden, bu yazıda, fiyatların oluşmasına biraz daha yakından bakmak istiyorum.

Fiyatlar alıcı ve satıcıların istekleri, beklentileri tarafından oluşturulan arz talep buluşması tarafından belirlenir. Piyasada alıcılar da satıcılar da çok sayıdadır. Bunun anlamı hiçbir alıcının veya satıcının fiyatı tek başına belirleyemeyeceğidir. Bu durumda zannedildiği gibi üretici veya satıcı bir mala istediği fiyatı koyup yoluna devam edemez. Bunun fiiliyatta bir anlam ifade etmesi ve fonksiyonel olması için fiyatın alıcılar tarafından kabul görmesi gerekir. Bu vuku bulmazsa mallar satılamaz ve üretici ve satıcı yüksek gelir elde edeyim derken daha düşük gelir seviyelerine doğru geriler.

Üretici ve satıcı malının fiyatını sadece maliyetine bakarak belirlemez. Maliyet elbette bir unsurdur. Ama aynı malın maliyeti yere, zamana, teknolojiye, üretim faktörlerinin özelliklerine vs. bağlı olarak ekonomik aktörden ekonomik aktöre değişir. Ayrıca üretici ve satıcıların iş yapma biçimleri ve gelecekle ilgili beklentileri de fiyatı etkiler. Alıcılar ise en iyi fiyatı bulmak için sektörü takip eder. Para elinde olduğu sürece kral odur. Satıcılar onun peşinde koşmak zorundadır. Fiyat işte bu akış içinde oluşur.

Ekonomide dalgalanma ve belirsizliklerin arttığı bir dönemde her ekonomik aktör kendini daha dikkatli ve ihtiyatlı olmaya ve davranmaya mecbur hisseder. Böyle zamanlarda insanlar önünü görememekten korkar. Satıcı sattığı malın yerine tekrar koyamamaktan, alıcı gelirini, tasarrufunu kaybetmekten ürker. Bu yüzden, satıcı fiyat artırmaya alıcı alımlarını azaltmaya ve daha iyi fiyat bulmaya çalışır. Bunun önüne geçmek mümkün değildir. Satıcılara zabıta göndermek insan haklarına aykırı tablolar oluşturur. Üstelik bir işe yaramaz. Bu yolla birkaç vaka ile gösteriş yapmanın ötesine geçilemez. Geçilmek istenirse ülkenin zabıta ülkesine, devletin zabıta devletine dönüşmesi gerekir.

Devletin başka alanlarda olduğu gibi ekonomide de fıtrî sınırları vardır. Ne kadar güçlü olursa olsun hiçbir devlet kendisini bir ekonomik tanrı gibi göremez, yeryüzünde tanrı rolünü oynamaya kalkışamaz. Kalkışırsa felaket kaçınılmaz olur. Bu yüzden, devletin ekonomik hayatın merkezi gibi davranmaktan vazgeçip esas itibariyle topluma değil kendisine çeki düzen vermesi gerekir. Ülkenin ekonomik açıdan gelişmesi devletlerin değil tutumlu, dürüst, çalışkan vatandaşların akıllı, verimli, üretken çabalarının ürünüdür.

Maalesef, içinden geçtiğimiz ekonomik çalkantı, başka yerlerde ve zamanlarda da örnekleri görüldüğü üzere, siyasette de toplumda da ekonomik devletçilik inancını ve pratiğini yayıyor ve derinleştiriyor.

Yeniyüzyıl, 10 Kasım 2018

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,714TakipçilerTakip Et