.: Atilla Yayla

Eğitimde ideal sistem var mı?

TEOG kaldırılınca hem bunun yapılma biçimi hem de bu kararın kendisi üzerinde tartışmalar başladı. Bunu hiç şaşırtıcı bulmuyorum. Sadece TEOG değil genel olarak eğitim sistemi, değişmez tartışma konularımızdan. Türkiye tabiri caizse “formel eğitim manyağı” olmuş ülkelerden biri. Eğitime o kadar önem ve değer veriliyor, öylesine büyük anlamlar ve beklentiler yükleniyor ki, eğitime ilişkin sonsuz ve sonuçsuz tartışma girdaplarına düşmemek imkânsız.

Eğitim elbette önemli. Ama ne her şey, ne de sadece okullara hapsedilebilir. Formel eğitim hayatın bir parçası olmakla beraber, eğitimin ancak bir bölümüne tekabül eder. Aileden başlayarak toplum, çeşitli kanallarla yeni nesillere bilgi ve beceri aktarır. Devletler eğitime el koyup — sivil toplumu bu alandan sürüp — her yere yayılan tekçi eğitim sistemleri yaratmadan da, toplumlarda eğitim denen beşerî faaliyet vuku bulmaktaydı.

Eğitimin bu kadar önemli — hatta kutsanır — hâle getirilmesinde, devletin mesleklerin icrasını diplomaya bağlama yolunda azimle ilerlemesinin büyük payı var. Devlet her geçen gün meslekleri diplomaya göre lisanslamayı yaygınlaştırıyor. Böylece örgün eğitime binen  yük artıyor. Bu bazen işe yarıyor, özellikle kadınların statü değiştirmesine yardım sağladığında olduğu gibi. Bazen de zarar veriyor. En kötü durumda, zekâ ve yaratıcılığın körelmesine yol açıyor. Eğitim seviyesi yükseldikçe âdetâ hayat bilgisi ve becerisi azalıyor, teşebbüs ruhu geriliyor, bazen tamamen ölüyor. Bilgi ve formasyon kazandırmaya değil değer empoze etmeye odaklanan eğitim ise insanları hoşgörüsüzlüğe, bağnazlığa sürüklüyor.

İdeal bir eğitim sistemi bulmak ve kurmak imkânsız. Her ülkede eğitim hakkında şikâyetler var. Hangi sistem benimsenirse benimsensin mutlaka hem açıkları olacak, hem de ondan memnun olmayacaklar çıkacak. Bu yüzden eğitimde toplu uygulama — daha doğrusu dayatma — sayılacak şeyleri asgaride bırakmak ve çeşitliliğe, yaratıcı rekabete, toplumsal güçlerin kendiliğinden yeni yol ve tarzlar keşfetmesine kapıyı açık bırakmak gerekir. Bizdeki egemen anlayış ise bir yolunu bulup muhteşem bir eğitim modeli kurmak ve bir daha değiştirmemek üzere uygulamak.

Başka bir şekilde söylenirse, Türkiye eğitimde reformcu bir çizgiyi değil devrimci bir çizgiyi benimsiyor. Bir defalık atış ve mükemmelliği ulaşma. Bu ham bir hayal. Hayat böyle bir şeye müsaade etmez. Oysa her görüş dinlendikten, tüm ihtiyaç ve talepler dikkate alındıktan sonra yekpare değil modüler bir sistem benimsense ve kafaya estikçe tüm sistemi değiştirmek yerine bu sistemde deneme yanılma sonucu düzeltmeler yapılsa, iyiye doğru daha çok mesafe alınır. Orta öğretime geçişte son yıllarda yaşanan sistem değişiklikleri bu tesbit ve öneriyi doğruluyor. Sık sık değişiklik hiçbir sistemin oturmamasına yol açıyor. Öğrencileri ve velileri şaşkına çeviriyor. Sistemin kuralları oturmuyor. Uygulamanın doğruları ve yanlışları tam olarak görülemiyor. Ailelerin ve öğrencilerin zamanı, enerjisi, kaynakları heba ediliyor.

Eğitimin  birçok yönü var. İlki öğrencilerin ve ailelerin istek ve tercihleri. İkincisi, pedagojik uzmanlığı olanların öğretme teknikleriyle ilgili bilgi ve önerileri. Üçüncüsü, uzmanların kendi alanlarındaki derslerin muhtevasıyla ilgili teklifleri. Son olarak — benimsediğimiz müdahaleci sistem yüzünden — neredeyse her şey hakkında son kararı politik otoritenin vermesi. Tartışmalarda herkes meşrebine göre bunlardan birilerini öne çıkartıp diğerlerini ihmâl edebiliyor. Meselâ CHP’ye sorarsanız, eğitim bir uzmanlık işi ve bu konuda söz, aileyi ve siyaseti dışlayarak uzmanlara — yani eğitim bilimcilere — bırakılmalı. Bu çok hatâlı bir bakış. Toplumsal taleplerin gözetilmemesi, temsil gücüne sahip siyasî otoritenin karar alma yetkisinin de göz ardı edilmesi, sonunda bürokrasinin tahakkümüne yol açar. AK Parti çizgisinin toplumsal taleplere yeterli özeni gösterip göstermediği de tartışılır. Bence iktidar eğitim meselesinde toplumsal çoğulluğa daha fazla kulak kabartmalı. TEOG hakkındaki tartışmaların yoğunluğu ve ateşinin mühim bir sebebi, çok hızlı değişiklik kararı alınması. Vatandaşlar arasında bir kamuoyu araştırması yapılması, uzmanların görüşlerinin alınması, muhalefetin dinlenmesi çok şık ve yararlı olurdu. Oysa önce TEOG kaldırıldı, tartışmalar arkadan geldi.

Bir diğer — ve bana göre çok daha önemli, ama ne iktidar ne de muhalefet tarafından tartışılan —  konu devletin, ister şu ister bu istikamette olsun, eğitime neden bu kadar müdahil olduğu. Türkiye’de okullar devlet okulu, müfredatı devlet belirliyor, kitapları devlet hazırlatıyor, hizmet sunanlar — yani öğretmenler – de  rekabetten anlamayan ve şeytandan korkar gibi korkan devlet memurları. Ülkede ne müfredatta, ne de eğitim tekniklerinde ciddiye almaya değer bir yarışma var. Dolayısıyla iyiler kötüleri eleyemiyor. Bütçede eğitime ayrılan pay devamlı artırılıyor, ama harcamayı yapan devlet olduğu için ne bu kaynakların etkin kullanılıp kullanılmadığı ölçülebiliyor, ne de başarıları ödüllendirip başarısızlıkları müeyyideye bağlamak mümkün oluyor.

Devlet tanrı değil. Yapısından gelen sınırları ve bir şeye bu derecede müdahil olunca niyeti o olmasa da yaratacağı kötülükler var. Devlet tek başına eğitim işinin altından kalkamaz. Sivil toplum unsurlarının devreye girmesi ve eğitimde — muhteva, yöntem, finansman vb bakımlardan — bir rekabetin yaratılması gerekir. Akıllar biraz da bu istikamette çalışsa ve tartışmalar ona göre yapılsa ne iyi olurdu.

Serbestiyet, 26.09.2017

Ayrıca bakınız...

Kartepe Zirvesi ve FETÖ’yü çözmek

Kartepe Zirvesi ve FETÖ’yü çözmek

Türkiye 15 Temmuz 2016’da sarsıntıları hâlâ devam eden müthiş bir olay yaşadı. Yargı tarafından FETÖ ...