.: Şenol Kaluç

Eğitim neden özelleşmeli?

’28 Şubat’ sürecinde yapılan sekiz yıllık zorunlu eğitim dayatmasının amacının eğitim seviyesini yükseltmek olmadığı, amacın imam-hatiplerin önünü kesmek olduğu herkesin bildiği bir gerçek.

Bugün de 4+4+4 ile yapılanın aslında bundan pek de farkı yokmuş gibi duruyor. Ancak işin faydalarına bakıldığında, amaç imam-hatip liselerinin (İHL) önünün açılması ve ortaokula kadar indirilmesi olsa bile, yapılanın -sadece mekânsal ve yapısal olarak kademelerin birbirinden ayrılması- pedagojik açıdan tartışılmaz bir doğru olduğu gözlerden kaçmamalıdır.

Bu farklı aşamalarda verilecek eğitimin nasıl olması gerektiği üzerinde tartışılması elzemdir. Bu tartışmalarda dünyadaki örnekler göz önünde tutularak farklı yöntemlerin uygulanırlık ve kazanımları masaya yatırılmalıdır. Ancak olay şu an tamamen İHL konusuna sıkıştırılmış durumda.

Hâlbuki tartışılması gereken temel sorunlardan birisi de neden eğitim-öğretim faaliyetlerinin tamamının devlete bırakılması gerektiği gibi bir ön kabulün olduğudur. Bugün modern hiçbir ülkede devlet, eğitim sisteminin içinde bizde olduğu gibi yer almamaktadır. Ülkelerin ihtiyaçlarına ve bölgelerin özelliklerine göre yerel yönetimler ve sosyal gruplar eli ile eğitim işleri ortaklaşa yürütülmektedir.

Velilerin çocuklarını gönderebilecekleri farklı metot ve müfredatlarla eğitim veren okullar mevcuttur. Pek çok Batı ülkesinde devlet, eğitim faaliyetlerini büyük ölçüde özel teşebbüse yani topluma bırakmıştır. Devlet okullarının yanında Kilise ve vakıf okulları mevcuttur. Ve daha önemlisi, bu okullar kendi müfredatlarını belirleme ve içeriğini doldurma konusunda büyük ölçüde serbesttir. Yani özel okullar gerçek anlamda özeldir. Rasim Özdenören’in haklı olarak belirttiği gibi “özel kişilerce yönetilen devlet okulları” değildir. Türkiye’de durum maalesef tam da budur. İster devlet okulu olsun isterse özel okul, tüm ders programlarının içerik, amaç, kazanım, süreç, süreleri bizzat devlet tarafından belirlenmektedir. Böyle bir dayatma, güya özgür bireylerin yetiştirilmesini amaçlayan bir eğitim sisteminde kabul edilemez. Toplum olarak aynı rektifiye tezgâhından geçmek zorunda bırakılıyoruz. Hâlbuki bu tezgâhın yanlış çalıştığı açık bir şekilde ortada. Devlet ne kadar müdahale ederse etsin toplum yine bildiği yolda ilerlemektedir. 28 Şubat kararlarını destekleyenlerin bu durumu görememesi çok daha ilginç. Siz ideolojik dayatmayı -kim tarafından yapıldığı önemli değil- ne kadar artırırsanız artırın, toplum yine bildiğini okumaktadır. Geçmişten ders alınması gerekirken maalesef alınmadığı görülüyor.

Herkes olayın sadece din boyutunu tartışıyor hâlbuki olması gereken, kendini laik olarak niteleyen kesimlerin de laik okullar talep etmesidir. Bu konuda ilginç bir şekilde Aleviler büyük ölçüde yalnız bırakılmakta. Çocuğunun hiçbir şekilde dini eğitim almasını istemeyen bireyler için ‘laik okullar’ tesis edilirken, dini eğitim almasını isteyenler için de ‘dinî okullar’ açılabilmelidir.

EĞİTİM REKABETE AÇILMALI

Sendikalar ve toplum, devletin eğitim-öğretim faaliyetlerindeki tekeline karşı mücadele etmesi gerekirken, tam tersine devlet müdahalesinin kendi ideolojik arzularına göre olmasını talep etmektedir. Nasıl ekonomide özelleştirmeyi savunuyor ve özel sektörün pek çok işi devletten daha iyi yaptığını görüyorsak eğitimde de -gerçek anlamda- özelleştirmenin önü açılmalıdır. Devlet sadece çok sık tekrarlanan ama içeriği bir türlü doğru düzgün açıklanamayan “Milli birlik ve beraberliğin sağlanması” adına bazı dersleri tüm eğitim kurumlarında zorunlu tutabilir. Örneğin Türkçe, tarih gibi birkaç ana dersi. Ancak bunların dışındaki derslerin içeriğini ve süresini, içinde suç unsuru barındırmadıkça özel okulların belirlemesine izin verilmelidir. Kendi programını kendi belirleyen ve kendisini laik, Atatürkçü, bilimsel, çağdaş, milliyetçi, mukaddesatçı, Müslüman, Sünni, Alevi vb. olarak niteleyen okulların açılmasına izin verilmeli ve birbirleri ile rekabet etmeleri sağlanmalıdır. İyinin kötüyü kovacağı gerçeğinden yola çıkarak iyi eğitim veren, çocukları başarılı bir şekilde geleceğe hazırlayan kurumların bu mücadelede ayakta kalacakları kabul edilmelidir.

Gerçek anlamda özel okulların önünün açılmasının sosyal, siyasal, ekonomik açıdan pek çok faydasının olacağı ise kesindir. Anadilde eğitim sorunundan din eğitimine, oradan işsiz bekleyen binlerce öğretmen adayının iş bulmasına kadar pek çok meselenin çözüm yolu büyük ölçüde buradan geçiyor. Anadilin eğitimde kullanılması ya da dini-lâdini okulların açılması eğitimde kaliteyi ve rekabeti artıracak bir gelişme olacaktır. İdeolojik kaygıları bir yana bırakırsak, hiç kimse çocuğunu geleceğe hazırlayamayan, rekabetçi dünya koşullarında var olmasını sağlamayacak bir okula göndermek istemez. Bu nedenle vatandaşın sağduyusuna güvenerek bu konudaki seçimi kendisine bırakmak gerekiyor. Bugün için büyük rağbet gören okulların yarın aynı rağbeti göreceklerinin hiçbir garantisinin olmadığını da bilmek gerekir.

Türkiye’de özel okullara karşı olan antipatinin bir an önce kırılması ve kendimize Müslüman olmaktan vazgeçmemiz gerekiyor. Bugün ekonomik durumu orta seviyenin biraz üstünde olan herkes, çocuğunun daha iyi eğitim koşullarına sahip olabilmesi için -haklı olarak- arayışa girmektedir. Öyleyken bu haktan başkalarının faydalanmasını engellemek ne kadar hakkaniyetlidir?

Özel okullar konusunda eğitimcilerin iş garantisi ve ücret konusundaki itirazlarını duyar gibiyim, ancak bugün mevcut hali ile eğitim kurumlarının yüzde 25’i özel sektörün elinde olsa idi unutmamak gerekir ki özel sektörde çalışan öğretmen sayısı yüz binleri bulacağı için ileri sürülen itirazlar büyük ölçüde geçersiz hale gelir ve öğretmenlerin sömürülmesinin önüne geçilirdi. Hatta işini daha iyi yapan öğretmenler, bugün özel üniversitelerde olduğu gibi, daha yüksek ücretlerle öğretmenlik yapabilirlerdi.

İdeolojik dar kalıplardan çıkarak, neden eğitim-öğretim gibi temel bir meselemizi tamamen devlet aygıtına teslim ettiğimizi tartışmamızın vakti gelmiştir. Eğitim sendikaları, devletin her türlü dayatmalarına karşı mücadele etmek yerine, işi devlete yıkmaya ve olacaksa da kendi istediklerini dayatmanın bizzat devlet eli ile icra edilmesine çalışmaktadır.

Maalesef bu ülkede insanların kendi çocuklarının geleceği ile ilgili karar verebilecek olgunluğa sahip olduklarını kabul edemeyen bir siyaset ve eğitim dünyası var. İlginç bir şekilde toplum, en çok duyarlı olması gereken bu konuda sessiz. Çünkü resmi ideoloji sağdan sola iliklerimize öylesine işlemiş ki dünyada bu işin başka türlü de yürütülebildiğini göremiyoruz.

01.04.2012, Zaman