.: Murat Yılmaz

Ecevit veya Demokratik Solculuk: CHP’nin Üzerindeki Hayalet

Ecevit’in lider vurgulu, yerli, ulusal, inançlara saygılı laiklik anlayışıyla örülmüş demokratik solculuğunun CHP’ye 31 Mart’ta yeni bir başarısızlık yaratarak yeni bir 1  Nisan (veya 18 Nisan 1999) şakası yapması muhtemeldir.

Türkiye’de solun ve CHP’nin problemi hem muhalefetin hem de ülkenin geleceği açısından ciddi bir endişe yaratıyor. Vesayet sisteminin tasfiyesiyle vesayet sisteminin bir ortağı ve aparatı olan CHP ciddi bir yönsüzleşme, savrulma ve kriz sarmalının içine girdi. Bu savrulmalar zaten netleşme problemi yaşayan CHP’yi iyice muğlaklaştırdı. Öyle ki CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hizbi, CHP’nin kuruluş misyonuna ve tarihine tamamen karşı olan PKK/HDP, FETÖ, radikal sol ve Milli Görüş/Saadet Partisi gibi marjinal hareketlerle işbirliğine yönelebildi. AK Parti ve Erdoğan’ın sağdaki parçalanmaya son vererek yüzde 50’lik bir tabana dayanması, nihayet 15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra MHP’nin muhalefet grubundan ayrılarak AK Parti ile hareket etmesi CHP’nin üzerindeki baskıyı arttırdı.

26 Nisan’daki referandumla Cumhurbaşkanlığı sistemine geçilmesi yüzde 50’lik bir bloğu yakalayamayan partilerin tasfiye sürecini başlattı. CHP bu süreçten istifade ederek baş edemeyeceği anlaşılan iç problemleri aşabilmek için en geniş ittifakı kuracağı bir siyaseti tercih etti. Bu tercihin getireceği bir başarının CHP’yi dağılmaktan kurtaracağı varsayılıyor. Ancak CHP’nin artık bir asra dayanan ontolojik ve ideolojik problemleri CHP’nin üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sallanıyor. CHP’nin 1 Nisan 2019’dan itibaren bu problemlerle yüzleşmekten kaçınamayacağı ortada. Bu yüzleşmede sanki yokmuş gibi davranılan Bülent Ecevit’in fikirleri ve siyasi mücadelesi ile siyasi mirasını taşıyan DSP’nin gündeme gelmesi de kaçınılmaz olacaktır. Çünkü Ecevit bu problemlerle ilk yüzleşen ve problemleri çözemediği için CHP mirasını reddeden ilk genel başkan, ilk liderdir. Bu bakımdan Ecevit’i hatırlamak ve tartışmak 1 Nisan’da CHP’de yaşanacak müstakbel “iç savaşın” anlaşılmasını sağlayacaktır.

Darbe ortaklığı 

CHP 1930’daki Serbest Cumhuriyet Fırkası karşısında belediye seçimlerinde uğradığı fiili mağlubiyetin “Jandarma Fırkası”nın katkısıyla aşılmasından sonra bugüne kadar devam eden değişmeye çalışırken değişememe ikilemine hapsolmuştur. Türkiye’nin 1946 yılında yeniden çok partili hayata geçmesiyle aynı krizi tekrar tekrar yaşayan CHP, o tarihten bu yana hiçbir serbest seçimi kazanamamıştır. CHP tek parti diktatörlüğünün yanına seçim yolsuzlukları, darbeye yol açan muhalefet ve darbecilerin ortağı parti gibi sıfatları da alarak tarihi yükünü arttırmış, demokrasi suçları açısından sicilini iyice bozmuştur.

Parti içi mücadele 

CHP’nin bu tarihi yüklerine rağmen sağın seçim başarıları ve kalkınmadaki demokratik başarıları CHP’nin değişmesine yönelik iç ve dış baskıları arttırmıştır. Bu değişim ve demokratikleşme baskılarının yarattığı enerjiyi Bülent Ecevit parti içi bir mücadeleye ve başarıya dönüşecektir. Bir başka ifadeyle Bülent Ecevit’in başarısının ardındaki enerji CHP’nin başarısızlığına karşılık sağın önlenemeyen başarılarıdır. Ecevit’in CHP içindeki tecrübesi ve CHP’nin açık başarısızlığı, CHP’deki problemin üzerine düşünmeye ve giderek bir tartışmaya dönüşmüştür. Bilhassa 27 Mayıs darbecilerinin desteğine ve Menderes’in idamına rağmen CHP’nin başarısız olması CHP içinde tartışma ve kırılmalara yol açmıştır. 1965 seçimlerinde AP’nin orduya rağmen ezici bir seçim zaferi kazanması CHP’deki muhalefetin önünü açacaktır.

1965 gelmeden Ecevit’in CHP hakkındaki fikirlerini Prof Dr Kemal Karpat Bir Ömrün İnsanları adlı kitabından öğrenebiliyoruz: “1964’lü yıllar. Ecevit, Long Island’a yani Newyork’a 100 km mesafedeki küçük bir köydeki evime geldi. Evimdeki sohbetlerimizde Bülent Bey, Halk Partisi’nden memnun olmadığını, partinin değişmesi gerektiğini defalarca belirtti. Halk Partisi’ne hakim olan gruplardan söz etti. Benim nazarımda, bunlar hâlâ ilk parti döneminden kalmış, elitist mantaliteye sahip, demokrasiyi şeklen kabul etmiş ancak içine sindirememiş kimselerdi. Bunlar partide kaldıkça Halk Partisi’nin gerçek manada demokrasiyi benimseyerek halkı kendisine çekmesinin mümkün olmayacağını söyledim. Bülent Bey bu görüşleri tamamıyla kabul etti. Doğrudur, fakat güçlük, bunların partiden nasıl çıkartılacağıdır. Öyle köklü yerleşmişler ki, söküp atmak imkansız dedi.”

Ecevit erken tarihlerden itibaren en büyük problemi halktan kopuk elit ve bürokraside görmektedir. Ancak daha sonra da başarısız olacağı problem bu parti elitleri ve bürokratlarının partiden atılamayacak ölçüde partiye kök salmalarıdır. Ecevit bu elit ve bürokratların ideolojisi olan gardırop Atatürkçülüğünü ve laiklik anlayışını da eleştirecektir. Bu eleştirilerden bürokrasi eleştirisine dayanan demokratik sol düşünce ve dine saygılı laiklik anlayışı ortaya çıkacaktır. Ecevit halk İslam’ına düşmanca tutum alan CHP elitlerinden farklı olarak halk İslam’ına ve tasavvufa olumlu bir perspektifle bakmaktadır. Bu iki konu zamanla Ecevit ile CHP elitlerinin temel anlaşmazlık konularına dönüşecektir.

Ecevit sadece CHP elitleriyle değil, yeni ortaya çıkan sol sosyalist düşünce ve elitlerle de farklılaşmaktadır. Ecevit’i özgünleştiren ve evrensel sol karşısında yerel ve ulusal kılan da bu tartışmalar olacaktır.

Ecevit’e göre Türkiye 

Bugünkü gelişmeleri daha kolay anlayabilmek için Bülent Ecevit’in fikirlerini, demokratik sol ideolojisini ve DSP’nin kuruluş sürecini kısaca hatırlamak faydalı olacaktır. Ecevit’e göre, Türkiye kendine has özellikleri olan bir toplumdur. Bu yüzden de Türkiye’deki solculuk Batı’dakinden farklı olmalıdır. Sınıf çatışması temelinde yükselen Marksizmden hareketle teşekkül eden sosyal demokrasi, Türkiye’ye hitap etmemektedir. Türkiye’deki sol, sınıf çatışması yerine halk ile aydın ve bürokrat ittifakının çatıştığı temel üzerinde yükselecek demokratik sol ideoloji olabilir. Demokratik sol ideoloji, sendika ve diğer örgütleri tıpkı parti örgütü gibi demokratik değil, tam aksine halkın üzerinde aydın-bürokrat iktidarını pekiştiren anti-demokratik oluşumlar olarak görür. Bu eksiği gidermek ve halkı kurtarmak üzere karizmatik bir lider gereklidir. Osmanlı’dan Cumhuriyete geçerken Atatürk’ün oynadığı bu role, bu düzeni değiştirmek ve demokratik sol düzeni kurmak üzere Bülent Ecevit taliptir.

12 Eylül 1980 askeri darbesi öncesi CHP’de bu düşünceyi hayata geçirmek üzere mücadele veren Ecevit aydınların, bürokratların, CHP örgütünün ve sosyal demokratların ihanetine uğradığı iddiasıyla, bu tarihten sonraki arayışında CHP ile yollarını tamamen ayırmıştır. DSP işte böyle bir düşünce ile doğal liderin etrafında toplanan, vefalı ve sadık sıradan halktan oluşur. DSP’nin de CHP gibi bozulmaması için aydınlar ve eski CHP’liler bu oluşumun dışında tutulmalı, buna rağmen sızanlar da partiden temizlenmelidir. Ecevit ölene kadar bu konuda kararlılıkla mücadele etmiştir.

Yüzde 30 bandı 

Ecevit’in ölümünden sonra fikri ve siyasi mirası sahipsiz kaldı. CHP ve sol sembolik atıflar dışında adeta intikam alırcasına Ecevit’i unutulmaya terk etti. Ancak CHP ve sol, bu mirası reddettikçe yüzde 30 bandına çıkamayan bir kısırlığa hapsoldu. Halbuki Ecevit DSP’yi sıfırdan ve yapayalnızken yüzde 20’lik bir oy tabanına taşımayı ve CHP’yi barajın altında bırakmayı başarmış bir siyasi mirasa sahipti. Bugün CHP ve solun üzerinde bir “Ecevit hayaleti” dolaşmaktadır. Ecevit fikirleri ve mücadelesiyle CHP ve sol üzerinde çok güçlü bir yarık çok güçlü bir damar bıraktı. CHP ve sol, Ecevit fikirlerini temellük ederek tarihi ve ontolojik meseleleriyle yüzleşmek ve yenilenmek yerine, onu yok sayarak Batı solunun basit bir taklitçisi veya bürokratik vesayetin özlemcisi olmanın ötesine geçemedi. CHP ve sol, Cumhurbaşkanlığı sisteminin yüzde 50’lik bir blok yaratma mecburiyetinin arkasına sinerek problemlerini görünmez kılmayı tercih etti. Ancak yüzde 50’lik blok uğruna solun ve sağın her fraksiyonuna kapıyı açan ve demokratik olmayan yöntemlere göz kırpan bir partinin “kendini ve toplumu aldatması” çok uzun süremez. Özellikle HDP ittifakının CHP içinde ciddi kırılmalara yol açtığı ve daha da açacağı açıktır. CHP’nin seçim ittifakı boyunca parti içi iktidar mücadelesini öne çıkaran tavrı CHP’de merkezkaç güçleri harekete geçirdi. Bu merkezkaç güçlerin DSP’ye yönelmesi bu bakımdan manidardır. CHP’nin darbecilikten etnik ayrılıkçılığa, komünizmden mezhepçiliğe, evrenselcilikten taşralılığa açık yamalı bohçalı ideolojik muğlaklığı karşısında, Ecevit’in üzerinde iyi düşünülmüş fikirlerinin yeni bir lider ve parti eliyle yeniden gündeme gelmesi kaçınılmazdır. Ecevit’in lider vurgulu, yerli, ulusal, inançlara saygılı laiklik anlayışıyla örülmüş demokratik solculuğunun CHP’ye 31 Mart’ta yeni bir başarısızlık yaratarak yeni bir 1  Nisan (veya 18 Nisan 1999) şakası yapması muhtemeldir.

Dr. Murat Yılmaz

Star, Açık Görüş, 10 Mart 2019