.: Vahap Coşkun

‘Düşman siyaseti’ ve 15 Temmuz

Türkiye’de sorunlu bir siyasi kültür var. Politik mücadeleye “rekabet” değil, “düşmanlık” damgasını vuruyor. Partiler birbirlerini “rakip” olarak kabul etmiyor. Aksine bir “düşman” gibi görüyor ve ona göre muamele ediyor. Birbirleriyle yaptıkları mücadeleye bugün birinin yarın-ertesi gün bir diğerinin kazanacağı “demokratik bir yarış” gözüyle bakmıyorlar. Politik arenaya birbirlerini “yenmek” için değil “yok etmek” için çıkıyorlar.

Velhasıl siyaset, kuralları belli ve riayet edilmesi lazım gelen etik kodları bulunan bir “oyun”dan ziyade bir “savaş” olarak telakki ediliyor. Düşmanın düşmanı dost belleniyor. Bitirilmesi gereken düşmanı zayıflatacağı düşünülen her türlü malzeme bol kepçe kullanılıyor; malzemeyi servis edenin kimliği ve gayesi göz ardı ediliyor.

Yıkıcı siyaset anlayışı, siyasal alanı tümüyle müdahaleye açık hale getiriyor. Siyasi bir güç devşirmek isteyen yapılar, partiler arası mücadelede değişen pozisyonlar alıyorlar. Partiler ile bu yapılar arasında bir “karşılıklı kullanma” hali var. Bahse konu yapılanmalar kendilerini, iktidarda ya da muhalefette olsun fark etmez, bu partilere kullandırtıyorlar. Fakat aynı zamanda partileri kullanıyorlar da. İlişkili oldukları parti eğer iktidarda ise devlette, yok eğer muhalefette ise kamusal alanda kendilerine açtığı kulvarlardan güç devşiriyor ve hareket sahalarını gün be gün büyütüyorlar.

Siyasi partiler ile Gülenistler arasında son 15 yıldır yaşanan gel-gitli irtibat, bunun tipik bir örneği. İktidar da muhalefet de, bu süre zarfında Gülen’i birbirlerine karşı en sert biçimde kullanmaktan geri durmadılar. Bunda hiçbir sınır gözetmediler. Lakin bugün daha iyi fehimine varılıyor ki, Gülen de partileri kendi nam ve hesabına tepe tepe kulanmış. Kısaca anlatmaya çalışayım:

Her şeyden önce 2002 ile 2016 arasında geçen süreyi iki dönemde ele almak gerek. Birincisi, 2002-2010 arası dönem. Erbakan Hükümeti’nin düşmesi için ihtiyaç duyulan kamuoyu desteğinin üretilmesinde Gülen önemli bir işlev görmüştü. Ama Erbakan’ın tilmizleri daha sonra iktidara geldiklerinde bunu problem etmediler ve Gülen ile kol kola girdiler. Öyle ki AKP’nin ilk iki dönemindeki en yakın ve en etkili müttefiki olan Gülen, bütün olanaklarını AKP için seferber etti.

Bürokrasinin yeniden tanziminde, kurulu düzenin bekçiliğini üstlenen odakların (ordu, yargı, akademi, medya) güçten düşürülmesinde ve muhalefetin destabilize edilmesinde, AKP’nin en güçlü silahı Gülen’di. Baykal ve MHP’lilerin videokasetleriyle CHP ve MHP zayıf bir forma sokuldu. Gizli dinlemelerle ve üretilmiş delillerle (KCK operasyonu ve davaları) ana-akım Kürt siyaseti hapis damına düşürüldü, vs. AKP, Gülenistlerin gücünden istifade ederek karşıtlarını dize getiriyor ve olan-bitenden pek de şikâyetçi gözükmüyordu.

Fakat bunun da bir maliyeti vardı. Nasıl ki AKP, Gülen’i kullanıyorduysa Gülen de AKP’nin iktidar musluklarını sonuna kadar kendi havuzuna akıtıyordu. Kamuya personel alımını belirleyen en etkili odak oydu. Özellikle yargıda, emniyette ve eğitimde Gülenistlerin rakip tanımaz bir ağırlığı vardı. Yani AKP Gülen eliyle muhalefeti çevrelerken, Gülen de AKP ile işbirliğinde olmanın açtığı kanlardan kendi iktidar ağını örüyordu.

Düşmanlaşan dostlar, dostlaşan düşmanlar

İkinci dönem, 2010-2016 arasını kapsadı. 12 Eylül 2010’da yapılan Anayasa referandumu, AKP-Cemaat ittifakının zirve noktasıydı. Fakat sonrasında havalar bozmaya başladı. Gülen salt bürokratik iktidarla yetinmedi, 2011 seçimlerinde hatırı sayılır miktarda mensubunun AKP listelerinden milletvekili olmasını da talep etti. Siyasi iktidardan pay anlamına gelen bu talebe Erdoğan geçit vermedi. Kavganın fitili ateşlendi. MİT Baskını ve dershaneler krizi tansiyonu yükseltti, Gezi ve 17-25 Aralık’la birlikte ipler koptu. Artık adı konulan bir savaş vardı.

AKP, Gülenistlerle savaşa tutuşunca muhalefette de devran değişti. O güne kadar Gülenistlerden çok çekmiş ve Cemaat’in devletteki çapından bizar olmuş muhalefet, AKP’ye karşı Gülen’in arkasında hızlandı. Böylelikle Gülen, şimdi de muhalefetin iktidara karşı kullandığı en önemli koza dönüştü.

Gülenistlerin ürettiği kasetler CHP ve MHP tarafından kullanıldı. Gizli kayıtlara genel başkanını kurban vermiş CHP, Meclis çatısı altında tapeleri dinletmekte bir sorun görmedi. Kaset furyasında birçok genel başkan yardımcısı ve vekilini yitirmiş MHP, tapeler üzerinde sörf yapmakta bir beis bulmadı. HDP’nin Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı dahil olmak üzere binlerce mensubu KCK Davaları nedeniyle uzun yıllarını hapishanede geçirmişti. Ama HDP’li Diyarbakır Belediyesi, Gülen medyasının en üst düzey yöneticilerini belediyede ağırlamaktan imtina etmedi.

Gülen’in döşediği yolda muhalefet

Cemaat, hükümetle savaşıyordu. Bu, Gülen’in muhalefet nezdindeki kabarık sicilini temize çıkarıyor ve onu muhalefetin müttefiki yapıyordu. Ömrü Gülen’e diş bilemekle geçmiş olanlar, AKP’yi vuruyor diye, her gece dört gözle Gülen’n şakirtlerinin yeni bir kaset yayınlamasını bekliyor ve medyaya düşen her tapeden eşsiz bir haz duyuyorlardı. Gülenistlerin devleti kaplamasından ve ağırlığından ötürü hükümeti uyaran ve eleştiren muhalefet gitmiş, üretimlerini kullandıkları Gülen’den herhangi bir rahatsızlık belirtisi göstermeyen bir muhalefet gelmişti.

Elbette ki buradaki kullanım da tek yönlü değildi. Gülen de, muhalefettin kendisine açtığı sahadan sonuna kadar faydalandı. Muhalefet ile yapılan işbirliği, bu örgütlenmeye hem kamusal alanda bir söylem üstünlüğü sağladı, hem de bu örgütlenmenin gerçek boyutunun ve hedefinin sorgulanmasının önüne geçti. Gülenistlerin döşediği yolda ilerleyen muhalefet, sadece Erdoğan’a kitleniyor ve onların ne denli büyük bir tehlikeye dönüştüğünü görmüyordu. Mesela muhalefet, 17-25 Aralık’ı tamamen Gülenistlerin arzuladığı şekilde okuyor, yolsuzluğu ağızından düşürtmüyor ama geri plandaki esas gaye olan hükümet darbesine ses çıkarmıyordu.

Bugün bütün yaşananların ardından görünen o ki, Gülen kullanma/kullanılma mevzuunda partilere fark atmış. Partilerin onu kullanmasından çok daha fazla o partileri kullanmış. Siyasetteki düşmanlıklardan çok iyi faydalanmış, partiler arası kutuplaşma onun lehine çalışmış. Gülen, bir onun bir bunun yanına geçerek gerek devlet ve gerek toplum alanındaki tesirini artırmış.

Ama bir hususu hiç unutmamak gerek. Gülenistlerin bir darbe yapacak kadar güç berkitmelerinin asli nedenlerinden biri de, Türkiye’de cari siyasi sistem ve onun egemen siyaset anlayışıdır. 15 Temmuz, bunun göstergesi oldu.

Çözüm, sistemi bu tür yapıların işlevsel olamayacağı şeffaf bir demokratik hukuk devleti haline getirmekten geçiyor. Siyaset erbabına düşen de kendisine avantaj sağlasa dahi oyun harici unsurların müdahalesine prim vermeyen bir siyaset anlayışına yönelmek olmalı. Bir daha böyle bir facia yaşamamak için.

Serbestiyet, 13.08.2016