.: Devrim Özkan

Durduğumuz yerin ötesi

Çoğu zaman nedeni olduğumuz etkilerin farkında değiliz. Korkuyla girişilen atılımların siyasi karşılıklarının neler olabileceği düşünülmüyor. Tarafların sürekli birbirine diş gösterdikleri bir siyasal sistemin sonuçları neler olabilir?

Korkularından kurtulmak isteyenlerin aklına gelen tek şey karşı tarafa saldırmak. Korku salarak kendi korkularından kurtulmaya çalışanlar, her yanı sarmış halde. Tehdit ve şantajla kendilerine güvenlik duvarları inşa etmeye çabalayanlar, günü geldiğinde o duvarların başlarına yıkılabileceğini öngöremiyor.

Yasaların işlevsiz kaldığı koşullarda, “gelecek” herkes için korkutucu hale gelir. Örülen korku ağlarıyla inşa edilen egemenlikler, bir süre sonra kendisini yok edecek korkular üretir. Neyin nasıl yapılması gerektiğine dair usuller hakkında uzlaşmaların sağlanmadığı koşullar, “korku imparatorlukları”nın savaşına sahne olur.

Geçen on yıllık süreçte adına “cemaat”, “paralel yapı” ya da “otonom çete” denilen oluşumun insanlar üzerinde estirdiği teröre hep birlikte tanık olduk. İnsanların yatak odalarına kadar girmekten utanmayanlar, topladıkları bilgilerle terör estirmenin neticelerini öngöremediler. Gayesini hukukun çizdiği sınırlarda diğerlerinin rızasını almadan yapmaya çalışanlar, yarattıkları korkuların bataklığında çırpınmaktalar.

Yaşamın sadece çatışmalardan ibaret olmadığının bilincine varmamız gerek. Savaş kişilerin yaşamında ya da tarihte istisnai bir durumdur. Her ne kadar tarih kitapları savaşlarla dolu olsa da, barışın egemen olduğu koşulların toplamı savaş zamanlarından daha fazladır.

Savaşı istisnai bir durum olmaktan çıkartarak, yaşamın her anına yaymak, içinden çıkılması zor koşullar yaratır. Ne yazık ki siyaset icra etmek için ortaya dökülenlerin yapabildikleri tek şey “savaş naraları” atmak. Tabanını rakibin yapabileceği muhtemel kötülüklerle korkutup kendine bağlama şarlatanlığı, başlıca zanaat haline gelmiş durumda.

İnsan, her ne olursa olsun, elde etiği konum, zafer, başarı ve şanın bir sonrasında neler olabileceğini düşünmeli. Diğerlerine zulmederek veya insanlara korku salarak elde edilen şeyler, her ne olursa olsunlar, birer zehirden farksız olacaktır. Eninde sonunda onu elde edeni zehirleyecektir.

Demirtaş, bir yıl önce, Bodrum’da yaşayanları terörle tehdit ederek, neden olduğu korkular yüzünden her geçen gün yalnızlaşmadı mı? Eline geçirdiği güç ve korku salma becerisini orantısız kullananlar her türlü meşruluklarını yitirmeye mahkûmdurlar. Ve siyasette meşruluğun her şeyden değerli olduğu unutulmamalıdır.

Bu nedenledir ki, durulan yerden çok ötesinde bizleri nelerin beklediği her şeyden daha önemlidir. Siyasetin sahasında daha fazla etkinlik sahası edinmek için çırpınanlar, usullere uymaları gerektiğini bilmelidirler. Aksi halde işgal ettikleri konum, aniden, çıkılması mümkün olmayan bir çukura dönüşür.

Hile, adatma ve şarlatanlıkla yaşamda yol katetmeyi umanlar, güç değil huzursuzluk biriktirmekte olduklarını geç idrak ederler. Karşı tarafın gözlerinde okumaya çalıştığı korku sayesinde güçlü olduğunu hissetmeye çalışan zevat, içine kapandığı “ininde” dahi huzur bulamaz. Zira korku karşı taraftan kendisine yansır. Yarattığı korku kendi korkusuna dönüşür.

Tarafların “çözüm” ve “uzlaşma” odaklı düşündüğü bir siyasal sistemin tesisi başlıca gayemiz olmalı. Ve unutulmamalı ki “çözüm”, sadece, diğerinin umut, gaye ve kaygıları dikkate alındığında elde edilebilir. Sadece kendi arzularına odaklananlar, kendilerine karşı oluşacak kin ve nefretin tohumlarını etrafa saçarlar.

Yeni Yüzyıl, 23.01.2016

http://www.gazeteyeniyuzyil.com/makale/durdugumuz-yerin-otesi-1036