.: Berk Ünlü

Dünyanın Merkezi ve Mutlak Anlamsızlık Duvarını Aşmak

Dünyanın Merkezi

Dünyanın merkezi hissedebildiklerimizin zihnimizdeki toplamıdır demek geliyor içimden. Onu arıyorum zaman zaman. Bildiğimizi bulmaya çabalıyorum. Tam bir nokta mı, tam bir mana mı bilmek istiyorum. Bir coğrafi noktadan bir zihinsel sürece doğru evrilen bir yaşam demek istiyorum. En güzel yerlerin zihnimdeki yansımalarıdır diyorum. Bildiklerinin üzerinde bıraktığı etkilerdir diye söyleniyorum. En basit ve en zor sorulardan içinde kalan tortulardır diye bahsettiğim bir sohbet konusudur diyebilmek de zor mu?

Herkes için farklı yerlerde belki de. Bir uzun çizgiden merkezdeki noktaya gidiyor. Bir yapıdan, bir düşünceye doğru uzanıyor. Kendini anlatıyor ve kendisinin anlatılmamasından sıkıntı duyuyor. Bir iradesi var mı acaba? Yoksa bir yapının iradesinden yansıyanların içinde mi? Güzel yerlerin toplamı olamayacak kadar küçükse kendimizi şanssız hissedebiliriz. Asla bilemeyeceğimiz bir sır olursa da şanssızız aslında.

Doğduğum noktadan vardığım noktaya yer değiştirebiliyor. Karlı günden kavurucu sıcaklara doğru kendini aktarabiliyor. İnsan zihninden tanrı iradesine gidebiliyor. Tanrıdan bağımsızlaşmak istediğinde kavramsallıktan çıkmaya çabalıyor.

Tüm söylediklerimizin manası haline gelebiliyor. İçimizdeki bir yer olabiliyor. Kendimize baktığımız yerde gördüklerimiz şeklini alıyor. Tekillik ve çoğulluk arasında sende olandır dendiğinde bir daha yeryüzüne geliyor. Kaybolup giden ruhların içindeki yaşam sevincinin adı da dendiği oluyor.

Onu bulmak için çabalıyorum aslında. Benim olanla diğerinin olanı arasında mıdır diye kendime soruyorum. En güzel olanla arasındaki ilişkinin niteliğini merak ediyorum. Benliğin çevresini sarıyor diyorum. Bir noktadan çıkarıyorum. Bir alanla sınırlamıyorum. Çekirdeğindeki gerçekliği kaybetsin istemiyorum. Kişiselliklerle tanımlanan yanının kaybolmasından korkuyorum. Biliyorum veya bilmek istiyorum. Görüyorum ve anlamaktan kaçınmıyorum. Her zaman var diyorum ve sonsuza giden zamanla onu görünce içimde bir mutluluk beliriyor.

Mutlak Anlamsızlık Duvarını Aşmak

Var olmanın merkezinde var anlam. En derinlerdeki yerinde. Onsuz olamaz. Bense anlamsızlığın ötesinde kendime bir sonsuzluk arıyorum. Deneyimleyemeyeceğim bir sonsuzluk aslında. Nasıl deneyimleyebilirim ki? Sınırlı vaktimde, varlığımın ötesinde o. Yakalayamam onu. Yakalasam bile elimde tutamam. Benden sonraya geçmek durumunda. Bu onun da kararı olmayabilir. Kimin kararıdır öyleyse? Buna verebilecek cevaplar önemlidir insan yaşantısında.

Hiçlikle hiçleştirilmiş bir zihin kendini ondan kurtarabilir mi? Bunu nasıl bilecek peki? Nasıl farkında olacaksın onun ötesine geçtiğinin? Hangi kuvvet sana yardım edecek? Harfler, kelimeler, cümleler, görüntüler, çizimler, şekiller… Bir varlık sana anlatacak. Sen bir varlığı keşfedeceksin. Kendi zihnin kendisini kurtaracak. Her bir zerre bir ipucu olacak. Anlam kavranılan haline geldikçe kapılar açılacak. Duvarların kapıları mı demek lazım buna?

Meseleyi aşmanın da ötesine götürmek isteyebilirsin. Bu tercih seni bir yola sokacak ve o yoldan kim bilir nerelere gideceksin? Kapılar her yerden açılabilir. Her yerden açılmaya başladıkça içinden sonsuzluk rüzgarları esebilir. Zihnin hepsini kendi içinde kavrayabilir. Böyle olmasını istemez miydin?

Tüm bunlar neden oluyor ki? Kim bilmek ister bunu? Duvarın arkasında kalmayı tercih edenler mi? Böyle bir tercih yoksa? Böyle bir tercih imkansızsa? Tercihler ve daha çok tercihler. Yapmak zorundayız. Başkasını tercih edemeyiz.

Sanat da var değil mi işin içinde? Sadece olmaya bir renk veriyor. Bir ses katıyor olana. Her türü birleşiyor ve bir hale varıyor. Türlerinin arasında bir koşturmaca insana hayatı anlatıyor. Güzel olanın kendisi de yansıması onunla bir mana içeriyor. Bunları bilen insanın içinde doğuyor biraz da parıltı. Mutluluk da onunla birlikte hepsinin özünü tamamlıyor. Mana ve mutluluğun kendini oluşturduğu yerde varoluş yeniden başlıyor.