.: Yavuz Selvi

Dünya’da Türkiye Savunma Sanayisi ve Caydırıcılığı

Türkiye’nin savunma sanayisi son birkaç senedir oldukça gündemde. Savunma sanayisi daha çok Türkiye’nin ürettiği S/İHA’ları ile gündeme geliyor. Savunma sanayisindeki gelişmelere bakıldığında ise S/İHA’lar ile farklı gelişmeler de oluyor. Üretilen gemiler, mühimmatlar ve motorlar ile de gündemde. Bu gelişmeler altında ise Türkiye’nin uluslararası politikaları da değişiyor. Peki Türkiye’nin savunma sanayisinde S/İHA’lar dışında neler olmuştur? Bunlara bağlı olarak Türkiye’nin uluslararası politikalarında ne tür değişiklikler olmuştur?

Dünya Basınında Türk Savunma Sanayisi

Türkiye, savunma sanayisindeki eksikliği ilk olarak Kıbrıs harekâtı sırasında hissetmiştir. Yetmişli yıllarda uygulanan silah ambargosu ve harekâtlar sırasında oluşan teknik aksaklıklar bu boşluğun doldurulması gerektiğini ortaya koymuştur. Buna bağlı olarak TUSAŞ, ASELSAN, ASPİLSAN, HAVELSAN ve Roketsan kurulmuştur. Buradaki amaç savunma sanayisindeki eksikleri gidermek ve yerli savunma sanayimizi oluşturmak olmuştur.

Üstü örtük ya da doğrudan yapılan silah ambargoları ile Türkiye sürekli olarak engellenmek istenmiştir. Erdoğan da bu soruna dikkat çekerek ‘görünür görünmez birçok ambargoya ve engelleme girişimine maruz kalıyorduk’ dedi. Verilmeyen F-35’ler, Patriotlar, füzeler, motorlar Türkiye’nin adeta gözünü de açmıştır. Savunma sanayisindeki atılım sayesinde Türkiye, kısa süre içerisinde bu alandaki bazı şirketlerini Dünya’da ilk yüz marka içerisine dahi sokmayı başardı. Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) en popüler savunma sanayi dergilerinden Defense New’in satış rakamlarına dayanarak hazırladığı rapora göre Türkiye’den ASELSAN ve TUSAŞ ilk yüz marka içerisinde yer aldı. Savunma sanayisindeki bu gelişmeler Dünya basınında da geniş bir şekilde yer alıyor. Amerikan Forbes dergisinde, Türkiye’nin ilk uçak gemisi TCG Anadolu hakkında bir makale yayımlanırken, geminin denizaşırı operasyonlarda Türkiye’ye büyük avantaj sağlanacağına dikkat çekildi. Yunanistan basınında ise savunma sanayi haber portalı defence-point’de ATAK-2 helikopteri “yeni Türk tehdidi” olarak kaydedildi. İdlib’de Rusya’nın Suriye üzerinden Türkiye’ye saldırılarını arttırdığı zaman İngiltere merkezli analiz kurumu RUSI’de yayımlanan analizde geçmiş savaşlarda Koral radar sisteminin Rus teknolojisini küçük düşürdüğünü yazmıştı. Nitekim İdlib, Libya ve Karabağ’da bu çok açık bir şekilde gözlemlendi. İHA’lar ise Dünya savaş konseptini değiştiriyor. Bu duruma İHA ve SİHA üreticisi Baykar’ın Genel Müdürü Haluk Bayraktar da bir açıklama yaparak dikkat çekmişti. Bayraktar, ‘‘Tank ve benzeri ağır konvansiyonel araç ve teçhizatların dönemi kapandı” diyerek ”Robotik ve akıllı sistemler sahada oyun değiştirici rol üstleniyor’’ açıklamasında bulundu.

Caydırıcılık

Türkiye bu teknolojiler ile birçok çatışma bölgesinde olaylara doğrudan müdahale etme fırsatı bulmuştur. İlk olarak içeride PKK’yı eylem yapamaz hale getirmiştir. S/İHA’ların keşif ve operasyon kabiliyetleri ile de PKK yeniden bir yapılanmaya gidememektedir. Bu sefer Türkiye de içeride kendi egemenliğini tehdit eden örgütü bitirmeye yaklaşınca dış politikada daha faal hale gelmiştir. Türkiye, Kafkasya, Suriye ve Libya’da özellikle Rusya ile önemli bilek güreşleri yapmış ve bunların çoğunda da başarılı olmuştur. Bu bilek güreşini de askerî olanaklarınız ile yapmaktasınız. İHA’lar ve kullandıkları yerli mühimmatlar, askerin elindeki yerli üretim silahlar bu başarıların temelini oluşturmaktadır. Yaklaşık on yıl öncesine kadar İsrail’den alınan Heronlar ile başarısız operasyonlardan bu noktaya gelmemizin sebebi de tam olarak bu yerli üretim silahlar. Tüm bunlar ile Türkiye’nin caydırıcılık özelliğinin arttığını da söyleyebiliriz. Hâlihazırda PKK’nın eylem yapamaz hale gelmesi farklı terör örgütlerini de Türkiye’den uzak tutmayı başarmaktadır.

Türkiye’nin bu caydırıcılığının uluslararası alana da taşındığını görüyoruz. Doğu Akdeniz’de Türkiye haklarını deklare ederken elbette bunu uluslararası hukuka uygun şekilde yapıyor. Fakat uluslararası ilişkilerde sahada geçerli olan çoğunlukla güç oluyor. Türkiye’nin yerlilik oranı artmış ve bunun sonucunda güçlenmiş askeri gücü ile bölgede etkili şekilde bulunması Fransa ve Yunanistan gibi ülkelerin maksimalist isteklerine karşı caydırıcı oluyor.

Son olarak da Amerika Birleşik Devletleri EastMed projesini desteklemediğini Atina’ya bildirdi. Bu projede Doğu Akdeniz’in gazı, Türkiye devre dışı bırakılarak Avrupa’ya taşınmak istedi. Fakat Türkiye’nin caydırıcılığı bunu engelledi.

Sonuç olarak Türkiye, kendisine gelen saldırıları savunma sanayisindeki gelişmeler ile önlemeyi başarıyor. Üstelik Türkiye bu gücünü savaş çıkarmak için değil, realistlerin uluslararası ilişkilerde savaşı engellemek için ‘güçlü ve caydırıcı olunmalı’ ilkesi ile haklarını ve bölgesini korumak için uyguluyor.