.: Bahattin Karademir

Dünden Bugüne Ekonomi Politikamız: “Aman Çok Yol Yapma” Diyenlerle “Evladım Büyük Yapın” Diyenlerin Zihniyet Farklılığı

“Aman çok yol yapma evladım. Çok yol yaparsan Anadolu akın akın koşup buraya (Ankara) gelir” diyenlerle “Aman evladım büyük yapın. Büyük yapmaktan korkmayın” ya da “…Şuraya kim bina yapacak, buraya kim fabrika dikecek, bu topraklar ne zaman sulanacak, yollar ne zaman bitecek…” diyenlerin farklı zihniyetlere sahip olduğunu ifade etmek sanırım yerinde bir tespit olur. Bu yazıda, iş dünyasının önemli isimlerinin anı ve otobiyografi kitaplarında dönemin devlet adamlarından işittiklerini ifade ettikleri sözlerden bazılarını paylaşıp, günümüzdeki durumla ilgili kısa bir değerlendirme yapacağım. Şimdi dilerseniz iş adamı anılarına göz atalım.

Profilo Şirketler Topluluğu’nun kurucusu Jak V. Kamhi, 2013 yılında yayınlanan “Gördüklerim, Yaşadıklarım” adlı otobiyografisinde gençlik yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ile aralarında geçen kısa diyaloğu aktarır. Bu diyalog Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün ekonomik ve sosyal politikalar konusundaki görüşleri hakkında ipuçları verir. Dönemin zihniyetine ışık tutar. İsmet İnönü, anlaşıldığı kadarıyla o yıllarda büyük bölümü Anadolu’da yaşayan halkın belirli bir eğitim seviyesine ulaşmadan büyük şehirlere göç etmesinden kaygı duymaktadır. Bu sebeple sosyal hareketliliği arttıracak ulaşım yatırımlarını yapmak için henüz erken olduğunu düşünmektedir.

Yedek subaylık günlerinin birinde de Ömer  (İnönü) beni babası ile tanıştırmaya götürmüştü. İsmet İnönü o zaman Cumhurbaşkanıydı ve bu nedenle biz Çankaya Köşkü’ne gitmiştik. İnönü, oğlunun arkadaşı olduğum için bana bir hayli yakınlık göstermiş ve ne iş yaptığımı sormuştu. Ben de kendisine mühendis olduğumu ve yol inşaatlarında çalıştığımı söylemiştim. İsmet Paşa, kulağıma doğru eğilecek ve hiçbir zaman aklımdan çıkmayacak şu sözleri fısıldayacaktı: “Aman çok yol yapma evladım. Çok yol yaparsan Anadolu akın akın koşup buraya gelir.”

Bu sözleri duyunca o kadar çok şaşırmıştım ki, bir an ne cevap vereceğimi bilememişim. O zaman çok şaşırmıştım gerçi ama İsmet Paşa, ülkemizin imkânlarının son derece sınırlı olduğunu biliyordu; ülkemizin o zamanki olanaklarıyla gerekli eğitimi sağlayamayan kitlelerin, herhangi bir meslek ve beceri edinmeden şehre geldiklerinde büyük sıkıntılara maruz kalabileceklerini, öncelikle yaşadıkları yerlerde gerekli donanımın kazandırılmasının daha doğru olacağını söylüyordu. İsmet Paşa’nın ne kadar haklı olduğunu yıllar sonra anlamıştım. 

Alarko Şirketler Topluluğu’nun kurucularından, İshak Alaton’un hayat hikâyesi anlatılan “Lüzumlu Adam” adlı kitabın devamı niteliğindeki “Lüzumsuz Adam” adlı ikinci kitapta İsmet İnönü’nün oğlu Erdal İnönü’nün sözleri aktarılır. Erdal İnönü’nün, Alaton’a kendi aile kültürlerinden örnek vererek o dönemde aile içerisinde ekonomik konularda konuşmanın uygunsuz görüldüğünü söylemesi yine dönemin zihniyetine ışık tutar. İshak Alaton anılarında bu zihniyet yapısının sonuçları üzerine kısa bir değerlendirme de yapar.

Erdal İnönü bana çok enteresan bir şey anlattı. Bugün gibi hatırlıyorum. Dedi ki: “İshak Bey, Türk zihniyetinde enteresan bir şey var. Ben bunun için ilim adamı, fizik profesörü oldum. Babamın masasına ailecek oturduğumuzda her şey konuşulurdu, fakat parayla ilgili, ekonomiyle ilgili bir şey konuşmak ayıptı. Onun için konuşulmazdı.” 

Çok ilginç, adam diyor ki: Parayla ilgili, ekonomiyle ilgili hiç bir şey masada konuşulmazdı. Çünkü ayıp telakki edilirdi bir Türk âdeti olarak. Ben bundan şu neticeyi çıkarıyorum: Türk düşünce tarzında parasal olaylar ve ekonomi ilgili çözümler, çareler, sorunlar utanç verici. Konuşulmaz bunlar. Başkaları halleder. Başkaları kim? Belki de azınlıklar.  Belki de Türk zihniyetinde ekonomi ile ilgili olaylar veya sorunlar kirli olduğu için bir kenara bırakılıyor ve onların çözümü azınlıklara kalıyor. Olabilir mi? Olabilir, neler olmadı ki…

Sabancı Topluluğu’nun ikinci nesil patronu Sakıp Sabancı 2004 yılında yayınlanan “Bıraktığım Yerden Hayatım” adlı otobiyografisinde topluluğun ilk sanayi şirketlerinden BOSSA’nın kuruluşu öncesinde dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar ile babası Hacı Ömer Sabancı arasında geçen diyalogu aktarır. Bu kısa diyalog dönemin değişen zihniyet yapısı hakkında ipuçları verir. Dönemin yöneticileri devlet desteğiyle büyük projeleri hayata geçirecek başarılı girişimciler aramaktadırlar.

Türkiye için 1950 yılı önemli bir dönemin başlangıcıdır. Demokrat Parti’nin iktidara gelmesiyle ülkede özel sektöre dayalı yeni bir sanayileşme, gelişme arayışı başladı. Hükümeti yönetenler halka yakın olmak için sık sık Anadolu’ya çıkıyorlardı. Parti teşkilatları, bu gezilerde politikacıları, devlet adamlarını, mahallin işadamları ve tanınmış kişileriyle bir araya getiren toplantılar düzenliyorlardı.  

…  1950 yılında Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın Adana’yı ziyaretinde, şerefine verilen ziyafete babam Hacı Ömer de katılmıştı… Celal Bayar’ın bu gezisinde basma konusunun ortaya çıkışı için iki hikâye anlatılır. Bir anlatıma göre, Celal Bayar, “Adana’nın pamuğuyla buradaki genç kızlara çeyiz yapacak, gelinleri giydirecek, Nazilli’deki fabrika benzeri fabrikayı yapacak müteşebbis arıyorum” deyince, babam “Ben talibim efendim” diye atılmış. Diğer anlatıma göre ise, babam doğrudan talip olmuş. “Burada bir basma fabrikası yapma niyetimiz var beyefendi, sayenizde…” diyerek sözü açmış. Celal Bayar’ın cevabı, “İyi olur ama çok para ister. Hem de ileri bir tekniktir, işletilmesi için adam ister” şeklindeymiş.     

Babam, “Ne gidecekse dörtte üçümü veririm. Defaten 10 milyon ayırabilirim” diyerek cumhurbaşkanına güven vermiş. Konuşma şekli babamın bu işe kendini daha önceden hazırladığını gösteriyor. Çünkü söylediği rakam karşısında Celal Bayar, yanındakilere “Hacı Ömer bu işin kaça çıkacağını biliyor” diyor. Hele babamın, “Ben bu işin adamını da buldum. Sümerbank’tan Fazlı Turgay’a yaptıracağım” demesi üzerine, “Tamam Hacı Ömer, paran var. Adamını da iyi seçmişsin. Sana yardım edeceğim. Yakında Nazilli’ye gidiyorum. Seni de çağırayım. Gel Nazilli fabrikasını gör” sözleriyle, aradığı müteşebbisi bulduğunu göstermiş oluyor.

Nazilli fabrikasını görünce, babamın “soyunduğu işin” büyüklüğünü anlayıp ürktüğü, fakat yılmadığı söylenir.     

Sakıp Sabancı, 1988 yılında yayınlanan “Gönül Galerimden” adlı bir diğer anı kitabında, dönemin başbakanı Adnan Menderes’in Adana ve Mersin ziyaretinde kendisine aracını tahsis edip gezi boyunca da şoförlüğünü yaptığını belirterek bu geziyle ilgili anılarını paylaşır. Sakıp Sabancı’nın bu kısa gezi boyunca Adnan Menderes’le ilgili gözlemleri ve kendisinden aktardığı ifadeler ekonomi yönetimine yön veren yeni zihniyete ışık tutar.

İşte bu gezi sırasında Adnan Menderes benimle değişik konularda konuştu. Önce ne iş yaptığımı sordu. Sonra tesislerimiz hakkında bilgi aldı. Ben yeni yatırım projelerinden bahsettikçe, “Aman evladım büyük yapın. Büyük yapmaktan korkmayın” diyordu.

Ben ilk defa Menderes’in şahsında, Türkiye’yi Türk insanını bu kadar düşünen, her şeyin büyüğünü isteyen bir devlet adamı görüyordum. Yol boyunca gerek benimle, gerek yanındakilerle konuştuğu tek şey, “…Şuraya kim bina yapacak, buraya kim fabrika dikecek, bu topraklar ne zaman sulanacak, yollar ne zaman bitecek…” gibi konular idi.

Yukarıda paylaştığım kısa bölümler Cumhuriyetin erken döneminde ekonomi politikasına yön veren farklı zihniyet yapılarına ışık tutuyor. Bu zihniyet yapıları yıllar içerisinde birbiriyle birarada ve çatışma içerisinde geliştiler. Siyasî aktörler ve söylemler değişse de bunlara yön veren zihniyetler pek değişmedi.  Bugün de hâlâ yol, köprü, havaalanı inşaatı sözünü duyunca hemen “istemeyiz” diyen bir kesim var. Bu kesim hâlâ “Anadolu’nun akın akın gelmesinden” korkuyor. Öte yandan, bugün de “…Şuraya kim bina yapacak, buraya kim fabrika dikecek, bu topraklar ne zaman sulanacak, yollar ne zaman bitecek…” diyen bir kesim var. Bu ikinci kesim Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın, Başbakan Adnan Menderes’in zihniyetine sahip. Menderes’in dediği gibi “Aman evladım büyük yapın. Büyük yapmaktan korkmayın” diyorlar. Kendilerinden öncekilerin basma fabrikası açacak girişimci araması gibi onlar da araba fabrikası açacak “babayiğit” arıyorlar.  Ben özel mülkiyet, serbest ticaret ve serbest mübadele ilkelerine dayalı piyasa ekonomisinin gelişmesini desteklediği sürece bu ikinci yaklaşımı olumlu buluyorum. Bununla birlikte, devletin piyasa ekonomisinin gelişmesini desteklemeye niyetlenirken piyasaya müdahale hatasına düşmemesi gerektiğini düşünüyorum. Bu ikisi arasında ince bir çizgi görüyorum. Profesör David Schmitz’in piyasa ekonomisindeki fiyat mekanizmasını trafik ışıklarına benzettiği örneği sizlerle paylaşarak daha açık ifade edebilirim. Nasıl trafik ışıkları bozulduğunda trafik alt üst oluyorsa, fiyat mekanizması bozulduğunda da ekonomi alt üst olur. Devlet iyi niyetle olsa bile tercihli krediler, yatırım teşvikleri vb araçlarla ekonomiye yaygın bir şekilde müdahale ederse fiyat mekanizmasını bozar. Fiyat mekanizmasının bozulması iş dünyasının yanlış kararlar almasına sebep olur.  Örneğin, girmemeleri gereken sektörlere yatırım yaparlar ya da çıkmaları gereken sektörlerden ayrılmazlar. Bunun ekonomiye maliyeti ise oldukça ağır olabilir. Onun için ince çizgiye dikkat etmekte yarar görüyorum.

Ayrıca bakınız...

Liberallerin “Bu Ülke”yle İmtihanı

Liberallerin “Bu Ülke”yle İmtihanı

Bu yıl Liberal Düşünce Kongresi’nin yirmi ikincisini düzenledik. Her yıl Kasım ayında, Kapadokya’da düzenlediğimiz kongreye, ...